Tan yeri gibi ağarıyorduk!

KE2Hazır yiyici değildik, tan yeri gibi ağarıyorduk.

Evet doğruydu, yalnız çamur- toprak değildi kardığımız, el kardık, yürek kardık. Birbirimizi sardık.

Günü geceye kattık. Durmadık. Biliyorduk sabahı var bu karanlıkların. Sabahlar için tırmalıyorduk.

Hazır yiyici değildi hiç birimiz, tan yeri gibi ağarıyorduk.

Hatırlıyor musunuz?

KE1“Öğrencisi, öğretmeni, usta öğreticisi ile Köy Enstitülüler bir destan yarattılar. Yarattıkları efsane; yeşeren toprak, yükselen yapı, ışığa dönüşen su, dayanışma, paylaşma, aydınlanma, özgürleşme demekti. Onlarınki yalnızca eğitim değil, bir yaşam biçimiydi. Onlarca yazar sanatçı, bilim insanı ve milyonlarca öğrenci yetiştirdiler.”

1940-1946 aralığında Köy Enstitülerinde 15,000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750,000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1,200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.

Başında kasketli –kasketsiz, urbalarıyla, pantolonlarıyla, kim bilir hangi binanın, kim bilir hangi ışığın binasıydı bu yaptıkları, hatırlayanınız var mı?

Göreniniz, bileniniz!

Terlerini akıttılar, Anadolu’nun bozkırına. Boz elbiseler içinde, boz yüzlü bu çocuklar.
Yeşillerine yeşil kattılar, Anadolu’nun. Küçücük elleriyle, yarattılar.
Birbirlerine sığındılar, yakan güneşin andacında, yanmadılar.
Toprak oldular, kiremit oldular, sıva, beton, çamur oldular. Karıldılar.

Yüreklerini verdiler Anadolu’nun toprağına.
Ana oldular, birbirlerini doyurdular.

Hatırlayanınız var mı? Var mı?

Köy Enstitülü Nail Çağlayan Öğretmeni Kaybettik!

IMG_2585IMG_2629

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cennet yasta! Bu gün bir koca çınarı daha kaybettik!

Çok değil, 5 ay önce Eylül Ayında Dikili’deki evinde kendisini ziyaret ederek, elini öpüp, sohbet ettiğim, Kızılçullu Köy Enstitüsü 1944 yılı Mezunu Nail Çağlayan öğretmenimizi kaybettik.

Uzunca bir sohbetti o gün, ne biz kolayca ayrılabilmiştik, ne de kendisi izin vermişti ayrılmamıza. Konuşmak istiyordu, anlatmak istiyordu, bildirmek istiyordu.

Hala öğretmek istiyordu. Öğrendim de; o her konuşmasında, kadınlara “ Ana” diyordu, ana diye hitap ediyordu. Onlar yücedir diyordu.

O’nu saygıyla anacağım. O’nu hep arayacağım!

Köy Enstitüleri Sergisi Yok.

KE İnönüÇok yazık.. 24 Kasım Öğretmenler Günü için programladığımız Köy Enstitüleri Sergisini yapamıyoruz, açamıyoruz.

Suçlu aramak, suçlu bulmak değil niyetim. Belki de en büyük suçlu benim. Öyle ya, kime ne Köy Enstitülerinden?

En çok da, “ Gel bu sergiyi 24 Kasım’da Konak Belediyesinde açalım” diyen Serpil Gedik Birsin’den, “Gel bu sergiyi 25 Kasım’da Ankara Milli Eğitim Şura Salonundaki gösterimde açalım” diyen Pınar Ayhan’dan özür dilerim.

İlk günden beri, sergiye film ve malzeme desteği sağlayan BTA Oyuncuları yönetmeni Hayrettin Filiz’den özür dilerim.

Ve de Dicle Köy Enstitüsünün Kurucu Müdürü dedeleri Nazif Evren’in, nadide belgelerini sergimde paylaşmayı kabul eden, Ödül Evren Töngür ve Naz Evren’den özür dilerim. Olmadı!

En büyük özür ise, onca yaşlarına rağmen, sergimin açılışını onurlandıracak iki Köy Enstitülü çınar, İlyas Bey ( İlyas KE KızılçulluKalay) ve Huriye Saraç öğretmenlerime.Onlardan özür dilerim. Yapamadık!

Başka bir yerde, başka bir zamanda, başka bir insanla!

Bir gün olacak.