Köy Enstitüleri Sergisi Yok.

KE İnönüÇok yazık.. 24 Kasım Öğretmenler Günü için programladığımız Köy Enstitüleri Sergisini yapamıyoruz, açamıyoruz.

Suçlu aramak, suçlu bulmak değil niyetim. Belki de en büyük suçlu benim. Öyle ya, kime ne Köy Enstitülerinden?

En çok da, “ Gel bu sergiyi 24 Kasım’da Konak Belediyesinde açalım” diyen Serpil Gedik Birsin’den, “Gel bu sergiyi 25 Kasım’da Ankara Milli Eğitim Şura Salonundaki gösterimde açalım” diyen Pınar Ayhan’dan özür dilerim.

İlk günden beri, sergiye film ve malzeme desteği sağlayan BTA Oyuncuları yönetmeni Hayrettin Filiz’den özür dilerim.

Ve de Dicle Köy Enstitüsünün Kurucu Müdürü dedeleri Nazif Evren’in, nadide belgelerini sergimde paylaşmayı kabul eden, Ödül Evren Töngür ve Naz Evren’den özür dilerim. Olmadı!

En büyük özür ise, onca yaşlarına rağmen, sergimin açılışını onurlandıracak iki Köy Enstitülü çınar, İlyas Bey ( İlyas KE KızılçulluKalay) ve Huriye Saraç öğretmenlerime.Onlardan özür dilerim. Yapamadık!

Başka bir yerde, başka bir zamanda, başka bir insanla!

Bir gün olacak.

Bir Fotoğraf Okumak: İnegöl’de Hastane- II

  1. E82ADE72-E01B-4091-A217-BBCA8C9DC695Tamı tamına 7 yıl önce yazmışım, “Bir Fotoğraf Okumak : İnegöl’de Hastane” yazımı.  Tarihi de 10 Aralık 2011. Elime geçen bir İnegöl Hastane fotoğrafı üzerine okumuşum. Bir fotoğrafı yorumlamışım anlayacağınız. Başkaca hiç bir bilgi ve belge olmaksızın, insanları adlandırmış, mekanı canlandırmış, görevleri, hastaları, binaları renklendirmişim.

İsimler seçmişim kendimce, doktora benzettiğime  Doktor Asım demişim, hastaya manifaturacı Hilmi Efendi, hastabakıcı olarak gördüğüme de, Hastabakıcı Remzi.

Kim ne karışır ki, bilmediğim , görmediğim isimler üzerine, yeni ve farklı şeyler söylememe ve yazmama? Hastaneyi tarif etmişim, odalar, sofalar yaratmışım. İnsanları sigara içmeye, balkonlara göndermiş, yaz aylarını bile düşünerek, havalandırmaya imkan tanımışım.

Sonra üşenmemiş, o üç insanın uzun vadeli yaşamlarına yeni kılıflar, kalıplar seçmişim. Doktor Asım’ı İstanbul’a, hastamız Manifaturacı Hilmi Efendiyi sapasağlam işinin başına, hastabakıcı Remzi’yi ise evine göndermişim.

Sonra üzerinden ifade ettiğim gibi 7 yıl gibi bir süre geçince, İnegöllü bir insan çıkıp aramış sizi, ” Haldun Bey, Doktor Asım beyi tanır mıydınız” diye sormuş!

İşte tam da o an büyü bozulmuş. Bozulmuş adeta büyü.

Doktor Asım dediğimiz insan, Mehmet Ali Geylan çıkmış, ” Sıhhiye Mehmet”  olarak nam yapmış, Mehmet Ali Geylan çıkmış. Manifaturacı Hilmi Efendi dediğimiz de keresteci  Ömer Şen. Üstelik Gürcü Mehmet Ağanın oğlu, Ömer Şen çıkmış..

Ne gam?

Ne keder?

Hala, hastabakıcı Remzi’ye kendi kimliğini giydiremedik. Kimdir bilemedik.

Bir gün o da olacak. Ona da gün doğacak.

Yıllar sonra bu üç insan, bir hastane odasında yeniden can bulacak.

Fotoğraf tam olarak okunacak.