İsmail Hakkı Tonguç’u Saygıyla Anıyorum

İHTBazı insanlar kendilerine has müsemmalarıyla anılırlar, bilinirler. Onlardan bahsetmek için, uzun uzadıya anlatmaya gerek kalmaz bazen. Hatta hiç.

Onlara yakışan bir yönlerini kısaca ortaya koyup yansıtmak çoktan yeter.

İsmail Hakkı TONGUÇ’u anlatmak da böyle bir şeydir işte.Uzun uzadıya kendisinden bahsetmek yerine, yaşadığı bir olaya karşı gösterdiği refleksi anlatıp, ortaya koyuvermek, O’nu anlatmanın en kestirme yoludur.

Üstelik, çalışma masasının arkasına her daim “Ayinesi iştir kişinin, lafına bakılmaz” düsturunu asan bir kişiye de bu yakışmaz mı?

Mehmet CİMİ, ” Tonguç Baba” adlı eserinde yer veriyor bu hatıraya:

Ilgaz Ormanlarından geçerken hava gözünü sulandırdı. Yağmur başladı. Tonguçlar yoluna devam ediyorlardı. Neden sonra yağmurun hız kesilir gibi olmuş, onlar da bir köye ulaşmışlardı. Bir orman köyüydü bu. Yollarının üstündeki okulu görünce tepip geçmek olmazdı. ” hele bir gezelim” diye jipi okulun yanına çektiler.

(…) derlenip toparlanıp okulun anahtarını getirdi, kapıyı açtı. bu yolcular (!) okulu gezdi. Yağmur damlaları için konulmuş birkaç kap gördüler yerde. Bunlardan biri kendi masasının üstündeydi. Belli ki, yukarıdan yağmur damlıyordu.Tonguç sordu.

” Akıyor galiba?”

” Evet efendim”

” (…) Peki okulun akıntısını önlemek için köylüler bir şey yapmıyorlar mı? Söz gelimi muhtara söylediniz mi?

” Yok muhtara söylemedim. Ama Çankırı Milli Eğitim Müdürlüğüne üç kez yazdım. Karşılık bile vermediler.”

” Siz bu akıntının nereden geldiğini araştırdınız mı?

Başöğretmen darlandı. Canı sıkıldı. ” Adam boyuna dikine traş ediyor yahu!” diye geçirmiş olmalı ki içinden, birden parlayıverdi.

” Ben başöğretmenim. Benim görevim dam aktarmak değil!” deyince Tonguç yanındakilerle birlikte dışarı çıktı.Okul yeni yapıldığından bahçenin kenarında artmış kiremitler vardı. Ağaçtan bir merdiven de uzanıp duruyordu yerde. Tonguç, yerde uzanan merdiveni kaptığı gibi, başöğretmen odasının dengine getirip dikiverdi. Hemen çatıya çıktı. Kırık kiremitler, ” biz burdayız” diye kendini gösterip duruyordu. Onları  alıp aşağıya attı. Aşağıdakiler  de sağlam kiremiti uzatıp Tonguç’a verdiler. Tonguç onları yerleştirdi.Başka bir kırık kiremidin olduğu yeri, sınıfın içini gezerken aşağı yukarı bellemişti. Yürüyüp orayı da buldu. Oradaki iki kiremidi de aşağıya attı. Biraz önce olduğu gibi, aşağıdan uzatılan iki kiremidi de oraya yerleştirip aşağıya indi.

Başöğretmene dönerek, sakin bir sesle:

“Eğer gene okulunuzun damı akarsa, Çankırı’ya yazmana gerek yok. Bana yazın. Ben hemen gelip, ne gerekiyorsa yaparım. Benim adresim burada yazılı” diye kartını kendisinin kim olduğunu bilmeyen başöğretmene uzattı.Beraberindekilerle de jipe binip yollarına devam etti.

Yalnızca bir köy okulunun değil, tüm ülkenin çatısını da aktaran,  aydın insan İsmail Hakkı Tonguç’u ölümünün 55’inci yılında saygıyla, minnetle ve özlemle anıyorum.

 

 

Bir Cevap Yazın