Fenerbahçe Olmak


 Sevdanın renklerini onlar çizdiler, herkesten önce. Çubuklu, çubuksuz forma diye ayırmadan, her yerde sarı, her yerde laciverttiler.

 Aslında her deplasmanda, her kış günündeki soğuk, çamur ve karda,  her uzak yerde, takımlarını destekleme adına,  sevdaları bir kez daha depreşirdi. Koro halinde bağırış ve çağırışları da bir takımdan çok, o renklere bürünmüş olan kendilerineydi. Artık, onlar Fenerbahçeli değil, Fenerbahçe idiler.

 Ellerinde pankartları, sırtlarındaki formaları, üstlerindeki eşofmanlarıyla onlar bir taraftardan çok, şimdi takım idiler.

 İşte kendilerinden başka kimsenin anlamak istemediği, anlamadığı da buydu. Onlar kendilerinden sessiz kalmaları, tepkisiz kalmaları istenemeyecek kadar sevdalılardı. Sevda bu!  Sesliydiler. Tepkiliydiler.Yürekliydiler. Evet yürekliydiler. Her şeyin pahasına, her yerde yürek yürek idiler.Kimse anlamadı onları.

 Yani,  onlar yeşilçam filmlerinde birbirine kavuşamayan aşıklar örneği, sevdalarını hastaneye yatırıp, ya da toprağa teslim edip evlerine mi dönselerdi? Unutup gitseler miy di? Ardından bakıp kalsalar mıy dı? Bir sigara daha tüttürüp, boynu bükük geri mi dönselerdi? Kimi evine, kimi sokağına, kimi kentine mi dağılsaydı?

 Asla!

 Onlar biliyor ki; hastaneye yatırılan sevdalı da, toprağa verilen sevda da kendileriydiler. Onlar sevdasız  olamazlar, evlerine dönemezler. Unutup gidemezler. Ardından bakıp kalamazlar.

 İki aşıkın dertleşip, tartışmalarından bile zevk alıp, “ kız bize kalsın” veya “oğlan başını kurtardı” triplerine takılıp  kalan  bir toplumun bireyleri  olarak, hiç böylesine bir sevda gördünüz mü siz?  Bir başkanınız oldu mu sizin hiç? Fenerbahçeli olması yetmeyen, kendisi de  Fenerbahçe olan bir başkan? Gördünüz mü böyle bir adam?

 Sevda, her yolun taşlarını adım gibi bilmekten geçer.Adım adım gider sevdanın yolları.

Yolda kalanları, kaldırmakla biter o yıllar. Düşene basmakla değil! Çiledir, derttir yollar. Yollar ve yıllar  adam eder adamı!

 İşte bu yüzdendir yolların kalabaklığı.Bu yolda düşen kaldırılmakta, yolda kalan sırta alınmaktadır. O yollar şimdi daha da dolacak,  şimdiye değin verilemeyen sevda diyetleri yollara serpilecektir. Nice yılların günahı arınacaktır. Günahsız yollar açılacak, serpilen diyetler, kanarya sarısı goncalara bürünecektir.

 Keza, sevda diyetleri gönülden ödenirken, Fenerbahçeye başka diyetler ödetmeye kalkanların yolları tıkanacaktır.

 Anlayın! Ne olur anlayın, özünde bu bir hak arama mücadelesi değildir. Nice haksızlıklar, göğsümüze yıllarca mezar olmuştur. Nice haksızlıklar,burada gömülmüştür.  Yürüyüşümüz hak mücadelesi değildir.

 Yürüyüşümüz, Fenerbahçeli olmayı yeterli görmeyenlerin,  artık Fenerbahçe olduklarının bir gösterisidir.

 Başkanlarından, topçusuna kadar Fenerbahçe olanların yürüyüşüdür. Renk renk, dillerde marşlar ve şarkılarla.

 Henüz, bir takım taraftarı olmaktan öteye geçememiş, bu şansı yakalayamamış olanların anlamakta güçlük çekecekleri bir konudur bu.

 İnsanlar, niye bağırır, niye “Başkan! Başkan!” diye inletir, niye “düşürün bizi, düşürün” diye yalvarır, niye “ Bankasya’da olsa yolumuz, tükenmeyecek soyumuz” diye çığırır?

 Niye?

 Anlamazlar! Bilmezler!

 Oysa Fenerbahçe, uğruna savaş vermektedir. Fenerbahçe, sevdayı dik ve ayakta tutmaktadır. Fenerbahçe, sevdayı temiz kılmaktadır. Fenerbahçe sevdanın heykelini oymaktadır..

 Fenerbahçe, Fenerbahçe olmaktır.