Demirci’de Bayram mı?

bayram-cocuklari-2

Bayramlar gelince, eski bayramlar deyip geçmemek gerekir aslında. Hani nerede o bizim bayramlar demek ise hiç! Bugün yaşanmayan,yaşanamayan o bayramlarda biraz da kendinden bir şeyler aramalı insan! Eğer bayram, özünde birlikte olmak, birlikte eğlenmek ise, yıllar içinde yitip giden , en çok kaybolup biten de eğlenmek faslı olmalı.

Bakma; birlikte olma vasfı da yıldan yıla erimekte, yok olmada!

Bugünkü gibi yalnızca gurbet elde oturan çoluk- çocuk dönmezdi bayramlarda Demirciye. Büyük kentlerde oturup da bir ucundan tutup- tanıdığınız insanlar bile , bayram diye koşup gelirlerdi. Bayramda Demirci’de olmak için can atarlardı.Demirciye, bayrama karışırlardı.

Bizler ise yıllar sonra anlardık eşimiz- dostumuz bildiğimiz bu kişilerin, aslında yaban elllerde birer tanış olduklarını. Bayramda Demircide olmak istedikleri için geldiklerini. Demircinin bayramlarını sevdiklerini! Bayram sonrası dönüşlerinin mutluluğunu da en çok kuruyemişçilerimize uğrayarak bitirdiklerini.

Ya evlerin, düğün evleri gibi yıkanıp süslendikleri o günlere ne oldu? Baştan aşağıya temizlendikleri günlere? Yeni halıların, kilimlerin, ya da yalnızca bayramlıkların serilip- asıldığı günlere? Hatta kanapelerin başındaki kenar yastıklarının bile el değiştirip yeni bir elbiseye büründüğü günlere?

Artık bayramlar, bayram olmaktan çıkmakta velhasıl.

Hani nerede, o eğlencelere gömülmüş Demirci Bayramları? Hani nerede çocukları sevince boğan eğelencelikler, hediyelikler? Oyunlar, cümbüşler?

Nerede o bayram çarşıları? Hani o günlerin bayram panayırları! Bayram harçlıklarıyla da olsa kendimize aldığımız o ilk oyuncaklar. Çatpatlar, mantar tabancaları ve topaçlar. Kim inkar edebilir ki o günlerdeki masumluğumuzu ve güzelliğimizi.

Can atılarak gelinen, yaşanan Demirci Bayramları nerede dostlar?

Fırın önü sohbetleri, ev temizlikleri, bayram öncesi yapılan yemekler! Tatlı, şerbet, hoşaf yapma çabaları! Son güne yetiştirilmeye çalışılan bayramlık elbiseler dikmeler.

Eğer Ramazan Bayramı ise elden ele dolaşan, evden eve dolaşan baklava sinileri! Eğer Kurban Bayramı ise kurbanlık alımından, eve getirilişinden, süslenip boyanmasına, beslenmesinden, kesimine kadar devam eden törenler!

Ocakbaşlarının o kadın kadına akşama değin süren telaşları! Bamya, dolma ve börek yapımı için verilen çabalardan, biz çocukların ağzına sürülen bildik, bilinmedik tatlar. Bazen közlenmiş bir patates, kimi zaman haşlanmış bir mısır.

Ya cümbür cemaat toplu halde yenen bayram yemekleri. Aslında bayram ziyareti diye evden çıkıp da artık günün hangi öğününde kimin evine denk gelinirse, oturulup yenen o yemekler. Çorbasından böreğine, etinden, helvasına kadar. Daha da önemlisi, çeşit çeşit turşulardan, cacıklara, son dakika kesilip önümüze konan bostanlara kadar uzanan yemek çeşnisi.

Büyüklerin büyük, küçüklerin küçük sohbetleri! Bitmeyen, ara vermeyen sohbetler.

İşte onun için özlüyorum, babaannemin, annannemin, Hafız Yengemin, Yaşar Yengemin bayram yemeklerini. Onların yemek ustalıklarını, yemek adaplarını, hitaplarını, sevgilerini, sarılışlarını.Sohbetlerini. Öyle çok özlüyorum ki!

Kimse onlar kadar sarılamaz, kimse onlar kadar da güzel seslenemiz ki size zaten !

Unuttunuz besbelli, bayram traşları vardı, üç gün önceden “sıra” aldığınız! Sonrasında nasıl da gururlu yürürdü o traşlı çocuklar! Yeni traşlarıyla. Neydi o traş modellerinin adı hatırlayanınız var mı?

Peki bayram tombalalarına ne oldu? Eski otobüsü garajının karşısındaki bir çaybahçesinde/kahvehanesinde onlarca masa etrafına dizilmiş yüzlerce insanın önünde çekilmeye çalışılan tombalalar! Çingola yapmak için harcanan çaba ve atılan sevinç nidaları! Kim suçlayabilir ki masum eğlencelere terk edilmiş, Demirci bayram eğlenceliklerini?

Bayramlaşmaya gidilmiş evlerin çocuklarıyla, sokaklara taşan bir balonun arkasından koşturmalar. Kendini daha sonra bir topun ardında bulmalar. Uzatılan bir dilim tatlıda güç bulup, yeniden oyuna saldırmalar! Ara sıra büyüklerimizin sataşmalarıyla renk ve ahenk bulan yarışmalar!

Eğer bayramların özünde olan birlikte eğlenme-birlikte olma, birlikte vakit geçirme özelliklerini, yılların acımasız, yiyip- bitirişine teslim edecek olur isek; geriye pek bir şey kalmıyor doğrusu: Arafe günleri ikindi namazı sonrası ve bayram namazı sonrası toplu halde kabir ziyareti ve büyükleri evlerde ziyaret. Kurban Bayramı ise, evde veya mezbehada kurban kesimi ritüelleri. Birkaç mekanda da kadınlarımızdan soyutlanmış bayramlaşma!

Bayramdan anladığımız bu ise eğer, kaybettiklerimize dönüp bakmak gerekiyor.Kendi çocukluğunda, hatıramızda yer etmiş bayramları yaşayıp da, bugün kendi çocuklarına aynı heyecanı yaşatamamanın burukluğunu bilmek gerekiyor.

İşte ondan diyoruz zaten; hani nerede o bizim bayramlar demek, biraz bencilliktir diye. Peki güzeldi de niye korumadınız? Niye saklamadınız demez mi çocuklarımız? Bencilliğimizi sorgulamazlar mı?

Hani nerede o bayramlar demezler mi?

Hani nerede?

Bir Cevap Yazın