Ah be Demirci!

demirci5Ah be Demirci!

Ah be Demirci, bir fotoğraf, bir insanı ne kadar etkiler bilir misin? Bilir misin bir fotoğraf insanı nerelere götürür, kimlere götürür? Neler yazdırır insana, neler söyletir?

Bir fotoğraf neler anlatır bilir misin?

Hele bu sen olunca! Hele bu senin olunca!

İşte karşımdasın, o yalın, berrrak ve apaçık halinle! İşte tam karşımdasın. Tablo gibisin. Bir ressamın yapabileceği şahesersin. Hayat gibisin. Hayatın kendisisin.

Hayat simsiyah olabilir mi? Sen simsiyah bir fotoğrafsın karşımda. Simsiyah bir tuvalsin. Çatıları üst üste binmiş, duvarları birbirine yaslanmış, aradan minareleri ve ağaçları uzanmış, ayrıca da bir kaç okul ve resmi daireyi içine sığdırmış, kocaman bir resimsin.

Kocaman kocaman evlerden, hayata açılan pencereler gibisin. Bacaların sarmış çatılarını, dumansız bir günsün. Dumansız ve yağmursuz bir gün. Işıklarını vurmuş güneş bazı pencerlere, duvarlara sarmış.

Sessizsin bu bu gün Demirci, sessiz ve gürültüsüz. Tek tek sokakların gözükmese de, sanki kimseler yok gibi ortalarda. Çocuklarını ne yaptın Demirci? Kadınlarını ne yaptın? Ya işine, gücüne giden insanlarını ne yaptın?  Hani nerde sana hayat katanların?

Öyle güzelsin ki Demirci, öyle şirin ve masum! Hep böyle kalmalıydın. Hep böyle olmalıydın. Hep böyle yaşamalıydın.

Ben senin o sessiz sokaklarını sevdim aslında. Taşlı yollarını sevdim. Eski evlerini, cumbalardan uzanan teyzelerini sevdim. Ekmek kokan odalarını, fesleğen kokan balkonlarını sevdim.

Küçük bakkallarını, o küçücük dükkanda bize dünyaları veren bakkal amcaları sevdim. Ufacık fırınları, küçücük kırtasiyelerini sevdim. Yokuşlu yollarını, asmalara sarılmış duvarlarını sevdim. Sokak aralarındaki çeşmelerini sevdim. Buz gibi akıp giden sularını sevdim. Avuç avuç uzanıp sularından içmeyi, bir solukta terimden silinmeyi sevdim.

Pazarlarını sevdim ben senin Demirci! Pazarcılarını sevdim. “ Bak şunun tadına evlat” diyen manavlarını sevdim. Karpuzlarını, kavunlarını sevdim. Hele o domateslerini!

Caddeleri yürünemez hale getiren kamyonlarını sevdim. O sıcakta kamyonlara yüklenen halılardan gelen yün kokularını sevdim. Yapağıyı sevdim ben Demirci, ilmeyi sevdim.

Yürünmesi zor yolarının o meşakkatini sevdim. Düşüp kanatsam da dizlerimi, o kaygan taşlarını sevdim. Yağmurlu havalarda suların, o taşların arasından, döne döne akışını sevdim. Baharında aralarında çıkan çimenlerini, otlarını sevdim.

Sevdim ben seni Demirci!

İnsanlarını, çocuklarını sevdim. Mahalle arası fırınlarını, sabah pidelerini, akşam güveçlerini sevdim. Aslında sevdiğim ne pideydi, ne güveç, ben orada bekleyenleri, ben onların sohbetlerini sevdim.

 

Bağına –bahçesine merkebiyle gidip- gelen, yoldan geçerken de eşine dostuna sepetinden nevalesinden ikram eden insanlarını sevdim. Muhabbetini, sohbetini sevdim.

Halı dokuyan kadınlarını sevdim. Halılarını sevdim. Renk renk işleyen elleri, tek tek dokuyan parmakları sevdim. Sokaklara taşan kirkit seslerini, o mutlu kadınların halı başında gülüşlerini sevdim.  Sıyırma atışlarında birbirleriyle yarış edişlerini sevdim. Okuldan dönen çocuklarını kucaklayışlarını sevdim.

Okullarını sevdim senin Demirci! Hem de çok sevdim. O küçücük okullarda, o küçücük sınıfları sevdim. Terini akıtan öğretmenlerini sevdim. Bahçelerinde koşmayı, oynamayı sevdim.

Hükümet Konağını sevdim Demirci, hem de çok sevdim. Karnelerimi aldığımda koşa koşa oraya varmayı sevdim. Merdivenlerini bir çırpıda çıkmayı, sessiz odalardaki o ahengi sevdim. O insanları, o babaları sevdim.

Tepeye konduruluvermiş  İlk Öğretmen Okulunu sevdim senin. Taşbinayı sevdim. Taşbinanın biraz insan, biraz çimen kokan havasını sevdim. Camlarını, duvarlarını sevdim. Çamlarını, çimenlerini sevdim.

Seni çok sevdim Demirci! Çok sevdim.

Arafe günlerini sevdim senin, ikindi namazıyla birlikte başlayan heyecanını sevdim. Kabir ziyaretlerini sevdim, kabire bayramı getirmeyi sevdim. Bayramı onlarla başlatmanı sevdim.

Bayramlarını sevdim senin, bayram eğlencelerini, bayram gezmelerini sevdim. Bayramlarda el öpmeyi, kucaklanıp, sarılmayı sevdim. Bayram yemeklerini sevdim, bayram sohbetlerini sevdim. Gönül almayı sevdim, gönlümü alanları sevdim.

Velhasıl çocukluğu yaşamaktı Demirci, gençliği yaşamak, adam olmaktı sokaklarında, çarşısında, pazarında, oturup sohbet etmekti. Yarını hazırlamak, yarına hazırlanmaktı Demirci. Eş-dost bilmek, hal hatır tanımaktı. Büyüğü, küçüğü bilmekti. Okuyup- dokumaktı Demirci, iş-güç sahibi olmak. Düğünlerine, sünnetlerine tanık olmak, törenlerine katılmaktı Demirci. Sokaklarında, evlerinde yaşlanmaktı. Çocuk-torun büyütmek ve mürvetlerini görmekti. Rüyalarda küçüktü, hayallerde…

Ah be Demirci! Razıydım küçük rüyalara, küçük hayallere. O küçücük sokaklara razıydım. O dışı renksiz evlere razıydım. O sessiz sokaklara, küçük okullara, küçük binalara razıydım. O küçük bakkallara, küçük fırınlara! Taşlı yollara, akıp giden sulara! Boyası çıkmış kapılara, sökülüp, akmış duvarlara.

Razıydım inan, razıydım. Çoktan razıydım.

Ah be Demirci!

Bari bayramların kalsın, bari bayramların olsun! Bayram olsun. Bayramın kutlu olsun!

Demirci Öğretmenleri

Demirci ÖğretmenleriEfendim, biliyorsunuz ben Demirciliyim. Bu gün de yine Demirci’deyim.

Demirci, Manisa’nın en küçük ilçelerinden biridir. Dağlar arasında, düz arazisi pek bulunmayan, Merkez iline uzak, kıraç bir coğrafyadır.

İşte bu coğrafya, insanlarımızı halıcılığa itmiş, (şimdilerde olmasa da) halı dokumacılığını, el halıcılığını yaygınlaştırmıştır/ mecburi kılmıştır.

İşte o yılların şartları da, hala dillerde pelesenk olan “ Ya okuyacaksın, ya dokuyacaksın” sözünü de yalın bir şekilde hayata geçirtmiştir.

Şimdi buyurun o küçük, kıraç Demirci’ de 1938 yılında yılında görev alan öğretmenlerimize bakınız.

Demirciyi okutan öğretmenlerimize bakınız. Bizlerin okumamıza öncülük eden öğretmenlerimize bakınız!

Köleniz olurum.

Demirci Bayram Kartları

demirci2Artık  yanıltmıyor  hiç bir şey beni, tarihin yanılttığı kadar. Aldatmıyor da.

Tarih dediğim de korkulası, kaçınılası bir şey değil. Sığınılası bir şey.. Liman gibi. Dost eli, dost evi gibi.

Aradığında bulmazsın hiç bir şeyi. Bilmezsin bile aradığını. Sonra? Sonra bir bakarsın, aradığın da yanında. aramadığın da.

 

O misal oldu bizim bu Demirci Bayram Kartları. Beşi birden çıkıverdi önümüze. Haberdar değildik. Görmemiştik, duymamıştık. Bilmiyorduk.

Hem de öyle çok oldu ki bayramlaşmayalı. Yıllar geçti. Üstelik bir renkli hayat giriverdi yaşantımıza, renksizler yollanmıştı geriye.

İşte o geri şimdi öcünü alıyor bizden, ad değiştirmiş halde. Ben “Tarihim” diyor adeta. ben tarihim.

O tarih beni yanıltan. Aldatan. Bildiğimi şaşırtan.demirci4

Şu güzelliklere bakar mısınız?

Şu Demirci’ye bakar mısınız?

Şu bayrama!

Şu hayata!demirci5demirci6