Demirci Ellikleri

” Bu yazı Demirci Kültürü üzerine  bilgi derlemek, gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla  hemşehrim Rasih ÇETİN tarafından hazırlanmıştır.”
Manisa’nın en doğusundaki ilçesi Demirci’nin 100 yıl önce bölgenin ticaret merkezi olup,
nüfusunda 185 gayrimüslim vatandaş barındırdığını ve şehrin merkezinde faaliyette olan bir kilise ve çan kulesi olabileceği hiç aklınıza gelir miydi!
20.yüzyıl başlarında Demirci kasabası, Aydın Vilayetine bağlı Saruhan
sancağının “Demirci” adlı kazasının merkezidir. Yedi binin
üzerinde nüfusa sahip kasabada  on yedi mahalle, çeşitli esnaf kollarına ait çarşılar, türlü yiyecek maddelerinin alınıp satıldığı pazar yerleri bulunmakta ve şehrin muhtelif yerlerindeki hanların varlığı ile oldukça hareketli bir ticari hayat görülmektedir. Ticari hayattaki bu hareketlilik(Halı dokuma,debbağlık, saraciye, ayakkabıcılık, üzüm yetiştiriciliği ,demircilik, palamut ihracatı değirmencilik) beraberinde ilgi ve dikkati getirmiş, Demirci kasabası yakın veya uzak köy, kasaba, kaza ve vilayetlerden göç alamaya başlamıştır.
Demirci’de nüfusun büyük kısmını Türkler oluşturmakla birlikte çeşitli
etnik gruplar da bulunmaktaydı. 1904 yılından önce de gayrimüslimlerin yaşadığı bilinmektedir.
1531 yılında Demirci dahilinde Müslüman nüfusun yaklaşık 3041,
gayrimüslim nüfusunun ise 456 kişiden oluştuğu ve her ikisinin toplamının da
yaklaşık olarak 3497’ü bulduğu tespit edilmektedir.1575 yılında ise gayrimüslim nüfus 11 hane ile 60 kişiye düşmüştür.Ancak nüfusun büyük kısmının Demirci dışından geldiği anlaşılmaktadır. Demirci’ye gelen göçmenlerin bir kısmı Yanya vilayeti, Midilli, İmroz ve Limni adaları, Atina, Selanik vilayeti ve Girit vilayetinden gelmişlerdir. Demirci’ye Yunanistan ve Ege adlarından kaynaklanan bu göç hareketini dönemin genel siyaseti ile açıklamak gerekmektedir. Yunanistan 1830’da kurulduğunda, Rumlar özellikle Mora, Teselya ve Ege adalarında yaşarken XIX. Yüzyılın sonlarında Batı Anadolu’daki Rum nüfusun arttırıldığı görülmüştür. Yunanistan’ın bu siyaseti “Megali idea” ile tanımlanmaktadır.
Demirci’ye gelen göçmenlerden 22 kişi Yanya vilayeti, 7 kişi Midilli, 5 kişi Limni, 2 kişi Selanik, 12 kişi Kütahya, 11 kişi Kasaba [Turgutlu] doğumludur. 98 kişi de Demirci Pazar (Hristıyan) mahallesi doğumludur.
Gayrimüslim nüfus defterinde, kayıtlı toplam 63 hanede 42 meslek erbabı bulunmaktadır. Bu meslek erbapları daha ziyade Müslüman Osmanlı tebaasının yoğun olarak meşgul olmadığı işleri yapmaktadırlar.  Meslek sahipleri arasında Papaz bulunmaktadır. Demirci’de gayrimüslimlere ait bir kilise bulunmaktadır. Kilisenin yerinin ise Birlik Caddesi üzerindeki Belediye Pasajı’nın bulunduğu yerde olduğu bilinmekte ancak ne zaman yapıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Boyacıoğulları-Alakese, Demirci’deki Gayrimüslimlerin meslekleri hakkında Müslüman halkın yapmadıkları bazı işleri yaptıklarını ifade etmektedirler: “Demirci’de azınlık olarak Rumlar, Fırıncılık, değirmencilik, kuyumculuk, terzilik ve boyacılık yaparlardı. Sanatkâr Rumlar ise her yaz inşaat mevsiminde Adalardan gelerek köprü, bina ve yol işlerinde çalışarak kışın memleketlerine dönerlerdi. Meşhur yerli Rumlar ise: Manifatura mağazası sahibi çok zengin Lord, Demirci Reji memuru Aleksan, Sivastopol lakaplı Kasabalı Kosti ve kardeşi ilme boyacısı, ilme ticareti ve halı imalatı yapan İlya, Aleksi ve damadı Kel Yorgi”
20. Yüzyılın hemen başında Demirci kasabasında mahalle oluşturabilecek sayıda gayrimüslim Osmanlı tebaasının yaşadığı görülmektedir. 61 hane ve 185 kişi olarak kayıtlı nüfus ortalama bir köy veya eski bir mahalle ölçeğinde sayılabilir. Toplam gayrimüslim hane ve nüfusun büyük çoğunluğunu Rumlar oluşturmaktadır. Rum ve Ermenilerden başka herhangi bir gayrimüslim tebaa bulunmamaktadır. “Canım Arslan oğlu, Çantalı oğlu İstifaniki, Heci Kunduz oğulları, Helvacı yetimi oğlu, İmrozlu oğlu, Somalı Çoban Nikola, Yapıcı Andon oğlu” örnekleri Müslüman tebaa gibi gayrimüslim tebaanın da lakap kullandığını göstermektedir. Görüldüğü üzere Rum erkek ve kadınları Rumca, Ermeni erkek ve kadınları ise Ermenice adlar taşımaktadır.
Bu durum da 20.yüzyıl başlarında Demirci kasabasında aktif ve göç çekebilecek düzeyde ticaret ve zanaat faaliyetlerinin olduğunu düşündürmektedir. Kayıtlarda genç sayılabilecek bir yaş grubunun olduğu görülmektedir. Genç nüfus göçü, Demirci’nin bugünkü durumunun aksine 20.yüzyılın hemen başında cazibe merkezi bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.
 Günümüzde Demirci ilçesinde herhangi bir Rum ve Ermeni nüfus bulunmamaktadır. Yaklaşık bir yüzyıl önce bir mahalle oluşturacak sayıdaki Rum ve Ermeni Osmanlı vatandaşları, Mütareke yılları, Kurtuluş savaşı, Mübadele ve çeşitli nedenlerle Demirci’den tekrar göç ettiler. Ancak onlardan geriye bazı izler kaldı. Demircililerin “Çatıkkaşların evi” diye niteledikleri Mektep Caddesi 27 nolu ve 1900-1901 tarihli bina ile Yine Mektep Caddesi 29, 30 ve 32 nolu binaların Rumlardan kaldığı; Mithatpaşa Mahallesi yakınındaki Hıristiyan Mezarlığı mevkiinin Gayrimüslimlerin mezarlığı olduğu iddia edilmektedir.
 Ayrıca Demircililer gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarını “ellik” olarak nitelendirmektedirler.”
Kaynak–CBÜ.Doktorta çalısmalarından faydalanılmıştır.

Latin Kül Kedisinin Hikayesi: Eva Peron

Evita” Sayfalarımızı zaman zaman konuk yazarlarımıza açıyoruz. Beğendiğimizde, yeni bir şey öğrendiğimizde ve gerek gördüğümüzde. Bu yazı da işte o tür yazılardan biri benim için. Rasih ÇETİN, daha önce yazılarımıza yorumlar yaparak konuğumuz olmuştu. Bu kez de bir yazısıyla bizimle.” 

Don’t cry for me Arcintina nağmesini günlerdir mırıldanıp duruyorum .Takıldım bir kere.Şarkıyı çok kişi söylüyor ama ruhunu veren Joan Baez.Diğerleri show yapıyor gibi geldi bana.Hüznü,acıyı yansıtamıyorlar. Dinleyince hissediyor insan. Şarkı Evita’nın acılı öyküsünü konu alıyor.İşin içinde askerlerin zulmü de olunca domino etkisi yapıp efsaneleştiriyor.
1952 yılında kanserden vefat eden Eva Peron’un öyküsü şöyledir:
Beş çocuklu fakir bir ailenin kızı olan Evita aktris olmak isterken kendini politikanın içinde bulur.Eva radyoculuk yaparken Juan Peron’la tanışır ve politikada beraber yükselirler.Juan Başbakan,Evita çalışma Bakanı olur ve halka verdiği sözleri tutarak halkın sevgisini kazanır.Fakir halkın aylık ücretlerini artırır,onlara yiyecek giyecek yardımı yapar.
Halkın sevgilisi olan Evita,ölümünden bir yıl önce Başkan yardımcılığı seçimlerine hazırlanırken amansız hastalığa yakalanır ve Amerika’da ilk defa denenen kemoterapi tedavisinde denek olarak kullanılır.Ama sonuç olumsuzdur. Çok genç yaşta (33) Arjantinlileri yasta bırakır gider.Cenazesi Bounes Aires’e getirilir,Arjantin’de ulusal yas ilan edilir ve naaş mumyalanır.
Askerler akabinde darbe yaparlar.16 yıl diktatörlükle yönetilen halk çok acılar çeker, ancak 1973 de demokrasiye geçilebilir.Askeri dönemde kaybolan Eva’nın cenazesi İspanya’dan geri getirilir.Halkın efsanesi haline gelen Evita (Küçük Eva )hakkında filmler ,şarkılar yapılır,Halk kahramanı ilan edilir.
Mota mot tercüme yerine, yorum yaparsak bana şöyle geliyor.
“Ağla Evita,ağla
Ağlamak çok yakışır sana
Kadere isyan etme sakın ha!
Melekler de ağlar hatırana
Arjantin seni anlayamasa da
Hayrandır senin gözyaşlarına.
Sen her şeyi yaptın,
Halkın mutluluğu için
Bırakmadı Tanrın,
Daha fazlasını yapasın.
Kadere isyan etme sakın,
Bak nasıl ağlar sana Arjantin.”
Don’t cry diyor beste ama algı hıçkıra, hıçkıra,içini çeke, çeke ağla gösteriyor.Ben şarkıyı dinledikçe verdiği acıdan,hüzünden bunu hissediyorum.
Arcintina kelimesi tekrarlanınca bir havuzda nazlı nazlı süzülen beyaz kuğuları hayal ediyorum.O kadar güzeller ki okşamak için dokunmaya dahi kıyamıyorum.Arcintina’dan kasıt ülke değil,Latin halkıdır.O kadar masumlar ki Postallarla tekmeliyorlar bizim kıyamadığımız kuğuları askerler.
Ah Evita ah! Nerden bilebilirdin Arcintina’nın kaderini. Senin cenazeni bile kaybettiler halka unutturmak için.
Evde kalmış, kalbi yufka ,alıngan kızlara anneleri ne kadar derse desin, o sözler kızın daha bir hıçkırmasına vesile olduğu gibi, Evita’ya yapılan çirkin iftiralar ve karalamalar da halkın O’na sevgisini kamçılayıp, bir efsane haline getiriyor.

Bakın, o şarkı bizleri dahi etkiliyor. Kilometrelerce uzak mesafeden acı veriyor.Ben her defasında çok etkileniyorum o şarkıyı, o dizeleri duyduğum zaman. “Arcintina” ya kıyamıyorum,

Rasih ÇETİN- İZMİR

 

Ankara’da Roma Dönemi İçme Suyu

Ankara’da Roma Dönemi İçme Suyu*

Roma döneminde Ankara’ya kentin doğusunda yaklaşık 40 km uzaklıkta Elmadağ’daki Pınarlardan su getirilmiştir. Suyolunun 1. yüzyılda İmparator Trajanus döneminde yaptırıldığı ve İmparator Caracalla tarafından yaptırılan büyük Hamam yapımı sırasında onarıldığı kabul edilmektedir.

7. yüzyılda Ankara Araplar tarafından alındığında suyolunun bozulduğu ve taş boruların

Roma Su2Ankara Kalesi’nde kullanıldığı görülmektedir. Suyolu izlerine Ankara kenti içinde yapı temelleri kazımı sırasında rastlanılmıştır. Basınçla çalışan kısım Cebeci İstasyonu’ndan

Çankırı Kapısı’na kadar olan yerdir. (N. Fıratlı, 1949)

Tespit edilen taş borular şöyledir.

Kullanıldığı yerler Taş boru iç çapı cm

Ankara Kalesinde görülen borular 30

Ulus Posta Caddesinde bulunan borular 25

Çokça rastlanılan 22

Kent içinde kullanılan boru 8

Taş borular Ankara andezit taşlarından yapılmıştır. Düşük yerlerde Vanalar mevcuttur. Vana görevi konik taşlarla sağlanmıştır.

Ankara’da çıkarılan taşlar Roma Hamamı’nda yan yana dizili bulunmaktadır. Taşlarda vana izleri görülmektedir. ( M.Bildirici)

Ankara Roma Hamamı Arkeolojik kazılarının sergilendiği Bahçede Ankara İçme suyu hattında kullanılmış Andezit taşından borular bulunmaktadır. Cenabı Ahmet Paşa’nın Ankara Beylerbeyi olduğu 16. yüzyılda Ulus Hükümet Meydanına yakın bir yere hamam yaptırmıştır. 17. yüzyılda Hasan Paşa Hamamı da buralara yakın bir yere yapılmıştır. Dönemin Ankara’sında su dağıtım sistemindeki çeşitli zorluklara karşın hala Roma dönemi su dağıtım sistemine yakın olması sebebiyle bu yer seçilmiştir.

Cenabı Ahmet Paşa vakfiyesinde ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde sözü edilen Cenabı Ahmet Paşa Hamamı’nın cami yakınında yapılmayışının nedenini o günlerin Ankara’sının su dağıtım sisteminin çeşitli zorlamaları veya belki de o günlerde hala kullanılır olan Roma dönemi su dağıtım sisteminden faydalanma istekleri olabilir. ( N. Fıratlı- Anadolu’nun İlkçağ’daki Su Tesisatı, 1951)

Hollanda’da Rijksmuseum’da bulunan ve sanatçısı bilinmeyen bir yağlıboya tabloda Cenabı Ahmet Paşa Hamamı bugünkü Hükümet Meydanı’nda Julianus Anıtı olarak bilinen dikilitaşın arkasında iki büyük kubbesi ile görülmektedir. Tabloyu yayınlayan Prof. Semavi Eyice, bu tablonun 17. ve 18. yüzyıl Ankara’sını tasvir ettiğini belirtmektedir.

Kaynak:

 

–          Roma Hamamı Müzesi

–          Mehmet Bildirisi- Sunum

–          Nezihi Fıratlı

–          Kültür Bakanlığı- Cenabı Ahmet Külliyesi Kitabı

*Turhan DEMİRBAŞ

 

ODTÜ Yerleşkesi İçinde Bir Köy; YALINCAK

ODTÜ Yerleşkesi içinde bir köy; YALINCAK

 Turhan Demirbaş*

Çiğdem mahallesinde oturan hemen hemen herkes ODTÜ orman arazisi içinde yürüyüşe çıkmıştır. Evimin karşısından girdiğim yürüyüş yolunun sonunda eski taş ocaklarını ve daha aşağı kısımlarda, yüksekliği tahminen bir metreye yakın olan dikili Andezit taşları dikkatimi çekmişti. Bu dikili taşlar eski bir mezarlığa ait olduğu anlamıştım. Biraz araştırınca burasının ODTÜ arazisi içinde kalan eski bir köy olan ve o yıllarda istimlâk edilen Yalıncak köyü mezarlığı olduğunu anladım.

1926 yılında Atatürk’ün talimatı ile Ankara Belediyesi tarafından kurulan, Ankara Çimento Fabrikasının inşaatı sırasında Yalıncak Köyü sırtlarında taş ocağı açılmış ve buradaki eski köy kalıntılarından mermer bloklar ve taşlar alınmıştır.

1933 yılında yapılan bir gezi sonrası, 08.05.1933 tarihinde o zamanki Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, Milliyet Gazetesine verdiği beyanda; “ Yalıncak Köyünün bu günkü yeri gayet geniş bir sahayı kaplamış olduğu görülen eski bir şehir harabesidir. Burada muntazam kesme taşlar, bazı heykeller, pek çok küçük toprak vazolar çıkmaktadır. Bu şehir harabesinin temelleri meydanda denecek haldedir.”

 

1960 yılında, ODTÜ yerleşke içinde kalan köyler, şimdiki Karakusunlar, Yalıncak ve Taşpınar köylerinin arazileri istimlâk edilmiş. Bu arazileri o zamanki Başbakanlık danışmanı hukukçu Prof. Dr. Nejat Tüzün bulmuş. İlk temel atma töreni 1959–60 akademik yılında Yalıncak köyünde yapılmış. Törende dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakanı Adnan Menderes bulunmuş. 1962 yılında, ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş Milli Eğitim Bakanlığı, Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğüne bir yazı ile araştırma yapılması gerektiğini bildirmiş, aynı yıl içinde Yalıncak köyünde arkeoloji kazılar yapılmaya başlanmıştır.

1898 yılında; Yalıncak Köyünde bulunan Ankara Taşı üzerine yapılmış olan aslan kabartması ile arkeoloji çevrelerince tanınmış. Köyün büyük çeşmesinde kullanılan bu kabartma 1941 yılında Ankara Arkeoloji Müzesine getirilerek, on adet olan ve Ankara’nın değişik yerlerindeki kazılarda bulunmuş olan” Ankara Kabartmaları” adı ile anılan eserlerin arasına katılmıştır. 1962 yıllarına kadar devamlı bir iskâna sahip olan Yalıncak köyünün nüfuzu artması ile genişleyerek, zaten köyün altına doğru devam eden eski iskân kalıntılarını ortadan kaldırmış ve ekseri köy evleri bu kalıntılardan sökülen taşlarla inşa edilmiştir.

Yapılan ilk kazılarda; Bizans çağında inşa edilmiş olan yapılarda iki insan kabartmalı altar ve taş döşeli avluda ise eski yunanca kitabeli kırık bir mezar taşının yapı taşı olarak kullanıldığı tespit edilmiş. Bu arada bulunan sikkelerden bir tanesinin arka yüzünde;

“Bi Konya Essultan El- Muazzam Keykubat Bin Keyhusrev” yazılı olduğu ve tarih olarak da 1227 yılı yazılı olduğu görülmüştür. Diğer bir kazı yerinde ise; Bir heykelcik parçaları, pişmiş toprak at heykelcikleri, duvar ve kapı eşiği altında ikinci defa kullanılmış mermer bir Zeus kabartması ve iki heykel parçası. Başka bir kazı alanında iki İyon sütun başlığı ile alt kısmı demir üst kısmı tunç ve uçları aslan başları şeklinde süslü bir anahtar ele geçirildi.

Yalıncak Köyü kazı çalışmaları 1962- 1964 yılları arası Burhan Tezcan yönetiminde yapılmıştır. Burhan Tezcan’ın anlatımından çıkan arkeolojik eserleri tanımaya devam edelim. Bir duvar kalıntısında kullanılan dolgu malzemeleri taş yonga ve toprak dolgu arasında bulunan seramikler Roma ve Helenistik devirlere ait olduğu ve az miktarda gri geç Frig seramiği bulunmuştur. Sikkenin birisinde ise; Licinius(M.S 307- 324) zamanı olduğu tespit edilmiştir. Yalıncak köyü mezarlık kazılarında, mezarların boyları 1,80- 2,00 metre arasında olduğu görülmüş. Cesetler üzerindeki incelemede bilek ve kollarda cam bilezikler bulunmuştur. Helenistik devire ait boyalı ve kabartmalı çanak çömlek buluntuları Ankara Galat devri için kıymetli kalıntılardır.

 

Kaynak:

1. 1964 Yalıncak Köyü Çalışmaları, (Burhan Tezcan), Orta Doğu Teknik Üniversitesi Arkeoloji Yayınları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1966,  22 s.

2. Emekli Maden Mühendisi Necati Beycan Yalıncak Köyü doğumlu olup, kendisinden bu bilgileri tesadüfen bir araya geldiğimizde aldım.

 

Turhan DEMİRBAŞ: 1955 yılında Tekirdağ’da doğdu. Zonguldak Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nden, 1980 yılında Maden Mühendisi olarak mezun oldu. Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında görev aldı. Halen Ankara’da yaşamakta ve emeklilik sonrası hayatında gezi yazılarına önem vermektedir.

BALKAN SAVAŞLARININ TÜRK EĞİTİM DÜŞÜNCESİNİN DÖNÜŞÜMÜNE ETKİLERİ

Balkan Harbi’nin 100. Yılı Hatırasına 10-12 Mayıs 2012 Tarihleri Aasında Celal BAYAR Üniversitesi Tarfından Düzenlenen” III. Uluslararası Balkanlarda Türk Varlığı Sempozyumu” nda,  Yard. Doç. Dr. Ercan UYANIK ve Araştırma Görevlisi İrfan Davut ÇAM tarafından sunulan ortak bildiridir.

Bildiri sahiplerine teşekkür ederiz.

 

BALKAN SAVAŞLARININ TÜRK EĞİTİM DÜŞÜNCESİNİN DÖNÜŞÜMÜNE ETKİLERİ