O’nun doğum günü!

zambak2Bu gün O’nun doğum günü. O’nu sevgiyle, saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Amacım,  şu anki hislerimi, yaşadıklarımı size yansıtmak, size duyurmak değildir asla!

Ona duyara bilir miyim, ona hissettire bilir miyim, onu da  bilmiyorum.

Olsun..

Bu gün O’nun doğum günü.  Doğduğu gün…

Zambaklar içinde uyusun..

Yazılara dönmeliyim !

FullSizeRender (3)Hayatımın en kolay, en değerli ve en zevkli işiydi, yazmak. Doyasıya, özgürce, delicesine. Kaçmadan, bıkmadan.Hele bir de, bildiğim, sevdiğim bir şey üstüne idiyse, doyulmaz olur, her aşaması başka bir tada bürünürdü. Yaşardım, yazarken.. Ya da yazarken, yaşardım. Yaşamak, eş değerliydi adeta benim için yazmakla!

Sonra ne oldu bilemedim. Önce, entelektüel tembellik diye bir sıfatın içine gizlendim. İşime geldi, kolayıma geldi. Sarıldım aylar boyu onun içine. Çıkmadım. Çıkamadım.

Sonra Facebook diye bir şeye kapıldım. Kısa yazıların, kısa sözlerin büyüsüne takıldım. Yazdıkça aldığım refleksler büyüttü içimdeki tembelliği. Tembel kaldım. Ha, daha önce entelektüelliğim, ha şimdi de Facebookdaki pasifliğim! Olmadı, yakışmadı.

Oysa yazı, dirençli olmak, hayatta olmak demekti. Hayatta kalmak demekti. Kafa yormak,koşmak demekti. Sabahları erken kalmanın tadı, kahvaltıda çiğnenen bir parça kuru ekmek demekti. Rüzgara karşı yürümekti.

Ne işim vardı benim tembellikte, ya da tembel bırakan kısa, popüler yazılarda?  Hayatta aldığım en büyük zevki yok etmekte ne işim vardı? Yok olmakta ne işim vardı? Geride olmakta, geride kalmakta ne işim vardı?

Yazı varken, yazısız kalmakta ne işim vardı?

Sen Ağlama!

 

04b115ade7aa03da291c085173d61652SEN AĞLAMA

Sen ağlama dayanamam

Ağlama göz bebeğim sana kıyamam

Al  gözyaşlarım senin senin olsun

Göz yaşsız kalırsan ben yaşayamam.

 

Sen ağlama dayanamam

Ağlama ciğerim sana kıyamam

Al ciğerim senin olsun

Onsuz olunur ama sensiz yaşayamam.

 

Sen ağlama dayanamam

Ağlama canım sana kıyamam

Al canım senin olsun

Cansızlık sorun değil, ben sensiz yaşayamam.

 

 

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Üzerine

8 martBiliyor musunuz nasıl güzel bir sözcüktür bu; “üzerine” lafı. Her şeyi kurtarır, her şeyi ifade eder tek başına.İşte yine kurtardı beni; Dünya Kadınlar Günü üzerine  kolay bir şeyler yazmama sebep oldu.

Oysa bu yazıyı yazmayı düşünürken, aradım, taradım, hatta yandexledim bile.( Google çok banal oldu artık!) Sordum, soruşturdum: Kadınlar üzerine yazılmadık, söylenmedik söz , bir şey kalmamış ki !

En güzel laflar edinmiş, en güzel şarkılar söylenmiş,en güzel şiirler yazılmış. Keza öyküler de, romanlar da. Yazılmadık, söylenmedik bir şey  kalmamış. Fıkralar, makaleler, hicivler,masallar, destanlar, maniler, atasözleri, özdeyişler, filmler, skeçler,parodiler ve hatta mimikler.

Mimikler demem boşuna değil hani; kadının tasavvuru gibidir, bir mimik, bir kahkaha, bir buruk dudak, bir kaç damla gözyaşı !

Hepsi olmuş, hal olmuş !

İş böyle olunca farklı ne yapabilirim ki? Ne diyebilirim?

İşin öteki yüzüne bakınca şaşırmadım da değil hani !

Hani kendine, Çalışan Kadınlar Günü,Emekçi Kadınlar Günü diyenler için ! Kadın çalışsa da çalışmasa da ( ki bunca yıllık hayatımın gözlemleri şahittir; kadın hep en fazla çalışandır)  bugün, dünya kadınlarının günüdür.

Çalışan/emekçi kadının sorunu da asla kendisiyle ve hemcinsiyle değildir. Keza çalışmayan kadının da sorununun kendisiyle ve hemcinsiyle olmadığı gibi.

Sorunu erkekler biliyor: Çünkü sorunu erkeklerle ! Sorun erkeklerde !

Hani dedik ya, her şey söylenmiş ve yazılmış kadınlar için. Oysa tam değil; erkeklerle  olan sorunu gidermiş bir kadın dünyası profili henüz yazılmamış. Çizilmemiş. Söylenmemiş.Oynanmamış. Ah o bir olabilse !

Belki her şey onu bekliyor; erkeklerle sorununu gidermiş ( ya da tam açıklığıyla, erkeklerden kaynaklı sorunlarını halletmiş) bir kadın ütopyası, tasavvur edilmemiş henüz !

Ne demeli, erkekler yine mi sorun çıkarmış olmalı?  Onlar mı engellemiş olmalı bunu ? Yine mi bu erkekler?

Son söz ne demeli bilmiyorum: Bu kadınların büyütüp, besledikleri adamlardan farklı bir şey beklememeli! Olacağı o ! Yani kadınlar değişmeli. Kadınlar değiştirmeli !

İşte buldum;  hiç yazılmamış, söylenmemiş bir söz ! O da benim. Başta anam ve eşim olmak üzere tüm kadınları, tutup balkondan aşağı atmak ister canım. Sonra da koşup, onları aşağı düşerken  tutup,kucaklamak !

Yani, kadınlar değişmezse, bizi değiştiremezler !  Her gün içlerinden birini balkondan atmak, sonra koşup tutmak isteriz. Onun için, değişin kadınlar ! Değişin!

Çalışanıyla, çalışmayanıyla, tüm kadınların gününü kutlarım.

Mustafa Kemal’in Maliyeden Anlamayan Maliye Bakanı

O’na Maliyeden Anlamayan Maliye Bakanı Derler…

Hasan_Fehmi_BeyÜlke için zor günlerdir, Büyük Millet Meclisi’nin 3. Hükümetinde Maliye Bakanı olan Hasan Saka görevinden ayrılmak ister. Mustafa Kemal de kendisine  “O halde bana yerine, maliyeden anlamayan birini bul!” der.

Ertesi gün Mustafa Kemal, birkaç milletvekiliyle birlikte Meclis Başkan Vekili Hasan Fehmi Bey’i (Ataç) davet ederek,  Hasan Saka’ya söylediklerini tekrarlar:

“Bana maliyeden anlamayan birini bulun !”

Birkaç isim söylenir, Mustafa Kemal hepsine “Olmaz!” der. Toplantıda bulunanlardan biri Gümüşhane Milletvekili Hasan Fehmi Ataç’ı önerince,  bu kez “Tamam” der, ancak Hasan Fehmi Bey itiraz eder:

“Aman Paşam, ben maliyeciliği bilmem, beni mazur görün!”

Atatürk “Daha iyi!” deyince, Hasan Fehmi Bey reddedemeyecek hale gelir. Tarih, Büyük Taarruzdan önceki Nisan ayının sonlarıdır, Hasan Fehmi Bey, istemeye istemeye artık Maliye Vekilliğini üstlenmiş durumdadır.

Atatürk sorar:

“Ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

“Şu anda bir şey bilmiyorum, düşüneceğim!”

İşine başlar başlamaz, herkes kendisinden para istemeye başlamıştır. Ancak, Hasan Fehmi Bey kuralını ortaya koyar:

“Para, yağlı kurşun ve keskin süngüye!”

Evet, ama ordunun harcamalarını da kontrol etmek ve disipline sokmak gerekir, bunun için bir kanun çıkarılır, ordu defterdarlıkları ve mesul muhasiplikler kurulur.

Eski köye, yeni nizam koymak güçtür, bazı kumandanlarla, yeni ihdas edilen ordu defterdarları arasında tartışmalar çıkar; Ali İhsan Paşa (Sabis) bir defterdarı hapsetmeye kalkar, ama sistem sonunda yerleşir. Örneğin, Milli Savunma Bakanlığı, bir defasında 400 bin postal için para ister, Hasan Fehmi Bey, “Ben bu parayı verirsem, 400 bin postalı nerede, kime, ne kadar zamanda yaptıracaksınız?” diye sorar, istek geri alınır.

Bir gün de ordu kumandanları ihtiyaçları için 10 otomobil isterler, Maliye Bakanı otomobillerin adresini verir:

“İstediğiniz otomobilleri Yunanlılar İzmir’e çıkardılar, hazırladılar, orada duruyorlar, gidin alın!”

İzmir hâlâ Yunan işgali altındadır!

Büyük Taarruz yaklaşmaktadır, Maliye alacağı her kuruş vergiyi toplayabildiği kadar toplamış, hiçbir yerde metelik bırakmamıştır, ama hâlâ paraya ihtiyaç vardır.

Kurtuluş Savaşı’nın Maliye Bakanı onu da bulur:

“Osmanlı Bankası’nın Ankara Şube Müdürü Bay Bojeti’yi çağırdım. Dedim ki:

– Osmanlı Bankası tarihi bir anını yaşıyor. Maliye’ye 1,5 milyon lira lazım. Bizim idaremizdeki mıntıkada 16 şubeniz var. İstediğim parayı vermezsen, şubelerinize vazıyet eder, kasalarındaki bütün parayı zabıt mukabili alırım. Düşünmek için sana bir çeyrek saat mühlet veriyorum, git düşün, cevabını ver. Kısa bir süre içinde de, istediğimiz 1,5 milyon lirayı Osmanlı Bankası’ndan aldık.”

Onu, başarılı kılan yalnızca, savaş esnasında üstlendiği Maliye Bakanlığı döneminde, pratik zekâsıyla sorunlara karşı yarattığı çözümler değildir.

Asıl başarısını, Büyük Zaferden hemen 3 ay sonra memleketin mali durumunu öğrenmek isteyen mebuslara karşı Mecliste yaptığı açıklamada aramak gerekmektedir:

“Efendiler, biz ne Londra’da, ne Paris’te, ne de Avrupa’nın hiçbir yerinde istikraz ( borç) teşebbüsünde bulunmamışızdır. İstikraz teşebbüsünü icap ettirecek ne bir teklif, ne de bir kelime dahi sarfetmemişizdir. Bu konuda söylenen sözler, kâmilen yalandır. Memleketimizin bugünkü mali hali ile ne dâhili ve ne de harici istikraza ihtiyacımız yoktur. Memleketimizde milli hudutlarımıza tamamen sahip olduk. Gelirimiz, giderimizi tamamen karşılayacak kudret ve mahiyettedir.

Taarruzdan evvel, askeri hazırlıklar için fazla sarfiyat dolayısıyla, geliri müsait olmayan birkaç vilayette, memurların bir iki maaşı askıda kalmıştı. Bugün, bunları da tamamen ödedik. Merkezde olduğu gibi, her yerde memurlarımızın maaşlarını muntazam vermek kudretini haiz olan memleketimiz, hamdolsun, bu kudrete maliktir. Bunun için, hiçbir yardıma muhtaç değiliz.

Ondan sonra efendiler, memleketimiz çok zengin ve büyüktür. Ve bu kadar zengin olan memlekete nüfus kâfi derecede değildir.( Ülkemizin ilk Nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış olup 13 milyon  648 bindir) Nüfus açıklığını mutlaka ve mutlaka makine(ileri teknoloji) ile telafi etmek mecburiyetindeyiz. Sonra tabii servet kaynaklarımızdan istifade etmeyi düşündük. Bunun için de buraya Amiral Colby Chester (Çester) ile gelen Mösyö Kenedy ile müzakerede bulunuyoruz. ( Demiryolları imtiyazı için görüşmelerin sürdürüldüğü Amerikalılar)

Nihayet Mart ayı içinde büyük miktarda ziraat alet ve edevatı getirtebileceğiz. Fakat bu aletler, Singer Makineleri gibi, bir takım şubeler açılıp oralara getirilecek- yani Ziraat Bankası vasıtasıyla değil- ve bu şubelerde satılacak, sonra atölyeler açılacak ve Türk geçleri makineciliği ve ziraat aletlerini tamir işlerine alıştırılacaktır. (Sınger, Türkiye’deki ilk bayisini 1904 yılında İstanbul’da açmış böylece; Türkiye’de bayilik açan ve fatura kesen ilk yabancı şirket olmuştur. Doğrudan pazarlama yöntemini de ülkemizde ilk kullanan firma olması sebebiyle,  Sınger yıllarca dikiş makinelerinin nasıl kullanılacağını göstermek ve anlatmakla görevli öğretmenleri ve teknisyenleriyle dağ köylerine kadar gitmişlerdir. Sınger,  aynı zamanda Türkiye’de izinli pazarlama yöntemini kullanan ilk firma olmuş, tüketicinin iznini alarak, akşamları ev ziyaretleriyle ürün tanıtımı ve satışı yapmıştır. “Yetkili Satıcı” modelini Türkiye’de ilk uygulayan şirketlerden biri olan Sınger’in bu sistemi, Maliye bakanı Hasan Fehmi Beye de ilham kaynağı oluşturmuştur.  O yıllarda ancak birkaç acentesi olan Ziraat Bankası yerine, bu zirai aletlerin “ Yetkili Satıcı” yöntemiyle ülke genelinde daha kolay yayılabileceğini inandırmıştır)

Her şeyden evvel memleketimizde acele olarak yapılması lazım gelen tedbirler bundan ibarettir. Sonra iki projemiz de hazırdır. Biri Sanayi Bankası, diğeri Ticaret Bankasıdır. Birisi burada Mecliste bulunuyor, malumunuzdur; Köy Bankalarıdır.

Bundan başka memleketimizin istihsalatını (üretim) artırmak ve kendi kendine yetebilecek bir hale getirmek için idari, siyasi ve iktisadi bir takım tedbirler de almak lazımdır. Cümlenize malum olan, gerek idari ve gerekse mali bir takım maniler memlekette iktisadi hareketin gelişmesine müsaade edememektedir. Bunlar geçecektir. Ve bu süratle ümit ediyorum ki, memleketimizin iktisadı için lazım gelen geniş ve müreffeh sahayı hazırlayabilmiş olacaktır.

Bu arada ziraat mektepleri açmak lazımdır. Her vilayette, her kazada ziraat mektepleri açmak isteriz.

Ecnebi sermayesine karşı ise, Türkiye’nin hiçbir buğz-u adaveti(kini, nefreti) yoktur ve onun memlekete girmesi için her türlü kolaylığı, bütün medeni milletlere, olduğu gibi göstermeğe hazırdır. Ancak yirminci asrın ortasında, kendimizi hiçbir devletten geri görmediğimiz gibi, hiçbir milletten aşağı şartlar kabul ederek, Türkiye’yi esirler ülkesi haline sokamayız. Bu tarzda muamele etmeği muvafık(uygun) gören ecnebilerin sermayesine kapımız da memleketimiz de açıktır.”

Sonuç: Maliyeden anlamadığını söyleyen bir insanın, Kurtuluş Savaşı esnasındaki başarılı ve gelecek yıllar için de bir vizyon çizen görüşlerini saygıyla anmak ve yad etmek gerekir. Cumhuriyet o kahramanlara çok şey borçludur. Onlar, her şeyden çok ve her şeyden önce bu memleketin insanlarını düşündüler.

Hasan Fehmi Ataç:  1879 yılında Gümüşhane’de doğdu. Düzenli bir öğrenim yapamadı. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin 2. Dönem ve 3. Dönem’inde Gümüşhane mebusu oldu. TBMM’nin 1. Döneminden 8. Dönem sonuna kadar da yine Gümüşhane milletvekilliği yaptı.

En büyük hizmeti Büyük Taarruz’dan önce seçildiği Maliye Vekilliği’nde  (Nisan 1922- Ocak 1924) oldu. Devlet gelirlerinin azlığına rağmen ordunun bütün ihtiyacını karşılamasını başardı. Doğu ve Batı cepheleri için iki ayrı ordu defterdarlığı kurarak subay maaşlarının düzenli olarak ödenmesi ve masrafların belgelendirilmesini sağladı. Böylece Büyük Taarruz’un mali kaynaklarını bulan, organize eden ve gerekli yerlere ulaştıran kişi oldu. Bu başarısından ötürü TBMM tarafından Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edildi.

Çok kısa bir süre için Ziraat Bakanlığı yaptı.1961 yılında da vefat etti.

.