Bugünkü Harp Medeniyeti Nereye Götürecek?

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞITarihin geçmiş sayfalarına zaman zaman geri dönerek, günümüze emsaller çıkarmak uğruna verdiğimiz uğraşlar,  bazen bize benzersiz sürprizler hazırlıyor; şaşıp kalıyorsunuz!

İşte bir örneği daha:

Alman Ordularının 1 Eylül 1939 tarihinde Lehistan’a saldırması, II. Dünya Savaşının başlamasının görünen en önemli sebebi sayılır. Ardından, bir gün sonra Almanlar tarafından Varşova’nın bombalanması ve nihayetinde de İngiltere ve Fransa’nın Almanya’ya karşı savaş ilan etmesi de, yıllar sürecek Büyük Avrupa Harbinin yayılarak büyümesinin nedenleridir.

İngiliz uçaklarının Alman Limanlarını bombalaması, Balkan Devletlerinin bitaraflıklarını ilan etmesi, Fransızların Alman toprağına girmeye başlaması ve Almanların 2 İngiliz vapurunu batırması,  1939 Yılının Eylül Ayının ilk bir haftasında gerçekleşmiş,  böylelikle yıllar süren savaşın önü alınamaz bir hale gelmiştir.

Türkiye, savaşa katılmayacağını beyan ederek bir köşede kalmaya razı olmuştur. Ancak bu savaşın  ülkesine getirecekleri ve götürecekleri üzerine kafa yormakta, olası tüm önlemleri almaya ve gerekli yaptırımları yola koymaya çalışmaktadır.

İnsanlar da tedirgin, mutsuz ve huzursuzdur. Kimse önünü görememekte,   karamsarlık tüm yurdu sarmaktadır. Türk basını da bu olumsuz gelişmelerden büyük oranda etkilenmekte,  bir yandan savaş hakkındaki dünyadaki gelişmeleri, bir yandan da Cumhuriyet Hükümetinin, savaşın yarattığı olumsuzluklara karşın almaya çalıştığı tedbirleri öğrenerek okurlarına duyurmaya çalışmaktadır.

Bu çalışmanın diğer bir yönünü de,  Avrupa’daki bu savaş üzerine, dönemin askerlerinin, yazarlarının, hukukçularının, bilim adamlarının ve diplomatlarının düşündüklerini okurlarına iletmek oluşturmaktadır. Çeşitli gazete ve yayın organları, sorularına  verilen cevapları, sayfalarında yayımlamaya başlarlar. Çok sayıdaki yayın organında yer alan benzer anket sonuçlarının ortak temasını ve sorusunu ise,  “ Bugünkü Harp Medeniyeti Nereye Götürecektir?”  başlığı oluşturmuştur.

Aşağıdaki satırlarımızda, 7- 20 Eylül 1939 tarihleri arasında muhtelif basın organlarında,  Büyük Avrupa Harbi’nin başlamasıyla ilgili olarak, “ Bugünkü Harp Medeniyeti Nereye Götürecektir?”  sorusuna karşılık, dönemin ünlü şahsiyetlerinin, görüşleri yer almaktadır.

Bugünkü Harp Medeniyeti Nereye Götürecektir?

General Hüsnü Emir Erkilet: Bir cihan harbinin başlangıcındayız. Harp yangınının sirayetini artırarak bütün Avrupa’yı kaplaması ve yurdumuzun saçaklarını da sarması mümkündür. Kara ve denizden Avrupa’ya bitişik bulunan Asya ve Afrika’nın, bir Avrupa harbinin sirayeti dışında kalmaları da düşünülemez. Görülüyor ki, 1 Eylülde başlayan afetin bütün Avrupa’ya ve hatta yenidünyaya sirayeti melhuz olduktan başka, yine senelerce sürmesi muhtemeldir. Harbin çıkmasını men’e kifayet etmeyen gayretlerin onun sirayetini tahlif edebileceğini ummak fazla nikbinlik olur.

O halde, 20’inci asır medeniyeti büyük bir felaketin tehdidi karşısında demektir. Eski harpler, ordular arasında olur ve bunların tahripleri, harp edilen şahıslara münhasır kalırdı. Şimdi ise, harp devletlerarasında cereyan ediyor ve yurdun hemen hiçbir tarafı harabiden masum kalamıyor. İşte, henüz yeni başlayan Alman- Leh Harbinin ilk gününde Varşova’nın 6 defa bombardıman edildiğini işittik. Harp tedarikleri gören Londra ve Paris’in milyonlarca çocuk, alil ve ihtiyarlardan tahliye edildiklerini okuyoruz. Yarın, harp sahalarında kanını akıtan ve canını veren insanların yüz binlere, milyonlara baliğ olduklarını hayret ve sızı duyarak öğreneceğiz.

 Her bir adamın ölümü veya “yarı ölüm” demek olan maluliyeti bir ailenin felaketidir.

Harp uzar ve sirayeti tahmin olunduğu gibi artarsa, dünya çok insan kaybetmekle kalmayacak, bütün büyük ehemmiyetli san’at ve endüstri eserleri de birer harabeye dönecektir. İspanya iç harbinde görülen Madrit’in hali, bunun ancak küçük bir numunesidir.

Bir cihan harbinde en az müteessir olacak devletler ise Avrupa’da İngiltere ve Okyanuslarda Amerika’dır. Avrupa’nın harabiyeti,  Amerikanın inkişaf ve taalisine hizmet edecektir. Eski medeniyetlerin birer beşiği olan Yakın Asya ve Şimali Afrika, ülkelerinde nasıl ki bugün bütün medeniyet ışıklarını harpler söndürdü ise ve buralarını garbi Avrupa’nın yeni medeniyetine esir etti ise; bir cihan harbi de Avrupa’nın nurunu öylece söndürecek ve onu bir gün bütün Amerikanın  kültür ve medeniyetinin bir tabii haline getirecektir.

General Doktor Tevfik Sağlam: Şu muhakkak ki harp, bütün beşeriyet için bir afet şeklinde inkişaf edecek ve bütün dünya harbin devamı müddetince içtimai ve bir dereceye kadar da ahlaki bakımlardan sarsıntı geçirecektir. Bu sarsıntı ve bu sarsıntının bariz neticesi olan umumi mana ve mahiyetteki inhidamlar, harbin bitmesinden sonra da uzun bir müddet beşeriyet âleminde geniş bir huzursuzluk yapacaktır.

 Yeni cihan harbinin bizim için teselli noktası şudur: İnsanlara ve cemiyetlere büyük mâniaları yenmek için daha geniş bir azim aşılayacak ve sinirlerimiz çelikleşecektir. Nitekim eski harpleri gören nesiller şimdi gürültüye pabuç bırakacak vaziyette değillerdir. Bunun bariz misalini biz Türkler teşkil ediyoruz. Asırlardan beri harp ede ede bu facialara o kadar alışmış bulunuyoruz ki, bugün sakin bir halde yerimizde oturuyor ve soğukkanlılıkla hadiselerin inkişafını bekliyoruz. Bana kalırsa, harp bir nevi azim ve metanet aşısı rolünü oynayacaktır.

Profesör Doktor Mazhar Osman: Şüphe yok ki harp, beşeriyet için büyük bir afettir. Bu, o kadar bariz, elle tutulur, gözle görülür bir hakikat ki adeta bir mütearife diyebiliriz.

Harpleri, tıbbi bakımdan mütalaa edecek olursak, ferdi ve maşeri sefalet ve ıstırapların tesiri ile sari ve akli marazların top sesleri, barut kokuları arasında çoğaldığını anlayacağız.  Geçen umumi harp, ayni tezahürlere sebebiyet vermiş, 1914-1918 senelerini yarattığı binbir facia içinde, delilerin de arttığı görülmüştür.

 Yeni bir cihan harbi ise, bugünkü harp vasıtalarının tamamen bir afet şeklini almasından dolayı, içtimai ve ruhi daha büyük tahripler yapacak; beşeriyet, vücuda getirdiği medeniyetin ana hatları ile birlikte sarsılacaktır.

 Avukat İrfan Emin Kösemihaloğlu:  Her türlü döğüş sahnesinin arkasından tabii olarak tüten harabeler, ezilen beşer kitleleri, maluller, açlar, sefiller, kendini gösterecektir. Geçen umumi harp dünya üstünde hem maddi, hem manevi bakımdan birçok tahripler yaptı. Ahlaki kıymetlerin ekserisi iflasa uğradı. Yalnız milletler arası hukuk değil, ahlak da büyük sarsıntılara, yıkıntılara maruz kaldı. Denilebilir ki beşeriyetin vicdanı, hiçbir asırda bu kadar büyük bir tahribe uğramamıştır. Yolunu şaşıran beşeriyet, bazı yerlerde çeşit çeşit rejimler arkasından, bazı yerlerde de kudretli ferdlerin peşinden koştu. Yakın tarihe ait olmak itibariyle bunun hepsini biliyoruz, hepsini gözlerimizle gördük. Acaba ikinci bir sarsıntı neler yapacak? Bunu katiyetle tayin iddiasında bulunmak için kâhin olmak lazımdır. Şimdiki manzarası itibariyle insan cemiyeti, biri hürriyet ve ahlaka, diğeri cebir ve menfaate dayanan iki gruba ayrılmış gibidir. Öyle zannediyorum ki hürriyet ve ahlakın zaferi, buna son verecek ve insanlık bir daha böyle kanlı bir tecrübeye girişme cesaretini bulamayacaktır.

 Eskiden fertlerin ve cemiyetlerin olduğu kadar, devletlerin de tabi olduğu hukuk ve ahlak kaideleri vardı.

Bir taraftan teminat verirken, ayni dakikada tam aksini yapmaktan utanmayan, ahlaki kıymetleri dünyanın hiçbir devrinde görülmeyen kötü bir ihmale uğratmaktan çekinmeyen ve kendi milletlerini bir sürü kadar bile kendi nefsine tasarrufa salahiyetli görmeyen; bütün dünyanın sulh, sükun ve emniyetine silahlarını çevirip patlatan müstebit kafalar,  20’inci asrın teknik medeniyeti yanında barbarlığın en aşağı örneklerinden biraz daha düşkün bir vaziyette göze çarpmaktadır.

Öyle zannediyorum ki yeni başlayan beşeri facianın, sonunda şimdiden ölçüsünü tayin etmek kabil olmayan büyük tahribata rağmen, hürriyete susayan insanlığın daha geniş bir nefes alabilmek imkânlarını arayacak ve zulme, tagallübe son vermek için, tek bir cephede birleşmiş olacaktır. Kim bilir, belki bu bir tesellidir. Fakat böyle bir beşeri facia karşısında insan, böyle bir rüyaya kapılmaktan kendini alamıyor.

Eski Tahran Büyük Elçisi Sadrettin Sayman:  Yeni bir cihan harbi olduğu takdirde, sulh cephesinin manen ve maddeten galip geleceği muhakkaktır. Bu yüzden, yarınki medeniyet, harbin bütün musibet ve belalarına rağmen, daha ileri gitmiş olacaktır. Çünkü daha asil ve necip hasletler taşıyan sulh elemanları, insaniyeti refaha götüreceklerdir. Ayni zamanda istiklallere hürmet edilecek ve dünyaya hâkim olmak iddiasını güden, siyaset-i istila zihniyeti ortadan kalkacaktır.

 Vakıa, harbin yapacağı tahripler, azimdir. İçtimai bakımdan, harbe sahne olan yerler büyük bir çöküntü manzarası gösterecektir. Hatta bu çöküntü ahlaki, fikri ve siyasi sahalarda da tecelli edecektir. Yalnız, yeni bir cihan harbi sonunda galip sulh cephesi, dünyayı idare eden zihniyeti insani mefhumlardan dışarı çıkarmayacaktır ve bilhassa iki de birde “ nizamı âlemi” değiştirmeye yeltenen unsurlar yok olacaktır. Benim, yeni bir cihan harbi karşısında duyduğum teselli noktası da budur.

Profesör Doktor Nazım Şakır: Büyük harpleri, ruhi bakımdan tetkik edecek olursak cinnetin artmadığını, fakat muvazenesizliğin çoğaldığını göreceğiz. Yani akıl ve cinnet hududu üzerinde yaşayanların yekunu kabarıyor. Mesela observeler, toksi, komaniler  (kokain vesaire müptelaları) gibi. Cinnet namıyla mütalaa olunan marazlar ise, normal seyrini takip ediyor.

Hulasa, harplerde nevrozlar artıyor, psikozlar artmıyor. Nitekim 1914-1918 Harbinde böyle olmuştur. Harpler yüzünden, ayni zamanda temaruzlar çoğalmıyor. Lakin izamlar çoğalıyor: Similasyon az, ekzojerasyon fazla olarak.  Hatta “ temaruz ediyor” dediğimiz bir çok “ Emrazı akliye ve ruhiye musaplarının” hakikatte, ya hastalıkları iyi teşhis edilememiştir; yahut da o güne kadar bilmediğimiz bir nev-i hastalık ile ( maladi enkoni) karşılaşmışızdır.

Netice: Bugünkü harp dolayısıyla da asabi ve ruhi hastalıklar kadrosunun genişlemeyeceği iddia olunamaz.

 Kimyager Cevat Tahsin Tin:  Yeni bir cihan harbi olduğu takdirde, gıda maddeleri yavaş yavaş gayri tabii bir şekil alacaktır. Mesela boynuzlu hayvanların sütlerinin terkipleri bozulacak, bu yüzden küçük çocukların bünyeleri tagayyüre uğrayacak ve bilhassa kemik hastalıkları ve ishaller yüzünden ölümler çoğalacaktır.

Kimya terakkileri, harbi büsbütün fena şartlar içine sokan bir amil yerine geçecektir. Harbin, gıda maddelerinin bozulması yüzünden yapacağı büyük zararların yanında, zehirli gazın oynayacağı menfi rol on misli fazla olacaktır.

Ayni zamanda endüstrinin durması ile çıplaklık, ecza fabrikalarının amelesiz kalması yüzünden hem zatürree, zatülcenp, verem ve romatizma hastalıkları artacak; hem de hastaların ilaçsız kalmasından ölüm nispetleri müthiş bir surette tezayüt edecektir.

 Hülasa, yeni bir cihan harbi medeniyeti mahvedecektir. 

 

İkinci Dünya savaşı öncesi, görüşleriyle toplumumuzu aydınlatan ve hemen hemen her öngörüleri gerçekleşmiş bu insanların yeniden hatırlanması gerekmez mi? Bizlere aktardıkları defalarca okunmalı, hayata geçirilmemeli mi? Ders alınmamalı mı?

Not: Alıntı yapılarak yayımladığımız bu yazılarda özellikle günün dili korunmuş, hiçbir müdahale yapılmamıştır.

Bir Cevap Yazın