Tan yeri gibi ağarıyorduk!

KE2Hazır yiyici değildik, tan yeri gibi ağarıyorduk.

Evet doğruydu, yalnız çamur- toprak değildi kardığımız, el kardık, yürek kardık. Birbirimizi sardık.

Günü geceye kattık. Durmadık. Biliyorduk sabahı var bu karanlıkların. Sabahlar için tırmalıyorduk.

Hazır yiyici değildi hiç birimiz, tan yeri gibi ağarıyorduk.

Hiç kutlanmamış doğum günü..

babam nüfusBu gün hayatı boyunca doğum gününü hiç kutlamamış, kutlayamamış bir adamın doğduğu gün.

Hiç kutlanmamış, hiç kutlanamamış tamı tamına 93 doğum günü.

Belli ki, çocukluğunda hali olmamış.
Belli ki, gençliğinde kutlamaya derman bulamamış.
Belli ki, evlenince de bizlerden vakti kalmamış.

Sonra da kutlamaya ne ömrü olmuş, ne ömür bulmuş!

İlk defa da olsa, Doğum Günün kutlu olsun be kahramanım!

Hatırlıyor musunuz?

KE1“Öğrencisi, öğretmeni, usta öğreticisi ile Köy Enstitülüler bir destan yarattılar. Yarattıkları efsane; yeşeren toprak, yükselen yapı, ışığa dönüşen su, dayanışma, paylaşma, aydınlanma, özgürleşme demekti. Onlarınki yalnızca eğitim değil, bir yaşam biçimiydi. Onlarca yazar sanatçı, bilim insanı ve milyonlarca öğrenci yetiştirdiler.”

1940-1946 aralığında Köy Enstitülerinde 15,000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750,000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1,200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.

Başında kasketli –kasketsiz, urbalarıyla, pantolonlarıyla, kim bilir hangi binanın, kim bilir hangi ışığın binasıydı bu yaptıkları, hatırlayanınız var mı?

Göreniniz, bileniniz!

Terlerini akıttılar, Anadolu’nun bozkırına. Boz elbiseler içinde, boz yüzlü bu çocuklar.
Yeşillerine yeşil kattılar, Anadolu’nun. Küçücük elleriyle, yarattılar.
Birbirlerine sığındılar, yakan güneşin andacında, yanmadılar.
Toprak oldular, kiremit oldular, sıva, beton, çamur oldular. Karıldılar.

Yüreklerini verdiler Anadolu’nun toprağına.
Ana oldular, birbirlerini doyurdular.

Hatırlayanınız var mı? Var mı?

Demirci Öğretmenleri

Demirci ÖğretmenleriEfendim, biliyorsunuz ben Demirciliyim. Bu gün de yine Demirci’deyim.

Demirci, Manisa’nın en küçük ilçelerinden biridir. Dağlar arasında, düz arazisi pek bulunmayan, Merkez iline uzak, kıraç bir coğrafyadır.

İşte bu coğrafya, insanlarımızı halıcılığa itmiş, (şimdilerde olmasa da) halı dokumacılığını, el halıcılığını yaygınlaştırmıştır/ mecburi kılmıştır.

İşte o yılların şartları da, hala dillerde pelesenk olan “ Ya okuyacaksın, ya dokuyacaksın” sözünü de yalın bir şekilde hayata geçirtmiştir.

Şimdi buyurun o küçük, kıraç Demirci’ de 1938 yılında yılında görev alan öğretmenlerimize bakınız.

Demirciyi okutan öğretmenlerimize bakınız. Bizlerin okumamıza öncülük eden öğretmenlerimize bakınız!

Köleniz olurum.