“Ankara 1914 Kışı” Başlıklı Yazımızdan Bahsolundu

“Milliyet Gazetesi’nin 1 Ocak 2016 Günlü “Ankara Eki”nde Yazar Ali İnandım’ın ” Soğuklandık” başlıklı  makalesinde,  “Ankara 1914 Kışı” başlıklı yazımıza atıfta bulunulmuştur. Bu sebeple  bahsi geçen makaleyi sütunlarımıza aktarmak istedik. İlgilenen okurlarımızın söz konusu yazıya,” http://www.halduncezayirlioglu.com/2011/02/ankara-1914-kisi” adresinden ulaşmaları mümkündür” H.C.

SOĞUKLANDIK

milankara_logoyeni-1Hemşerisi Rusya gibi memleketin üzerine, bir de Sibirya soğukları çöktü. 2015 Aralık’ı, yağışsız kuru soğukla başladı, hala sürüyor. Hava tahminlerine bakılırsa önümüzdeki ay, hafif yağışlar dışında, pek farklı geçmeyecek; aşağı yukarı aynı dereceleri gösterecek termometreler. Ne ağız tadıyla kar ne de yağmur görünüyor. Tabii çıkaramıyoruz keyfini, en güzel kıyafetini donanmayınca; karlarını giyinmeli Ankara.

Çıkalım Kale’ye, asırlık kiremitli çatıların altında çaylarımızı kahvelerimizi yudumlayıp, sobalara dizilmiş kestanelerin pişmesini bekleyelim, çatıların üzerinden, dalgalı kuğu tüylerine sarınmış başkenti izleyelim istiyoruz. Gazelhan Hafız Burhan’ın, Müzeyyen Senar’ın, Mahsuni’nin, Neşet Ertaş’ın sesi yayılsın gramofonda dönen taş plaklardan. Hava gibi telaşemiz de donsun da alıcı gözle bir bakalım şehrimiz, başkentimize.

Donmak” derken dostumuz Haldun Cezayirlioğlu’nun ‘Ankara 1914 Kışı’ başlıklı makalesi geldi aklımıza.

1914 Şubat’ı… Buzların ağırlığından çatılar çöküyor, sarkıtlar yüzlerce insanı yaralıyor, dükkanlar açılamıyor, yemsiz kalan hayvanlar telef oluyor, Cuma günü Börekçilerin Hamdi Efendi’nin ‘alt fırını’, Pazarirtesi günü Pekmezcilerin Ali Atıf’ın ‘üst fırını’ nöbetleşe çalışıyor. Camiye cemaat, sokağa insan bulunamıyor.

Hayvanlar yayılamadığı için evlerin altındaki ahırlarda taze tezek birikiyor. Tazesi yanmayacağı için külle harmanlayıp, yakıyorlar. Eh bu seferde kokusuna dayanılmıyor. Merdiven altı tahtalar yakılmaya başlanıyor. Fakir ne yapıyor?

Sessiz ölüm ve definler var, milletin sahibi yok çünkü 1914’de. Definlerin başındaki Sarı Ethem Hoca anlatıyor; “Havalar elvermediği için, yalnız öğlen namazına müteakip defin yapabiliyorduk. Her öğlen de 2-3 öksüzü yetimi, toprağa verdiğimiz oluyordu.”

Her öğlen mi…

Ankara’da, kışın tadını çıkardığımız kadar ihtiyacı olana sahip çıkmayı da unutmayacağız. İster komşumuz ister kimsesiz sokakta, komşuya destek olacak, kimsesizi ‘Alo 183’e haber vereceğiz. 1914’den farkımız, geliştiğimiz kadar da vicdanımız olmalı. Sibirya soğukları acımasız olabilir ama biz, ona uymayacağız.

Ali İNANDIM, Milliyet Gazetesi, 1 Ocak 2016

 

Bir Cevap Yazın