Nostalji Takvimi: Mayıs 2018

mayıs 2018 2Mayıs’ın yaptığına bakın hele! Bakın şunun yaptığına!

Belli ki güzelliğine güvendi haspa, belli ki gençliğine, dinçliğine. Dişiliğine!

Mayıs, dişidir. En güzel dişidir. En cilveli, en cevvali! Uzun etekli bir dişi. Uzun boylu, uzun saçlı bir dişi.Upuzun bir dişi.Sandaletli, melon şapkalı bir dişi. Fularlı, halhallı bir dişi.

Maviler içinde, kırmızılara sarılmış bir dişi. Yeşiller örtünmüş, sarılar saçmış bir dişi. Gördüğün, göreceğin en güzel dişidir Mayıs!

İşte bu yüzdendir ki, hiç şimdiye değin yapılmamışı yaptırmış, aksatmış, erteletmiştir bana yazmayı. Boşuna değil, hiç bir şey!

Bu güne bıraktırmıştır yazmayı, tutkusu. Kapılıp gidişimiz. Yok sayışımız hayatı.Yok sayışımız kendimizi.

Belli, Mayıs dişidir. Ama en güzeli….mayıs 2018 2

Nostalji Takvimi: Nisan 2018

april2Ve aylardan Nisan!

En güzel yazılarımı Nisan’a yazdım ben. En güzel iltifatları ona yaptım. En güzel sözlerim  onun içindi hep.

O Nisan’dı. Farklıydı. Tazeydi. Renkti. Kokuydu, sesti.

Nisan bambaşka bir dünya, renkli bir rüyaydı. Tekti.

Nisan korkular büyütmez, hayaller üretirdi. Nisan, hayalleri olan insanlarıydı. Hayaller kurardı, kurdururdu.

Nisan yavaş değil,sakin, aceleci değil yatıştırıcıydı.

Nisan, bizdendi.

 

Nostalji Takvimi: 2018 Mart

marc calendarMart. Söylenişi kadar sert aslında. Kış mı, bahar mı? Bilemezsiniz asla. Kapalı kutudur. Yalnızdır. Dostu yoktur. Hırçınlığı da ondandır zaten.

Mart. Bilindiği gibidir, her dem. Güvenilmez. Bilinmez. Sırt verilir de dayanılmaz. Kıskançlığı da ondandır zaten.

Mart. Hissizdir. Duygusuzdur. Şensiz, mutsuzdur. Gülmez, güldürmez. Kabalığı da ondandır zaten.

Mart. Acımasız, kalpsizdir. Duygusuz, sorumsuzdur. Acı verir, mutsuz eder. İşte ondandır, insanlarla oynayışı, onları alaya alırcasına çıldırtışı!

Ah Mart!

Biliyorum seni. Tanıyorum. Lakin, elimden gelmez durdurmak, dur demek!

Nostalji Takvimi: Şubat 2018

Ankara makarna takvimAylardan Şubat.

Ayların en küçüğü, güzelliklerin en küçüğü. Ayların en yorgunu, güzelliklerin de.

En az doğum yapılan ay. En az evlenilen ay.Her zaman, her yerde en büyük tatil ayı.Kıdem ayı.Kader ayı.

Sergi ayı, şölen ayı. Tarlaların, toprakların devşirme ayı.

Güzellerin gizlenme ayı, nazlıların saklanma ayı.Çiğdemlerin uyanma ayı.Ah o nergisler.. İzmir’in nergisleri bir de.

İşte tam da bunun için, Şubat; kent ayı değil, köy ayı. Köylü ayı.

Yıl Yeni mi?

gül haldunYıl yeni mi?

Bilmiyoruz, yıl yeni mi? Yeni bir yıl mı?

Yoksa her şey eskisi gibi sürüp gidecek mi? Huzursuz ve mutsuzluk genlerimizde yer bulacak mı? Soğuğun içine karışmış, hatta onunla yeni bir güç bulmuş umutsuzluk ne yapacak?

Kaldırımların kalabalıklığı, yolların akmazlığı, sokakların karanlıkları ne olacak? Yerlere tükürmenin, çöpünü ağaç diplerine sokmanın özgürlüğü, hükümranlığını ilan edecek mi?

Her şeyi marketlerde satılır hale getirmenin basit kurnazlığı, insanlarımızı hasta etmeye devam edecek mi? İnsanları, ” cebinden parası alınan zavallılar” haline getirmenin kanunu çıkacak mı?

Ya hastaneler? Bari sıralardan kurtulsak, ya da kanlarımızı geri verseler, evlerimize dönsek ! Ya da bir yolunu bulsalar da, hastalara artık akıllı telefonlar baksa!

Tren gişeleri, yılda zaten iki kez olan karmaşasını, bari gidermiş olsa! Yılda iki kere de olsa, gidebilsek bir yerlere.

Güzel kızlar, ellerindeki telefona eğilmeden yürüse de, yüzlerini görsek! Kendi kendilerine konuşmasalar artık! Gülmeseler! Ah, gülmeseler!

Şu kar da yağacaksa yağsa artık! Rusya’dan gelse de içimize girse! Bir hain, bir ajan gibi sokulsa, gecenin karanlığında. Lapa lapa olsa.

Peki, şu soğukta, hala Mayıs’ın ruhunda kalmış güller ne olacak penceremin dibinde? Gonca gonca birbirine sarılmış pembe güller, kırmızı güller, beyaz güller. Ne olacak bu güller?

yeşil haldunİçim kararıyor. İçim yanıyor. Kimler aç kalacak yine bu ayazda? Otogarda, hava limanında, istasyonda.Yolda!

Nasıl da yok oldu, ışıltılı, parıltılı o yılbaşı neonları? Nasıl kayboldu, Kızılay, Bahçeli, Tunalı Hilmi? Yıl başı akşamları! Yıl başı eğlenceleri!

Yaşımızla oynandı belli. Bu genlerimizle artık biz değiliz. İsyanımız bu kadar, artık asla genç değiliz.

Selamsız sefasız günler geçiyoruz, bu kalabalıklar içinde. Yan yana yürürken hatta. Bir çay içerken ayakta!

Bir akıllı telefon, bir yalan -dolan, bir pislik, bir beceriksizlik, bir açlık, bir yokluk. Ah yoksulluk olmasa!

Olmasa ne olurdu ama?

Geriye kalan, hürriyet, adalet, müsavat ve uhuvvet!

Yeni yıl olmasa da!