1929 Yılında Neşrolunan Edebi Eserler

yaprak dökümüDönemin Vakit Gazetesinin 1 Ocak 1930 Tarihli nüshasında, gazetenin köşe yazarlarından olan Sadri ETEM’in yazısı, geçen 1929 yılının bir muhasebesi gibidir. Elbette ki, 1929 yılının edebi açıdan  bir değerlendirmesi. Sadri ETEM bu yazısında; ” Geçen sene, Türk Edebiyatı ile Osmanlı Kültürü arasındaki ilk ateş teatisine sahne olmuştur. Bence edebiyatımızın bir senelik tarihi! Geçen sene neşredilen edebi eserler şunlardır.” diyerek, sonra da söz onusu eserleri sıralamıştır.

O kısacık yazısı, 1929 yılının edebi açıdan gerçekten çok büyük bir değerlendirmesidir aslında. Ne demek, ” Geçen sene, Türk Edebiyatı ile Osmanlı Kültürü arasındaki ilk ateş teatisine sahne olmak”?

cikriklar-duruncaElbette,  dönemin kelimelerini anlamlandırma konusunda, yetersiz olduğumuz gerçeği üzerinden, ilk önceliğimiz ” teati” sözcüğünün anlamını vurgulamalıyız.

Teati,  dilimizde hala yaşayan Arapça bir kelime olup 3 ayrı anlamda karşılık bulmaktadır.

Verişme, birbirlerine verme,

Taraflar arasında mukavele yapma ve

Pazarlıksız, lakırdısız olarak mal değişme, tırampa etme.

halas1Hayata öğretmen ve eğitimci olarak başlamış, 1928 yılından sonra da edebiyata yönelmiş,yazdığı eserlerinin adlarından başlayarak ,  konularını da toplumsal sorunlardan çıkarmış, gözlemden çok kurumsal bilgilere dayanan bir tez çerçevesinde gelişen yapıtlarıyla, Gerçekçi Türk Edebiyatının ilk temsilcilerinden biri olan Sadri ETEM, hangi anlamı seçmiş, kullanmış  olabilir ki?

Pek tabii ki, Arap harfli bir alfabeden  ayrılarak, Latin harfli bir alfabeyle Türkçe’yi  ilk defa yazıyor olmak ve de  bu eserlerde kullanılan  temaların  Türk insanının  daha yakışır olmasıyla  ilgili bir ” teati “ anlayışı ve tercihidir bu.Yeni bir devletin kuruluşuna mekan oluşturan ” Kurtuluş Savaşı ” kahramanlıklarına yer veren yazılarla.

Sadri ETEM’in bu teşhisini, tanımını destekleyen ise ” Geçen sene neşredilen edebi eserler şunlardı” diyerek verdiği,  1929 yılında yayımlanan eserlerin listesidir.

 Mahmut YESARİ …….. Geceleyin Sokaklar ( Hayattan Enstantaneler), Hınç ( Roman), Kırlangıçlar ( Küçük Roman), Bağrı Yanık Ömer ( Roman)

Rauf …….. Halas (Roman),

Va-NU……Ebenin Hatıratı ( Roman),

Burhan CAHİT…. Hizmetçi Buhranı ( Roman), Adam Sarrafı (Roman), Köy Hekimi (Roman),

Sadri ETEM……. Çıkrıklar Durunca ( Roman),

Aka GÜNDÜZ……İki Süngü Arasında ( Roman),

Reşat NURİ…..Yaprak Dökümü ( Roman),

Hüseyin RAHMİ…..Utanmaz Adam ( Roman)

Nezihe MUHİTTİN…… Benliğim Benimdir ( Roman),

Nahit SIRRI………. Kırmızı ve Siyah ( Büyük Hikaye),

Mecdi SADRETTİN……Sevdiklerimiz ( Tetkik),

Yakup KADRİ……. Ergenekon ( Makaleler),

Ruşen EŞREF…… Damla Damla ( Nesirler),

Nazım HİKMET…….. Yahudile Si-yam ( Manzum Roman), 835 Satır ( Şiirler),

İlhami BEKİR….. . 24 Saat ( Şiirler),

Yaşar NABİ……… Kahramanlar ( Şiirler),

Cevat KUDRET…… Birinci Perde ( Şiirler),

Reşat SÜREYYA….. Bir Tılsımın Nakışları ( Şiirler),

Mehmet FARUK…….. Çocukların Yeni Şiir Kitabı ( Şiirler),

Ömer BEDRETTİN……. Deniz Sarhoşları ( Şiirler),

Taha AY…… Toros ( Şiirler),

Ahmet İHSAN…..Matbuat Hatıraları  (Hatırat), Binbir Gece Masalları,

Ali SEYDİ…. Türk Lügatı,

İskender FAHRETTİN…..Abdülhak Hamit ve Afrodit ( Roman),

Reşat Nuri, Celalettin, Sadri Etem, Va-Nu, Mahmut Yesari, Ekrem, Necip Fazıl, Nahit Sırrı…….. En Güzel Hikayeler 1929 ( Ortak Eser) ”

835Sadri ETEM, verdiği bu bilgilerle 86 yıl önceki edebi dünyamızın gerçek bir haritasını da çıkarmış bulunmaktadır. Belki topu topuna yalnızca  23-24 yazar, şair ve onların  32 eseri. Bazıları günümüzün klasiğine dönmüş olanlarıyla birlikte.İşte Bağrı Yanık Ömer, Halas, Çıkrıklar Durunca, Yaprak Dökümü, Ergenekon, 835 Satır!

Daha önceki  yazılarımızda haklarında  ve bu  listede   adı geçen eserlerinden bahsettiğimiz Taha AY (*)  ve Va- NU’dan (**) sonra sıra,  acep Nezihe Muhittin de midir?

Ya da amaç, 1929 Yılı Türk Edebiyatı Eserleri Koleksiyonu olmasın?

 

Not:  (*) “Taha TOROS Öldü mü?” başlıklı yazımız.

(**)  “Ebenin Hatıratı” başlıklı yazımız.

 

 

 

 

Koleksiyonumdan Eski Kitaplar: Ebenin Hatıratı

ebeninVa-Nu bu kitabı niye yazdı?

İlk önce  Mehmet Vala Nurettin , ya da kitabımızda  da kullandığı ve  artık klasik bir  kısaltma  olmuş” Va- Nu ” hakkında kısa da olsa bir şeyler söylemeliyiz.  ( Ah bu şapkasız harfler!   Üstelik  yücelik katmak gerekirken ala deyip kesmek, ışıktan bahsetmek gerekirken nursuz kalmak  gibi) Belki de bu söyleyeceklerimiz arasında gizlidir,  ” bu kitabı niçin yazmış “ olabileceği!

Cumhuriyet devri yazarlarından olan Va- Nu , 1901 yılında doğdu. Aylık şiir dergilerinde şiirleri basıldı. (1918). İstanbul, Galatasaray Lisesi ile Viyana Ticaret Akademisindeki öğreniminden sonra Moskova Doğu Üniversitesini (1925) bitirdi. Yurda dönünce hemen  dönemin hemen bütün gazetelerinde çalıştı.

Vala Nureddin Vakit, Akşam (1927-1938), Haber, Cumhuriyet, Tercüman, Havadis ve Kö­roğlu; fıkralarını, röportaj ve sanat-edebiyat yazılarını yayımladığı başlıca gazetelerdir.

Va- Nu 1967 yılında vefat etmiştir.

Eserleri; Baltacı ile Katerina (1928); Ebenin Hatıratı (1929); Aşkın Birinci Şartı (1930); Küçük İlanlar (1933); Leke (1933); Kardeş Katili (1933); Karacaahmed’in Esrarı: Meşhur Polis Hafiyesi Yılmaz Ali’nin Maceraları (1933); Dipsiz Kuyu (1933); Pembe Pırlanta (1933); Benim ve Onların Hikâyeleri (1936); Seni Satın Aldım (1938); Hayatımın Erke­ği (1939) Mazinin Yükü Altında (1942); Onu Elimden Aldın (1943); Unutamadım Seni (1943); Bir İhanetin Cezası (1944); Vurgun Peşinde (1944); Tasvir Neşriyatı (1944); Beyaz Güller (1962); Tuzaktaki Kaplan (1963). Son iki eserinden Bu Dün­yadan Nâzım Geçti (1965), bir anı kitabıdır; Korkusuz Murat (1968) ise eşi Müzeh-her Vâ-Nû (Nihal Karamağralı adıyla) ile birlikte yazdığı ve Doğan Kardeş Çocuk Romanları Yarışması’nda ikincilik kazanmış bir çocuk romanıdır.

Çeşitli dergilerde yayımlanmış şiirleri  ve kitaplaşmamış gazete yazılarını bir köşeye koyduğunuzda, ilk eseri olan ve abartılı ögeler içeren  fantezik tarihi roman hüviyetindeki Baltacı ile Katerina’dan sonraki ikinci  eseri Ebenin Hatıratı’dır.

Şimdi de Ebenin Hatıratı adlı kitaptan söz etmek uygun düşmektedir.

Kitap 13,5 x 19,3 cm boyutlarında olup, 124 sayfadır. bitiminde ilave olarak 2 yaprak daha reklam sayfaları bulunmaktadır. Kanaat Kütüphanesi tarafından 1929 yılında  İstanbulda, Bürhan Cahit ve Şürekası Matbaasında bastırılmıştır.Kapak sayfaları kuşe kağıt, iç sayfalar ise dönemin  saman kağıdı  üzerine basılmıştır.

Dış kapak üzerinde, kucağında zenci bir bebeği tutan ebe ( kadın doğum doktoru ) çizimi, kitabın adı, Kanat Kütüphanesinin pek bilinen rümuzu yer almaktadır.

Dış kapağın en üst satırı ise, Nakıli: ( Va-Nu) ibarelerine ayrılmış bulunmaktadır.

İç kapakta da sırasıyla, Nakıli: Va-Nu, Ebenin Hatıratı, Kanaat Kütüphanesi, 1929 ve Bürhan Cahit ve Şürekası Matbaası- İstanbul ibareleri yer almaktadır.

ebenin2Kitabın dış arka kapağı ise, biri eski harflerle basılmış bir kitap olmak üzere toplam 3 adet kitabın tanıtımına ayrılmıştır.İlave sayfalarda ise dört adedi Vala Nurettin’e ait olmak üzere (basılmış, basılmak üzere  ve tercüme ), toplam 7  kitabın tanıtımına ayrılmıştır.

Kitabın 3-10 sayfaları ” Mukaddeme” başlığına ayrılmıştır.Yazar burada, tanıdığı bir ebenin ( kadın doğum doktoru)  kendine  yazıp bıraktığı hatıratlarından bahsederek, kendisinin bir “nakil” görevi gördüğüne işaret etmektedir. Bu açıklamayla kitabın dış ve iç sayfalarında yer alan ( Nakıli: Va-Nu) ibarelerine açıklık kazandırılmış olmaktadır.

İsmi açıklanmayan  ad ve soyadlarının ilk harfleriyle  okura tanıtılan ebe ile Va- Nu arasında geçen konuşmalardan anlamaktayız ki, kendisi  de henüz gazete yazarı olarak bilinmektedir.

Mukaddemeyi takiben, “Bakire değil mi?” , ” Kocasına ne desin?”, ” İhtiras duymayan zevce”,  “Gece yarısı” , ” Bu çocuk kimden*” ,” 51 yaşında gebe”,  ” Ne garip kadın bu?”,  “Maske”, ” Bu ne kötü illet!” ve ” Zeyl” başlıklarında toplam 10 bölüm daha bulunmaktadır.

Bu başlıklardan da anlaşılacağı üzere,  kitapta bir ebenin yaşadığı fantastik  olaylar ve fantezi  içeren  bir anlatım söz konusudur. Yaşanması pek mümkün,  ama  bir ebenin ağzından anlatılması pek mümkün olmayan satır ve hikayeler ile karşılaşmaktayız.

Kitabın hikayesi içinde kendi hayatından bazı hayallerini, duygularını, fantezilerini  ve emellerini de  örgüleyen yazar, ortaya dönemin alt okur grubuna hitap eden bir  kitap çıkarmış bulunmaktadır.

İlk olarak  gazete tefrikası olarak hazırlanmış olduğu ( muhtemel ki tefrika edilen)  düşünülen  bu yazıların, bir eleme veya kontrolden geçtiği izlenimi edinilmektedir. Çünkü, toplam 10 bölümden oluştuğu  tesbit edilen  bu yazıların, yazarı tarafından kitapta  sıralanırken 2 fazlası işaretlenmiştir. Sayfa eksikliği görülmeden beşinci ve altıncı bölüm verilmeyerek doğrudan  yedinci bölüme geçilmiş, kitap 12 bölümde tamamlanmıştır.

İzlenimlerimizi de  kuvvetlendiren, bu bölüm sayısı hataları olmaktadır.

Va- Nu’nun bu kitabını, ( Nakıli) olarak nitelemesinin bizce, anlatılanların dışında  başka  bir sebebi olmalıdır. Ya, bir yabancı eser, mekanlar İstanbullaştırılarak,   bütün isimler  de  harf kodu kullanılarak tercüme edilmiş, ya da dönemin fantezik hikaye ve  tıbbi araştırmaları bir kaç yabancı dile sahip bir yazar tarafından dilimize uyarlanmıştır.

Bu kitap, Latin harfli Türkçe olarak basılmış kaçıncı kitaptır bilinmez. Ama bu kitaptaki hikayelerin, kadın cinselliği  ve hastalıkları  ( pek de hastalık sayılmaz ya!)  üzerine , Latin harfli Türkçe dilinde yazılmış ilk hikayeler olma özelliği çok kuvvetli bulunmaktadır.Edebi bir değer içermeyen , dilin ve Türkçe gramer kullanımının da  pek gözetilmediği bu kitabın, Mehmet Vala Nurettin tarafından niçin yazılmış olabileceği tarafımızca  tahmin olunamamaktadır.

Gençlik eseri mi?

Tefrika yazarlığının üretkenliğine bir cevap mı?

Bir kaç yabancı dili konuşuyor ve okuyor olmanın bariz kolaylığı mı?

İç dünyasında fanteziyalar yaratmanın bir mahsulü mü?

Kolay para kazanmanın bir yolu mu?

Yoksa dönemin yayın dünyasının  bir çılgınlığı mı?

Anlamak ve bilmek güç; ama bir yazı yıllar geçse de yazarını bağlıyor. Bir deli çıkıyor, haddi olmasa bile onu sorguluyor?

Niye?

 

 

Taha TOROS Öldü mü?

tahaBazı isimler sessiz doğup, sessiz ölüyorlar. Kimse fark etmiyor! Kimse görmüyor! Hele internet çıktı çıkalı, ne doğumlar biliniyor, ne de ölümler. Hatta eserler bile!

En azından ölümleri, doğumları ve eserleri yanlış/yalan yazmazdık hayatta. Yazamazdık. O kadar zorluğun içinde arar, bulurduk. Özenirdik. Tarardık. Sorardık. Olmadı, yazmazdık.

Ama şimdi vefat edeli yılları bulmuş o insanları bile öldüremez(!), toprağa veremez olduk ne yazık ki.

Hem de ne yazık!

O internet ki, bir yazının aynısını kopyala/ yapıştır usulünün keşfinden beridir ki, bu katlin esbabı olmuştur. Esbabını oluşturmuştur.

Yüzlerce defa farklı blog ve sayfalarda yer bulmuş o yazılar, yalnızca bir kelimesinin eksikliğiyle bile, zahmetini boşuna erdirmiştir. Yalnızca zahmet olsa!

Zerafet! Nezaket! Ve de himmet!

Bu katlin son örneğini, Taha Toros örneğinde gördük bugün. Arşivimizde yer alan küçücük bir şiir kitabına uzanan ellerimiz, hıyanetin çaresizliğini yaşattı bize.

Hayatta kendisini hiç görmediğim, birkaç yazısını okumuş olmanın dışında, tanımadığım bir insana olan saygınlığımdan bu yazılar.

Çok şükür (!) internet var. Çok şükür (!) bloglar, yazılar ve sayfalar da.

Aratınca o kadar çok Taha Toros biyografisine ulaşırsınız ki! Yüzlerce. Binlerce.

Ama hiç birinde Taha Toros vefat etmemiştir. Hiç birinde Taha Toros toprağa verilmemiştir. 1912 yılında doğan Taha Toros hala yaşatılmaktadır. Mümkündür o yılda doğan insanların yaşaması, ne var ki Taha Toros artık yoktur. Üstelik vefatının üzerinden 3 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen.

Dahası var; o yazıların hiç birinde Taha Toros’un bazı kitaplarında Taha AY mahlasını ve imzasını kullandığını bilgisini de bulamazsınız. Arar durursunuz.

Ve bu yazıya kaynaklık eden şiir kitabının bu kitaplarından biri olduğunu bilmezsiniz. Yine o kitabın basım yılını da hala “1935” olarak okur gidersiniz.Bilmezsiniz tabii ki, 1934 yılında yazıp, ” Toros Çocuklarına” ithaf ettiği bu şiir kitabının hemen hemen aynı günlerde çıkan Soyadı Kanunu gereğine de bir icad oluşturduğunu. Soy adına esas olduğunu..

Ne diyelim

İnternet icad oldu…..

Son söz, şairimiz Taha AY’ın 1934 yılında İstanbul Aztarar Matbaasında basılan“ Seyhan Efsanesi” adlı şiir kitabında.

Ufacık boyutlarda bir kitap; 9,8 x 13,4 cm boyutlarında ve 16 sayfa. Kitabın iç kapağında sırayla şairin adı ve kitabın adının ardından “ Toros Çocuklarına” ithafı yer almaktadır. En altta da baskı yılı ve matbaa adı.

Kitabın arka kapağında ise; müellifin intişar etmiş olduğu 5 kitabının adı ve hazırlanmakta olan diğer 5 kitabın adı yer almaktadır.

Kitabın fiyatı ise 7 buçuk kuruştur.

“ Evvel zaman içinde

Afyon kokulu Çin’de

Bir Türkmen yurdu varmış ..”

Diye başlıyor Seyhan Efsanesi.

Sonra canlanıyor şiir:

“Anlamıştı ki: Toprak

Yeşil bir bahçe yapmak

Evlat yerini tutmaz.

Ve nihayet serviler

Birer birer öldüler,

Kuraklık oldu bir yaz.

Artık “Toprak” la “Yaprak”

Geceleri sayarak

Gaybettiler uykuyu.

Mest olurken sevinçten

Bekliyordu içten,

Doğacak bir yavruyu.”

 

Seyhan ve Ceyhan’ın destanı yazılmış bu şiirde. Dolu dolu. Sayfalar dolusu..

Tarihi yazılarıyla Taha TOROS olarak bildiğimiz, Taha AY imzalı şiirlerine aşık olduğumuz bu büyük insanı rahmetle anıyorum. O güzel insanlardan biriydi.

Not: İsterdim ki o biyografi sayfalarındaki eksiklikleri düzeltecek bir kuvvetim olsaydı!

Beynelmilel Ölüm Sebepleri Listeleri 1938

1938 Elimizdeki basılı materyal, kitaptan çok risale niteliğinden bir yayındır. Boyutları her ne kadar 16,4 x 23,9 cm ebatlarında ise de onu risale tanımı içine sokan verileri, sayfa sayısı ile dış kapağının olmayışıdır. Toplam 36 sayfadır. Elimizdeki nüshanın böyle oluşuna rağmen, acaba orjinalinde bir dış kapak var mıdır/ var mıydı?  Bilemiyoruz.

Tahminim, olmadığı üzerinedir. Niye mi?

Elimizdeki yayın, Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletini’nin neşriyatlarından 68’ncisidir. Ankara’da Mehmed İhsan Matbaasında 1939 yılında basılmıştır.

Önsöz veya başka bir tanıtım yazısı olmaksızın, kitap dört bölüm başlığı altında tasniflenmiş sıralamaları ihtiva etmektedir.

İlk tasnifimiz, “ Beynelmilel 200 Numaralı Mufassal Ölüm Sebepleri Listesi 1938” başlığını taşıyor. Üçüncü sayfayla birlikte başlayan bu sıralama,26’ncı sayfada son bulmaktadır. Başlığından da anlaşılacağı üzere, bu bölümde 1938 yılı itibariyle 200 adet ölüm sebebi, ihtiva ettiği hastalık ara başlıkları dâhilinde tek tek sıralanmaktadır.

Örnek vermek gerekirse, listenin başında “ İntani ve tufeyli hastalıklar” ara başlığı ve “ bakteri hastalıkları” alt başlığı altında, Tifo ( karahumma) yer almaktadır. 100’üncü sırada, “ Deveran cihazı hastalıkları  “ ara başlığı altında yer alan , Lenfa sistemi hastalıkları ( lenfanjit ilah..) bulunmaktadır. Listenin sonunda ise “ sebebi gayri muayyen ölümler” ara başlığı altında, tasrih edilmeyen veya iyice belli olmayan sebepler ile ölüm sıralaması yer almaktadır.

Yayının ikinci bölümü, 27’inci sayfadaki “ Mülahhas ( intermediaire) Ölüm Sebepleri Listesi 1938” başlığını taşımaktadır.

Bu başlık altında da, yine sınıflanmış hastalıklar kategorisi dâhilinde 87 ölüm sebebi sıralanmaktadır. Toplam 5 sayfa tutan bu listenin ilk başında da “ İntani ve tufeyli hastalıklar “ kategorisi içinde   tifo ve paratifolar yer almaktadır. Listenin 50’inci sırasında “ Teneffüs cihazı hastalıkları” kategorisinden, zatürre bulunmaktadır.

Bu listenin sonuncusu da, bir önceki listenin sonunda bulunan , “ tasrih edilmeyen veya iyice belli olmayan sebepler ile ölümler” maddesi sıralanmaktadır.

Üçüncü bölümün başlığını ise “ Muhtasar Ölüm Sebepleri Listesi 1938 ” teşkil etmektedir. Toplam üç sayfa tutan bu sıralamada 44 madde bulunmaktadır.  Tifo ve paratifolar yine ilk sırayı teşkil ederken,30’uncu sırada apandisit, son sırada ise doğal olarak tasrih edilmeyen veya iyice belli olmayan sebepler yer tutmaktadır.

Dördüncü bölüm ise “ Ölü- Doğum Sebeplerine Aid Liste 1938” başlığından oluşmaktadır.

Risalenin son iki sayfasını da teşkil eden bu bölümde başlıca beş kategori altında toplam 15 ölü-doğum sebebi derc- edilmektedir.

İlk sırayı, “ annenin müzmin hastalıkları” maddesi yer alırken, 11’inci sırayı “ceninin gayri tabii itilanı” maddesi, son sırayı da “ diğer sebepler veya tasrih edilmeyenler” maddesi almaktadır.

Sayfa altlarındaki çok sayıdaki dipnotlarıyla, listelerin yorumlanması için açıklamalar içeren yayın da başkaca bir işaret ve bilgi bulunmamaktadır.

Doğrusu yayını inceleyince, her ne kadar beynelmilel veriler dahi olsa,  çok değil 75 yıl önceki dünyanın ölüm sebeplerinin çokluğu, basitliği ve yaygınlığı göz korkutucu gözükmektedir. Hatta elimizde olmayan, ülkemizin o yıllardaki verilerinin çok daha değişik görüntüler verebileceği gerçeği de ortadadır.  Bu konuda detaylı hiçbir bilgimizin olmayışına rağmen, günümüz ile karşılaştırılmış verilerinin çok ilginç olacağı aşikârdır. Muhtemeldir ki bugünkü teknolojinin, eğitimin, beslenmenin, hijyenin büyük katkılarına şahit olunacaktır.

Muhtemeldir ki, 200 sebeplik ölüm listesinden birçok ölüm sebebi çıkartılırken, yerlerine yenileri eklenmiş olabilecektir.

Bilemiyorum; belki de liste 200’leri çoktan aşacaktır!  Öyleyse korkunç! Bu kadar teknoloji, bu kadar eğitim, bu kadar beslenme, bu kadar hijyen nereye gitti?

Amacımız, ölümün sebeplerini araştırmak değildirdir; hatta ölmek için bunca sebep var iken!

Ufacık bir yayından bahsetmekti amaç, bu konuda kafa yoranlara bir yol açmaktı

Muallim Almanağı

Muallim Almanağı.jpg2Muallim Almanağı- 1928- 1929 Ders Senesine Mahsus ( Osmanlıca):

Bu eser, İsmail Hakkı Tonguç’un, Faik Reşid Unat ile birlikte hazırladıkları ve 1928 Tarihinde İstanbul Devlet Matbaasında basılan bir Almanaktır.

Cilt bezli kapak sayfaları içinde 10.8 x 16,7 cm boyutlarında ve 280 sayfadan oluşan Almanak, Türk Maarif Cemiyeti adına neşrolunmuştur.

Tertib edenler olarak; Maarif Vekaleti Mektep Müzesi Müdürü İsmail Hakkı ve Maarif Vekaleti Halk Terbiyesi Müdürü Faik Reşid ibareleri, hem dış kapakta ve aynı dizaynı taşıyan iç kapak üzerinde yer almaktadır.

Her iki kapak üzerinde de yer alan “ 1928 ve 1929” tarihlerinin ve arka kapak üzerinde fiyat bilgisinin kuruş olarak aldığı yer aldığı yerdeki “ 75” rakamlarının Latin harfli olarak yazılmış olması ilk anda okuyucuları da  ciddi bir biçimde uyarmaktadır.

Muallim AlmanağıÇünkü bu Almanak, Latin Harfli Türk Alfabesinin kabul edildiği 1928 yılında basılan ve hem Arab Harfli, hem de Latin Harfli yazılar ihtiva eden, dönemin ender yayınlardan biridir.

Reisi Cumhur Mustafa Kemal, Başvekil İsmet Paşa ve Maarif Vekili Mustafa Necati’nin resimlerinin bulunduğu ithaf sayfaları, Latin Harfli Türkçe olarak yazılmış, sonra kah Arab harfli, kah da Latin harfli yazılar ile devam etmiştir.

Almanağın, bütün Arap Harfli Türkçe  ( Osmanlıca) yayınlarda olduğu gibi, arka kapaktan açılır ve sola doğru devam ediyor olması, almanağın, alfabe bakımından ağırlıklı yapısını da ortaya koymaktadır.

İthaf sayfalarından sonra karşılaştığımız, “1928-1929 ders senesi” başlığı taşıyan 12 aylık takvim, belki de ülkemizin ilk Latin harfli yıllık takvimimizi oluşturmaktadır. Devam sayfası benzer şekilde, geçmiş yılları ve ayları gösteren geleneksel dönüşüm cetvelini içermektedir. Almanağın bu bakımdan da ayrı bir önemi ve değeri bulunduğu kuşkusuzdur.

Sonraki sayfalar yine Latin Harfli Türkçe ile sayfa boşluklarında “ Jan Gutenberg”, “ Jan Jak Russo” “ Hanri Pestalozzi”, “ Selim Sabit Efendi”, “ Benjamen Franklen”, “ Antuvan Lavvaziye”,” Rober Fulton”, “ Jeorge Stephenson”, “ Ferdinand de Lesseps”, “ Lui Pastör”, “ Tomas Alva Edison”, kısa biyografileri içeren 12 aya mahsus aylık takvim yer almaktadır.

Bundan sonra Osmanlıca ( Arap Harfli Türkçe) ve Latin Harfli Türkçe olarak sırasıyla aşağıdaki başlıklardaki yer almaktadır:

Okunacak kitaplar, Osmanlıca, 4 sayfa,

Satın almak istediğim mühim kitaplar, Latin harfli, 4 sayfa,

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin 1928 Bütçesi, Osmanlıca,2 sayfa,

Maarif Vekaleti Merkez Teşkilatı, Osmanlıca, 1 sayfa,

Türkiye’de liseler, orta mektepler ve muallim mektepleri, Osmanlıca,3 sayfa,

Maarif Teşkilatına Dair Kanun’un bir muallime lüzumu bulunan maddeleri, Osmanlıca, 9 sayfa,

Vilayetlerin nüfusu ve mesahaları, Osmanlıca,10 sayfa,

Maarif Vekaleti Neşriyatı, Latin harfli, 12 sayfa,

1927 senesinde Türkiye Cumhuriyeti dahilindeki Demir Yolları istatistikleri, Osmanlıca, 30 sayfa,

Mukayesata dair faydalı malumat, Osmanlıca,14 sayfa,

28 Mayıs 1928 Tarihli ve 1324 Numaralı Damga Resmi Kanunu’nun Maarif İdarelerini alakadar eden maddeleri, Osmanlıca, 6 sayfa,

Alaim-i cevviye malumatı, Osmanlıca,9 sayfa,

Hayvanlar ne kadar yaşar? Osmanlıca-resimli, 2 sayfa,

Tabiat-ı tedkik-i tekvini, Osmanlıca, 2 sayfa,

Türkün cihan tarihinin belli başlı hadiseleri, Osmanlıca, 8 sayfa,

İstiklal Lisesi, Osmanlıca, bol resimli tanıtım yazısı,8 sayfa,

Varidat ve masraf çizelgeleri, Osmanlıca, 12 sayfa,

Not defteri kısmı, Osmanlıca,30 sayfa ( bu kısım muallimlerin talebeleri hakkında tutacakları ders notları defteri makamına kaim olmak üzere tertib edilmiştir.)

İlk mekteplere mahsus Alet-i Dersiye Rehberi, Osmanlıca,18 sayfa,

Bir derste bütün kaideler, Latin harfli, 4 sayfa,

Almanağın son sayfaları ise Osmanlıca ve Latin Harfli Türkçe olarak, (karışık veya ayrı ayrı) yazılı, alfabe, kitap, okul, matbaa reklamlarına ayrılmış bulunmaktadır. Bu reklamlarla da dönemin ticari ve mektep hayatının canlı bir tasviri  gözlenmektedir.

Kitabın arka kapak içine ise, 42 x 21 cm boyutlarında, Osmanlıca ve , renkli baskılı olmak üzere Türkiye siyasi haritası iliştirilmiştir

Arka kapak üzerinde ise rakamlar hariç Osmanlıca olarak “ fiatı 75 kuruşdur” ibaresi yer almaktadır.

Sonuç:

  1. Almanağın 1928 yılında basıldığını ancak “Ay” bilgisi bulunmadığını bilmekteyiz. Herşeye rağmen Almanak, Tonguç’un yayın hayatındaki ikinci kitabı olma özelliği taşımaktadır.Hiç şüphesiz ki Almanağın hazırlanmasında Tonguç’un payı, diğer “tertib eden” olarak gözüken Faik Reşid’den daha fazla ve önceliklidir. Ayrıca Almanağın içindeki konuların tasnifi, detaylar ve diğer kaynak nitelikli özellikler, Tonguç’un mevzuata hakim  pragmatik aydın yapısını ortaya koymaktadır.
  2. Bu konuların tasnifinde ileriki dönemlerde hayata geçecek ” İş Okulları” nın   nüvelerine de  kaynaklık edildiği gözlenmektedir. Her şeyden çok , o tarihler de bile   Hanri Pestalozzi’nin adının dünyanın ünlü adamları arasında sıralanması büyük önem taşımaktadır.