“Eğitimde ve Kültürde Yeni Ufuklar:Köy Enstitülerinden Günümüze” Çalıştay’ı üzerine


Aslında katılımcı sayısı ve katılımcı niteliği açısından memnuniyet verici bir ortam yaratılmıştı. Belki Çalıştay düzeneği olan yuvarlak masa etrafında buluşma fikri çok daha yararlı ve verimli olabilirdi. Lakin mekanın fiziksel şartları sanırım pek uygun değildi. Bu  husus bir eleştiri olarak değil de daha sonraki toplantılar için bir öneri olarak değerlendirilmelidir.

Çalıştay Komitesi’nin açıklamalarından öğreniliyor ki; bu Çalıştay sonrasında alınacak karar ve ortaya konacak programlardan, 2011 Yılı 14- 15 Nisan Tarihlerinde Köy Enstitüleri’nin Kuruluşu’nun 71. Yılı Kutlama Etkinlikleri de ortaya çıkacak. Dahası bu program, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ile birlikte gerçekleştirilecek.

Bu yönüyle ümit verici, duygulandırıcı bir çalışma ortamıydı. Lakin, Kuruluşunun üzerinden 70 Yıl, kapanışının üzerinden ise nerdeyse 60 Yıl geçmiş Köy Enstitülerine bakış tarzımız, hiç değişmiyor. Yıllar geçiyor ama bizim onlara bakış tarzımız hiç değişmiyor. Belki bu değişmemişlikten medet ve yarar umanlar olabilir. Ancak, bu değişmemişlik pek de ufuk açıcı, vizyon verici bir uygulama değildir.

En azından bu Çalıştay’da farklı bir bakış açısı bulabilmeli, yeni bir söyleme sahip olabilmeliydik.

Köy Enstitülerine, hala  salt  “Köy Enstitüleri” gözüyle bakıyoruz. Oysa yaklaşık 70 yıldır Köy Enstitüleri hakkında yazılmayan yazı, yapılmayan inceleme, araştırılmayan konu kalmadı.Keza, kendi mecrası içinde yeni araştırmacılar, bilim adamları, tarihçiler yine yazacak, yine konu edinip tezler, kitaplar hazırlanacak. Buna bir itirazımız olamaz ve olmamalıdır. Ancak bu ve benzeri  Çalıştayların konusu ve amacı, yeni bir araştırma ,yeni bir kitap, yeni bir inceleme olmamalıdır. Tarisel süreç içinde bu konuda ne yazılacak ise yazılmaya devam olunacak, tesbitlerim doğrultusunda 80-90 bin sayfaya ulaşmış Köy Enstitüleri külliyatına her gün yeni sayfalar eklenecektir. Ancak Çalıştay’ın öncelikli konusu ve amacı bu değildir ve olmamalıdır.

Diğer yandan, Köy Enstitülerine hala salt “Köy Enstitülüler” gözüyle bakıyoruz. Oysa yaklaşık 70 yıldır Köy Enstitülülerin anıları, hatıraları, hikayeleri, destanları yazılmış ve yazılmaktadır. Köy Enstitülüler tarafından yazılmayan bir hikaye, bir destan kalmadı. Keza, kendi mecrası içinde çeşitli Köy Enstitülüler hala yazacak ve yazmaya devam edecektir. Üstelik yazılan bu anıların, bir çok detay ifade ettiğini ve  bu   detayların Köy Enstitüleri için önemli bilgiler içerdiğini  de bildiğimiz ifade ederek, yazmaya devam olunacaktır. Buna da bir itirazımız olamaz ve olmamalıdır. Ancak bu ve benzeri Çalıştayların konusu ve amacı yeni bir Köy Enstitülünün anılarını derleme, dinleme olmamalıdır. Tarihsel birikimler kapsamında yazılmaya devam olunacak anı ve destanlar ile külliyatın artmasına devam olunacaktır. Ancak yine ifade etmeliyim ki; Çalıştay’ın öncelikli konusu ve amacı bu değildir ve olmamalıdır.

Önemli olan Köy Enstitülerine ve onun mezunlarına  “ Köy Enstitücü” gözüyle bakabilmektir. Köy Enstitülerine ve Köy Enstitülülere sahip çıkabilmek, mirasını koruyabilmektir. Etkin olan, sürdürülebilir olan, yararlı olan bu olmalıdır.

Ne demektir Köy Enstitücü olmak?

Köy Enstitücü, Enstitülere, Enstitülülere sahip çıkandır. Onları yaşadıkları, yazdıklarıyla yetinmeden, onların yaşadıklarına sahip çıkmaktır. Üretmektir. Korumaktır. Saklamaktır. Aramaktır. Biriktirmektir.Yapmaktır.İnşa etmektir.

Köy Enstitücü, karşıya geçip olan biteni dışardan izlemek değildir. Salt yaşananlar ve yazılanlar üzerine kafa yormak değil, adım atmaktır. Yılda bir defa bir araya gelip horon tepmek, anılar depreştirmek değildir.

Köy Enstitücü, yılda bilemediniz iki defa bir panele, sempozyuma katılıp araştırmalardan, yazılanlardan bahsetmek değildir.

Köy Enstitücü, anmak ve hüzünlenmek değildir. Ağlama duvarı önünde yitirdiklerini anmak, arınma adına yılda bir defa hac’a gitmek benzeri, yıkılmış, köhnemiş, kapanmış, çökmüş okul binalarını gezmek değildir.

O binalara, o topraklara, o dersliklere, o yurtlara sahip çıkmak, bilmek, korumak, üzerine yeni bir şey inşa etmektir.

Çalıştay’da Sayın Mustafa Gazalcı’nın “ Eski Köy Enstitüleri yerleşkelerine sahip çıkmalı, onları anıtsal bir mekan olarak korumalıyız” önerisi anlatmak istediğim Köy Enstitücü bakışa bir örnek teşkil etmelidir.

Keza başka bir katılımcının, “ Hasanoğlan  Yüksek Köy Enstitüsü Binaları üzerinde  yalnızca Öğretmen Yetiştiren bir Üniversite’nin kurulması, diğer Köy Enstitüleri Binalarında ise buna bağlı Eğitim Fakültelerinin oluşturulması, böylelikle standart bir eğitim politkasının hayata geçirilebileceği” fikri ve önerisi Köy Enstitücü bakışa başka bir örnek teşkil etmektedir.

Genç bir öğrencinin, “ Hiç bir şey yapılamıyorsa bile bu boş arazilerin ekilip, biçilmesi, yeşertilmesi” önerisi, Köy Enstitücü bakışın narin bir yansımasıdır.

Köy Enstitücü bakış Fotoğraftaki Dicle Köy Enstitüsü eski binalarına bir sergi  evi kondurabilmek, orayı bir sanat yuvası yapabilmektir.

Eğer vakit müsait ve konuşmaya da niyetli olsam, ifade edeceğim öneri de, Köy Enstitücü bakışın bir başka ifadesi olabilirdi. İlk adımda Köy Enstitüleri Belgeliği, ikinci bir adımda Köy Enstitüleri Kütüphanesi, son adımında ise Köy Enstitüsü Müzesi oluşturma amacında çeşitli projelerin hayata geçirilmesi çalışması.

Köy Enstitücü bakış, zorlu, meşekkatli,yorucu bir çaba demektir.Bunun formülü de Çalıştay esnasında Sayın Figen Kadriye Çetiner tarafından da dile getirilmiş bulunmaktadır. Beyin, kalb ve kas gücümüzü kullanarak bir şeyler yapmak. Şimdiye değin kalbi hislerle davranıp, gözümüzün kalbi damarlarını çalıştırmış bulunmaktayız.

Sanırım, asıl sorunun bakış tarzımızda olduğunu fark eder, nostalji ve trajikomik seansları yaşamadan, gerçekle yüzleşmeyi becerir, “ Köy Enstitüleri” ve “ Köy Enstitülüler ” i başka bir platformun konusuna bırakarak, bu Çalıştay’da,  Köy Enstitücüleri’nin çaba ve becerilerine imkan tanırız. İnanın bu tercihin en çok sevinenleri de Köy Enstitülüler olacaktır.

Doğrusu, Köy Enstitülü bir öğretmenimin bana dönüp; “ Haldun, 60 yıldır hiç bir şey yapamadık, ne bir Enstitütüyü yeşertebildik, ne de yanına bir şey inşa edebildik!” demesinden çok korkuyorum.

Hele ki “ Yapamadınız!” demesinden.