16 Mart’ı beklemişler

Bugün bir fırsatını bulun da çevrenize bir bakın. Yılın ilk çiçeklerinin açtığını görün. Bir bakın ağaçların altına doğru. Hele bir bakın yeşilliklerin ortasına. Bunlar yılın ilk bahar çiçekleri. Sarı sarı hepsi. Küçük küçük, mavi mavi. Hepsi 16 Mart’ı beklemişler sanki. Bahar geldi. Bir bakın bugün, baharı hissedin. Zaten koca bir kış nasıl olduysa yeşil örtü hiç kalkmamıştı. Şimdi onun üzeri dantel gibi işlenmiş adeta. Sarılar sarmış,  o güzel maviler sarmış. İlk kez olmuş bu yıl. Bu yıl bahar da olmuş.

Semeni Hazırlamak-3

Hatırlayacaksınız ilk iki yazımı. 27 Şubat günü Buğday,Çavdar ve Arpa tohumlarını ayrı ayrı saksılara dikmiş, çimlemelerini sizlerle paylaşmıştım.

Ve bugün 5 Mart 2011 günü sabahında yeni bir canlanmayı gözlemledim.Arpa ve çavdar  tohumları çimlenmiş. Hatta nerdeyse yarım santimden fazla bile boylarını uzatmışlar. Ama buğday? Buğday da ise bir çimlenme ve canlanma işaretleri henüz yok. Ancak, toprağının üstüne düşürmüş olduğum 2-3 buğday danesi de toprak üzerinde canlanmış durumda. Muhtemel ki, buğdayın üstüne döktüğüm topraklar kısmen fazla gelmiş olabilir. Ya da buğday böyledir.

Ama niçin bugün?

Düşününce aradaki ilişkileri bağlamak mümkün. Tohumların ekildiği gün hatırlayacaksınız, Cemre’nin suya düştüğüne inandığımız 27 Şubat Günü idi. Bu gün ise 3’üncü Cemre’nin Toprağa düştüğü gün olan 5 Mart. Bir cemreden bir cemreye canlandı tohumlar, çimlendiler. Fevkalade bir şey değil mi?

Hayatı cemrelere bağlamak, cemrelerle hayat sürmek.

Nevruz’a ise 16 gün var; o güne kadar umuyorum boyları çoktan semeni boyuna erişmiş olacaktır.

Semeni hazırlamak 2

Bugün bu saatte tamı tamına 4 gün geçti. Semenilerimde bir değişme yok henüz. Az önce bir kez daha sulandılar. İki günde bir suluyorum. Toprakları nemli bile aslında. Ama yine de sulamalıyım.

Bekliyorum.

Semeni hazırlamak

Yıllar var ki, Mart ayının bu ilk günlerinden başlayan bir telaşın sıcak duygularını paylaşıyorum dostlarımla. Semeni hazırlıyorum. Yine başladım bu işe. Evde yalnız olmanın bir imkanı idi  sanırım, 2 gün evvelden başlamışım bu sene. 27 Şubat Pazar günü idi, eski bir yoğurt kabında sakladığım tohumları bulup çıkardım yerinden. Yarımşar avuç buğday, arpa ve çavdar tohumunu torbalarından alarak her birini farklı bardaklarda ıslanmaya terk ettim. Sonra 3 adet küçük saksıyı alarak, topraklarını alt-üst edip havalandırdım.

Bir kaç saat sonra, saksıların içini topraklarla yeniden doldurdum. Saksının ağzına 2-3 santimlik bir boşluk vererek üzerlerine ıslak ve de  suyu iyice emmiş tohumları ayrı ayrı serptim.

Boş kalan kısımlara da kalan toprakları yerleştirerek, saksının ağzını toprakla düzlemiş oldum. Hafifce bastırarak, sıklaştırdım sonra üstlerine can suyunu boca ettim.

Suyunun süzülmeleri için beklemeye başladığım dakikalar idi ki, söyleşisine takıldığım Kanal Türk Tv kanalında alt yazıyı okudum. ”  Erbakan Vefat etti”.

Saatler sonra apartman aralığındaki yerlerine taşımam gerekti. Ama üstlerine birer parça kağıt ile de not düştüm. Buğday. Arpa. Çavdar.

Yine televizyonlara göz atma imkanım vardı ki, alt yazılarda ” Fenerbahçe Ligin Lideri” yazıları yer alıyordu.

Yerlerine taşınan saksılar bir kez daha sulandılar. Onların yüzü suyu hürmetine, diğer saksılar da nasiplendiler nihayetinde.

Bu gün 3’üncü gün. Henüz bir ses seda yok. Ama eminim her zamanki gibi 21 Mart Nevruz sabahı öncesi, çoktan yeşillenmiş, boyları 11-12 santimi geçmiş, kenarlarından bir kırmızı kurdela ile bağlanmış olacaklar. Onlar Nevruz sabahı yerlerini çoktan alacaklar. Hayata yeni bir güç vermenin coşkusunu paylaşacaklar.

Aylarca, hatta yıllarca eski bir yoğurt kabında saklanmış olsalar bile, zamanı geldiğinde nasıl hayat fışkıracaklarını bizlere anlatacaklar. Gösterecekler. Yeşillenecekler. Hayat verecekler.

Adına “semeni” desek ne fark eder, “çayır-çimen” desek?

Hıdırellez ve de Hızırellez

Mayıs’ın bu günleri, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece ve onun ilk saatleri.. Yani bundan bir kaç saat önce. Sanki bir dönence başlangıcı gibi herşey. Sanki çizilmesi gereken bir sınır varmış gibi. Sanki o sınırda iki kişi elele tutuşur gibi.

Artık çok geç, bahar çoktan başladı. Az kaldı kiraza. Gördüm geçen hafta pazarda ilk olarak. Fiyatı 17.50. Nasıl da can alıcı, nasıl da kiraz kiraz gibiydi yanakları.

Çok geç, bahar başladı. Baharda vurgun yer en güzel dudaklar, en güzel dallar. Bahar da başladı, yeşilliğin kerameti, yeryüzüne serilişi. Bahar bu adam mı dinler?

İşte yine bir Hıdırellez ve illa ki Hızırellez. Dilekler tutulmuyor eskisi gibi, sulara bırakılmıyor yelkenliler. Ağaçların ardına, gül dallarının diplerine kurulmuyor eskisi gibi, taştan evler. Kağıttan paralar, çubuktan yazlıklar. Ya, ne demeli eski plastik parçalarından renk bulan arabalar.

Belli ki, insanlar yanlış anladılar her şeyi. Sanıyorlar ki, arabayı alanlar da kendileri, evleri, yazlıkları alanlar da. Oysa arkalarında birilerinin gül ağaçlarına bırakılmış dilekleri olduğunu hiç görmediler, hiç bilmediler. Hiç duymadılar.

Her 5 Mayıs gününün sabahlarında başlatılan bir seromoniye hiç şahit olmadılar.Olamadılar. Her vakitli ezanlar ardında yeni bir ilave olduğunu bilmediler. Okunduğunu, dilenildiğini, yalvarıldığını sezmediler.

İşte Hıdırellez ve illa ki Hızırellez.

Her ne adına olur ise dileğim; biraz daha güllük gülistanlık.

İster bahçedeki güller, ister gönlümdeki gülistanlar.

Başta dualarımızın sahibi ve her dua edişimde “onun  dualarının kabul edilmesi” dileğinde bulunduğum anam olmak üzere, bütün annelerin Hıdırellez ve illa ki Hızırellez’lerini kutlarım.