Önsöz

Sayısı milyarlara varan web sitelerinin bir yenisine başlarken, “yazıyla başlamak” gerekirdi zaten. Elbette her şeyden önce yazısız olamazdık. Yazacak çok şeyi olanların ilk derdidir “ nasıl yazmak” gerektiği?

Yazıyla başladık. Nice resimler, görseller süsleyecek zamanla yazılarımızı. Kim bilir vakit ve imkan bulur isek de kulaklarımız da nasibini alacaktır. Ama asıl olan yazıdır. Söz arkada kalandır.

İstedik ki, “nasıl yazmak” gerektiğine karar verenler ile henüz bu konuda kararını veremeyenler buluşsun.

Yazısız olmaz diyenler, yazsın. Okuyanı olur mu bilinmez ama yazmak işini üstlenmiş olanların pek de derdi değildir bu. Biliriz ki her yazının bir okuru vardır. O’ yazan bile olsa!

Bizler için dilimizi yazabilmek önemliydi, hep de önemli olacaktır. Yani Türkçe yazılacak. Güzel dilimiz yazılacak.

Niye yazılacak?

Niye yazılacak diye soranlara ise cevabımız ise pek o kadar açık değil doğrusu. Siyasetin dışında kalmış ama ülke sorunlarını yalnızca bir siyaset sorunu olarak görmeyen insanların bir derdidir bu. Başka ne var?

Ülkede siyaset bir erk sorunu değildir yalnızca. O ülkenin kitapları, o ülkenin fotoğrafları, o ülkenin elbiseleri, pulları, paraları, takvimleri, belgeleri, fermanları, tombakları, süsleri, takılarıdır da.

O ülkenin insanın yanındaki, üstündeki, cebindeki, sandığındaki, rafındaki, dolabındakidir de.

O ülkenin şiiridir, şarkısıdır, marşıdır. O insanın mektubudur, resmidir, kartıdır.

İstedik ki bunlar da yazılsın. Hatta bunlar yazılsın.

Haldun Cezayirlioğlu yıllar içinde biriktirdiklerini sizlere yazacak. Kaybolup giden zamana dur demenin mümkün olmadığını bilerek, zamanın yanında götürmek istediklerine “dur” demenin ne olduğunu yazacak. Zamanın beraberinde yitip giden bir yapıdan, bir dokudan, bir renkten, bir cisimden yazacak.

Aslında zamanın beraberinde yitip giden o kadar çok şey var ki! Önce anılar yitip gidiyor, sonra anlarını unuttuğumuz eşyalarımız. Giysilerimiz, aletlerimiz, edevatlarımız hatta yemeklerimiz. Belki bu yitip giden yemeklerimiz bizim yazı konumuz olmayacak ama içimizde hala anamın iyi yaptığını bildiğim “pişirge” kokusu yer bulacak. Yılların aşının hala bir tarif bulamayışı bile yazılmaya değer aslında.

Yazıya başlarken ve de bunu güzel dilimle yaparken, bu dilin, Türkçe’nin ve alfabesinin kısa da olsa bir tarihçesini vermemek olmazdı. Öyle de yaptık, ilk alıntı yazılarımızı bu konudaki iki ayrı yazara ve görüşe verdik.

İlki, Prof.Dr. ismet GİRİTLİ’nin “ Harf İnkılabı ve Atatürk” makalesi diğeri ise Dr. Elif Asude TUNCA’ya ait “ Türk Harf Devriminin Halka Tanıtımı Çalışması” adlı çalışmasıdır. Böylece iki farklı kuşağı bir konuda bir araya getirmenin de hazzını da yaşayacaksınız.

Sakın ola ki sormayın; “yitip gidenler arasında yoksa dilimiz de mi var?”

Sormayın, var!

………………………………

Yazı başladı.

Kendimize ait ne varsa yazılmaya çalışılacak. Sınırlarımız zaten belli ve belirgin. Çünkü o kadar az ki zaten.

Yitip giden değerlerimize ait nerede bir yazı olsa alıntı yapılıp sayfalarımıza eklenecek. Kendi çalışmalarımızdan söz edilecek. Dahası söz söylemek isteyenlere yazma imkanı var.

Ne diyeyim, yitip gitmeyin.

One thought on “Önsöz

  1. Yazı başladısa mən də Halil Fikret,Mühitdin bəy,Məmduh,Münif Paşa,Səid və Cəlaləddin Ünsizadə qardaşları,” Məktəb məcmyəsi” və başqa mövzularda yazı hazırlamağa söz verirəm.

    Hörmətlə,Nazim Nəsrəddinov (Şirvani ).

Bir Cevap Yazın