İzmir Köy mü?

izmir2İzmir köy mü? Köy.

Güzelleri olan, eskileri olan, kıymetlileri olan bir köy. Belki güzelleri daha çok, belki eskileri daha çok, belki kıymetlileri daha çok, ama köy!

Denizi olan köy olamaz mı?

İmbatı, meltemi olan olamaz mı?

Parkları, bahçeleri olan köy olamaz mı?

Tramvayları, banliyöleri, metroları olan köy olamaz mı?

Adım başı kafe, kafeterya, restaurantı olan köyden sayılmaz mı?

Bence yine de köy İzmir; büyük, güzel, hoş, sevimli bir köy. Kültürünü kaybeden bir köy. Eski İzmir’i kaybeden bir köy. Yemesini içmesini yitirmiş bir köy. Eğlencesini bitirmiş bir köy.

Boyoza, gevreğe, çekirdeğe sarılmış bir köy. Kitabı, sergiyi, müzeyi, töreni unutmuş bir köy. Kitapsız kalmış bir köy. Okuyanı az, çizeni yok bir köy.

Okuyan, yazanı arasında da bir iletişim olmayan köy. Dedikoduya sarılmış, çekememezliği büyütmüş bir köy.

Koşuvereceğin bir sanat evi, gidivereceğin bir kütüphanesi, kendini atıvereceğin bir sahafı, oturuvereceğin bir kahvesi olmayan bir köy.

Kahvehanesiz , köy olur mu hiç?

 

 

Kitapsayar açıldı!

Eyvah ! Eyvah!

İzmir KliniğiYazamaz olduk. Yazmaz olduk. Artık dönüp geriye  bakmaz olduk. Önce Face  peyda oldu hayatımızda. Her şeyi kolaylaştırdı. Daha kısa cümlelerle, kısa yazılar kullanılır oldu. Beğenilir oldu. Öyle kolaydı ki! Yazıyorsun bir şeyler, gidiyor hedefine hemencecik. Tembelleşiyorsun!

Bana en cazip kısa yazması geldi. Hatta kaynak kullanmadan, araştırma yapmadan, ölçmeden, biçmeden yazması. Üstelik o haliyle bile beğenilir oldu.  Mükemmel diyenler bile. Sırf tembelleşeyim diye!

Sonra da Face’nin içinde bir grup sevdası başladı. Biri sardı da beni. Ankaralı olmayı hatırladım onlarla.  Ankara’yı hatırladım. Onlara da kısa kısa bir şeyler yazarak, hatırlattım kendimi. Ankara’da kaldığımı!

Tabi bunca kısa yazmayı gerektiren, zorunlu kılan nedenler de vardı hani. Bir iş , bir iş ki anlatılası değil. Tam  altı aydır bilfiil, her gün dört, beş kişi  ve günde en az 6-7 saat çalışarak. Defalarca koliler açarak, defalarca sıralayarak, yer bulup yerleştirerek.

Kış bile bitti. Yetmedi. Bahar da sıkıştı araya. Olmadı. Ta ki  yaz göründü, bitti. Bitmiyor bitmiyor derken ,birden  bitmesi nasıl da  güzel oldu!

Nasıl sevindim!

İşte bu yazı, işleri bitirilmiş, her şeyi yerli yerine oturtulmuş, kendisine bir yazı masası bile edinmiş bir Kitapsayardan yazılıyor. Benim yeni mekanımdan. Benim kitaplarımı saydığım yerden!

İlk yazı bu Kitapsayar’ın. Ve son yazısı tembelliğin artık.bahar kapak

Saydığım insanlara bir yer açtım İzmir’de. Saydığım insanları göreceğim bir yer. Elimle çay -kahve yapabileceğim bir yer. Sohbete kaldığımız yerden devam edeceğimiz bir yer. İzmir’i de konuşacağımız bir yer!

Kitapsayarlara teşekkürler..

İzmir’de Hızırellez

hidrellezİzmirli oluşumuzun üzerinden tamı tamına bir ay geçti. Bu gün de Hızırellez. Bir kutlama gibi algılıyorum her şeyi. İzmir’in bize hoş geldiniz partisi gibi. Yeni bir yaşama, yeni bir umuda sarılma gibi. Yeşillenmek, hayata yeni baştan sarılmak gibi.Yeniden başlamak gibi. Yeni olmak gibi.

Baharı başlatmak, yeni baharları düşlemek gibi. Yeni insanlara tanımak, onlara kucak açmak gibi. sarılmak gibi. Hayatı başlatmak gibi.

İzmir adeta bize kolunu açıyor bugün, Karşıyaka, Göztepe, Yeşilyurt, Güzelbahçe, Bayraklı. Caddeler, sokaklar ve dükkanlar. İnsanlar, o güzel insanlar.Gözleri çakmak çakmak yanan dünya güzeli  kızlar.Gülen çocuklar.Yüreği açık,yüzü yanık insanlar.

İzmir Hızırellez kutluyor bizimle. Biz de  hızırellez.

Anamın bahçe duvarlarında yıllarca yapıp sakladığı, dualarına muhtaç kıldığı taşlar anca şimdi yeşeriyor. İzmir’de hızırellezler içinde  bir evde, yazı şenleniyor. Hayat şekilleniyor. Can takat buluyor. ayaklanıyor.

Ayağa kalkıyor, haykırıyor: Hızırellez kutlanıyor .Hızırellez ateşi karılıyor. yanıyor.

Ankara’dan Veda Üzerine

izmir2Artık 10 gündür İzmir’deyim. On gündür de İzmirliyim. İzmir’de bundan önce bu kadar uzun kalmışlığım ve yaşamışlığım, 1975 yılının yazına ait. Üniversite sınavlarına çalışmak ve devamında da sınava girmek için bulunmuştum.Onun dışında hiç 10 gün ve daha fazlası bir yaşantım olmamıştı İzmir’de. Her ne kadar çocukluk aşkım da olsa İzmir, beni şimdiye değin bu kadar uzun süreli kabul etmemişti .İstememişti.

“Ankara bu gün senden ayrılıyorum. Elveda” başlıklı yazım ile başlayan yolculuk, bir çok anıyı ve yaşanmışlıkları Ankara’da bırakarak  devam etmişti.

Yazımı okuyan eşim dostum, yazımla çok duygulandıklarını, hüzünlendiklerini dile getirdi. Sulu gözlü olanlar ise ağlamışlar bile!

Kimisi yazım sonunda Ankarayı daha fazla sever hale geldiklerini belirtirken, kimisi de,  yaşayacakları benzer ayrılıklarda, yazımdan esinleneceklerini belirttiler.

Hatta üşenmeden satırla dolusu, benzer duygularını yazanlar oldu.

Yazımı sosyal medyada arkadaşlarına paylaşanlar, kendi mahalli derneklerinin yayın organlarında yayımlamak isteyenler.

Ankara’dan ayrılmak isteyen dostlarımızın olduğu ve Ankara nostaljisinin onları bir türlü Ankara’dan   koparamadığını da öğrendik.

Bir dostumuz, ” biliyorum çok sık görüşemiyorduk ama, sizin bir telefon ötemizde olduğunuzu biliyordum” diyerek mesafeleri kısaltmaya çalışıyordu.

Bir başka dostumuz gidişimizi, ” bir göç” olarak nitelerken, bir başka dostumuz, ” tebdili mekanda” fayda görüyordu.

Ama anladık ki,  İzmir illaki ikinci vatan!

Hep o dile geldi mesajlarda, yorumlarda ve maillerde; illa ki İzmir!

Bir dostumuz şimdiye değin yazdığımız en duygusal yazının, o yazımız  olduğunu belirtirken, bir başka dostumuz, ” İşte geldim İzmir. Merhaba” başlıklı bir yazımızın olup olmayacağını sordu.

Bir kaç dostumuz, “hazırlıksız yakalandığım kalleşler” sözüm  üzerine değişik varyetelerde bulundu. Hatta bu ifadem,gönül almanın bir yolu olarak çok da ulvi bir işe vesile oldu.

Bir dostumuz da, ” Sen rahat ol.Ankara seni anladı.” ifadesiyle yüreğimize su serpti.

Velhasıl dostlar, Ankara’dan ayrılmak gerçekten zordur.Çok zordur. Sizlerden,yaşanmışlıklardan, hatıralardan, sokaklarından ayrılmak çok zordur.

Hele ki karşılığında İzmir olmazsa, imkansızdır.

Biliyorum, dostlardan ayrılmadık: Onlara yeni mekanlar, yeni ufuklar açmak için buradayız.Hatıralar ise hep koynumuzda, meraklanmayın!

Tüm dostlarıma  bu süre zarfındaki hemşehrilikleri için minnettarım.Hayırlı olması temennilerine de ayrıca teşekkür izmir-karsiyaka-sahil-kartpostal-394121-0-jpgederim.

Sizler unutulmayacaksınız! Unutturulamayacaksınız!

Unutmayın; Ankara bizimdi,şimdi İzmir de bizim!

 

 

İzmir Üstüne

izmir-karsiyaka-sahil-kartpostal-394121-0-jpgİzmir’e varmak ve İzmir’e vurgun olmak üzere çok farklı yazılar kaleme alınabilir. Yazılır da yazılır. Bıkmaz insan vurgun olduğuna varınca, kavuşunca.

Ne var ki şimdi vakti değildir. Vakit şimdi, o değildir. Lakin İzmir üstüne bir şeyler de şimdilerde yazılmalıdır. Adı konmalıdır. Ad bulunmalıdır.

Yıllar önce bir şair benim adıma dile getirmiş adeta her şeyi. İzmir’i benim adıma yazmış. İzmir demiş, İzmir üstüne demiş! Bana da şimdilik ondan alıntılamak düşmüş!

Başka ne denir ki?

 

İZMİR ÜSTÜNE,

“İzmir’in içinde vurdular beni”

Dostlarım aman

Elbirliği edip bütün güzeller

Güpegündüz sardılar beni.

 

Önüme çıktılar hepsi sabahtan

Sorgusuz sualsiz bakıverdiler

Olan oldu, sonra beni yol üstü

Öylece bırakıverdiler

 

Bilemedim suçum neydi, neciydi?

Kimseciğe bir zevalim yok benim

Aman dostlar, alın burdan götürün

Halim yok benim

 

İflah olamam ben bu dertten anladım

Birinden kurtulsam biri öldürür

İnsaf etse yeşil gözün bakışı

Mavi üstüme yürür.

 

Bir kuş uçar Karşıyaka üstünden

İnciraltı kıyısına konmaya

Kızlar yaktı beni, vakit kalmadı

Güneşte yanmaya

 

Deniz tutkunuyum, başım dönmüş

Tutkunum ben bu denize

Martılar! Nereye uçup gittiniz?

Beni beklesenize

 

Can dayanmaz bu denizin tuzuna

Bir sam yeli eser kavurur sizi

Güven olmaz kadınına kızına

Arkadan vurur sizi.

 

Kolan vurdum bir ucundan ucuna

Her yerinde deniz dibi kırk kulaç

Benim boyum gelse gelse bir gelir

Amanın ilaç!

 

Beyaz kızların eteği,

Martıların kanatları beyazdır

Bir beyaz, bir mavi kaynaşır artık

Önümüz yazdır.

 

Deniz kıza can atar, kız denize taş

Bense ikisine birden vurgunum

Yavaş götürün beni yavaş

Hastayım, yorgunum

 

Denizler delisi denizde

Deli-dolu dalgalarla yarışır

Serin meltem sarı  sarı saçlara,

Sarı saçlar dalgalara karışır.

 

Kadifekale’de kadife yeşil,

Kadife mavidir denizde

Âşıksınız bu şehirde dostlarım

İsteseniz de istemeseniz de.

Mustafa Arif ARIK

İstanbul Sanat- Edebiyat Dergisi, sayı 16, sayfa 24

Şubat 1955