Nostalji Takvimi: Temmuz 2014

Mevsimlerden yaz olunca, günler nasıl geçiyor. Hem de hazmede hazmede! Boşuna değil günlerin bunca uzunluğu. Hiç boşuna değil. Gün öyle bir geçiyor ki yazın, kışın yalnız gecesi bile geçmezdi doğrusu. İşte yazdan geriye  iki ay kaldı. Yalnızca iki ay.

Biliyor musunuz Haziran gitti bile. Çekti, gitti. Bastı, gitti. Yel gibi.

Şimdi Temmuz önümüzde. Haziran, yaz mevsiminin gücü ise, Temmuz asaletidir. Asalettir Temmuz. Vakurdur. Mağrurdur. Sanmayın tüm asaletlide bulunur bu vasıflar. Çoğu   Temmuza aittir yalnızca. Yalnızca Temmuz bu kadar asil, bu kadar vakur ve bu kadar mağrurdur.

Gelinlik bir kız gibidir Temmuz. Bembeyazdır baştan sona. Taçlıdır. Yaldızlıdır. Parlaktır. Yalnızca o taşır elinde bir demet gelin çiçeğini. Evet, o!

Temmuz, bitmeyen bir kır düğünüdür. Odalar  dolusu insan, bitmeyen bir ahenktir. Sazdır, sözdür, çalgıdır. Lakin herşey bir ritim peşinde, asaletli bir tavır içindedir.

Çoğu zaman  bu beyazları süsleyen  toz pembedir. Biraz uçarı bir hardal. Bazan saman rengi. Hep pasteldir renkler. Hep asil ve mağrur.

Geceleri ağlamaz Temmuz’un. Geceleri bir sükun içten içe, sazın, sözün, çalgının içinde.

Taçlı bir gelindir Temmuz; göğsünü gere gere yürüyüp giden. Ardına bile bakmadan giden. Temmuz; bir yaz masalıdır. Yazın yazılan bir masaldır.

 

Nebioğlu Takvimleri

Nebioğlu1Eski yıllarda, çok değil 50-60 yıl önce, özellikle de “Yeni Yıl”a yakın vakitlerde  gazetelerin en popüler reklamları, “ Takvim” reklamlarıydı. Yeni yıla girmeden yayınlarını ( takvimlerini) satmak için uğraşan yayım evleri ve matbaalar, bir telaş içinde refikleri gazetelere koşar, reklam  vermek için uğraşırlardı. Bilir misiniz ki, satılmak için bekleyen takvimler için bulunan  en yaygın ve en önemli sıfat ya da reklam teması neydi? Takvimlerin birer  “ Ansiklopedi” olduklarını,  ve en iyi ansiklopedi olduklarını duyurmak ve tescil etmekti..

Ya da bunu andıran kelime ve söz dizileri çok yaygın olarak kullanılırlardı.

Eşsiz bir bilgi hazinesi” olmak, ya da  “yılın ansiklopedisi olmak” bir tercih ve saygınlık ifadesiydi. Hatta genel bir ansiklopedi tanımından vazgeçilerek, her konunun ayrı ayrı ansiklopedisi olmak bir ilgi ve revaç alanıydı. Örneğin:   “a takvimi, Spor Ansiklopedisidir. A takvimi edebiyat ansiklopedisidir. A takvimi şiir ansiklopedisidir “ gibi. Bu örnekleri çoğaltmak o kadar çok mümkün ki!

Bunlar yetmez ayrıca   takvimlerinin  içinde yüzlerce resim, meşhur adamların  hayatları, fıkralar, nükteler ve şarkıların  bulunduğu  şekilde  çeşitli nitelemeler yapılırdı.

nebioğlu3Bu nitelemelerin önü de alınmaz,  her yeni yıl da “ yeni bir kelimenin bulunarak bunların içine  dahil edilmesi” gerekirdi. “ Meraklı bilgiler” , “ Atasözleri”, “vecizler”  gibi. Hatta ansiklopedi olmanın sınırı bulunamaz, takvimlerin bir tarih ansiklopedisi olduğunu  iddia edilir, en sonunda bulunan bu kapıdan girilerek, her takvim kendince yeni “ tarihi bilgiler” bulmaya  çalışırdı. Komikse komik ama “ en yeni,  eski tarihi bilgi onlarındı”!  Çok geçmez ki, tarih dehlizlerinde bu kez de “İslam tarihine” ulaşılarak, sonu gelmez, hiçbir zaman bitmez, deşeledikçe uzayan  bir takvim envanteri yaratılmış olurdu.

Hatta  tanıtım  ve satış gayretleri için sınırlar o kadar çok zorlanırdı ki, dünyanın en büyük takvimcileri, alimleri, filozofları, edebiyatçıları, doktorları, muharrir ve mütefekkirleri reklamı olunan takvim için “yazmaya” başlarlardı!

İş o kadar uzardı yani!

Sonradan maniler, fallar, öğünlere göre yemek tarifleri, doğan çocuklara isim önerileri, günlük hadisler birbirine eklenerek büyüdü gitti.

Bir ansiklopedinin nasıl olacağını öğrettiler bize adeta.

nebioğlu2Hep birbirlerinden farklı ve özgün olma iddiasındaki bu takvimlerin, bir ortak noktası vardı ki, onu da her defasında takvimlerinde özenle dikte edip durdular: Diyanet İşlerinin hazırladığı “ evkat-i şeriyeye göre düzenlenen ezan ve namaz vakitleri cetveli.”

Bu takvimlerden vermek istediğimiz bir örnek, Nebioğlu Takvimlerine ait olacak. Nebioğlu Yayınevi, dönemin en büyük yayınevlerinden biri. Bugünkü söylemiyle pörtfeyinde çok farklı yayınlar mevcuttur. Bu kapsamda, Bütün Dünya adlı mecmuanın yayın sorumluluğunu da üstlenmişlerdi.

Nebioğlu Takvimi adıyla da çok farklı takvimler yayımlamışlardır. Aylık, 15 günlük ve 365 günlük takvim türleri bunlara örnek olarak verilebilir.

Elimizdeki iki örneği, 365 günlük ve aylık takvimlerine ait olanları oluşturmaktadır.

Özelikle 1948 yılı, Mayıs ayına ait takvim yaprağı gerek grafik olarak, gerekse de ifade ettiği özlü sözler itibariyle öne çıkmaktadır.

Bugün artık, birçok hak eden yerde görmediğimiz, özellikle de “ kitap” üzerine görmediğimiz bu sözleri o takvim yaprağında görmek, kayıplarımızın önemini bizlere hatırlatmaktadır.

Yıl 1948, Mayıs ayı, Gençlik ve Spor Bayramı, erkekli-kızlı iki genç,Türk Gençliği, dik tutulan bir bayrak okullar tatil yolunda ve mutlu bir ülke. Öyle mutlu ki, ilk hedef olarak  çocuklarını, gençlerini okumayı, okutmayı öneriyor.

Gerçekten harika!

Demirci Demokrat Parti Kaza İdare Heyeti Faaliyet Raporu -1956

Nasıl ki, insanların geçmiş hayatlarına ait hatırat, belge, vesika ve fotoğraflar olmaz ise geriye anlatılanların hepsi hikâye misali kalır, şehirlerin, kentlerin geçmişlerine ait hatırat, belge ve vesikaları olmazsa, onların da geçmişleri hikâye misali kalmaktadır. Oysa insanlar ve şehirler yaşadıklarıyla anılmayı, onlarla hatırlanmayı ve tarihlerini yazmayı çoktan hak ederler.

Ne yazık ki Demircimize ait hatırat, belge ve vesikalara ulaşmak imkânsız gibidir. Geriye kalmış birkaç fotoğrafın anısı da oturup yazılamayınca, neredeyse geçmişini hatırlamaktan/anmaktan yoksun, o günlerin yaşanmışlığına hasret kalmış bir tablo ile karşı karşıya bulunmaktayız.

demirci demokrat(1)Bizlere düşen görev ise elimize geçen belge nitelikli kırıntılarla yetinmek kalıyor. Kâh bir dost elektronik posta yoluyla ile bir şeyler gönderiyor onunla yetiniyoruz, kâh tesadüflere üzerine ulaştığımız kaynaklara sarılıp kalıyoruz.

Demirciye ait kaynaklara ulaşamamanın sebepleri; yaşanmış yangınlar, depremler olduğu kadar, kentimizin geçmişinde yaşanmış gönül yaralayıcı siyaset hayatının getirdikleri ve Demirci kültürüne sahip çok sayıda insanımızın “ şartlar gereği” İzmir’e göçleri sayılabilir mi? Her gidiş, bedenden bir parça, benlikten bir yapıtaşı, hatırattan bir sayfa daha söküp atmamış mıdır?

Bugünkü kırıntılarımız (!) yine Demirci sosyal tarihine bir şeyler ilave etme niyeti taşımaktadır.

Yıl: 1955. Ankara Yıldız Matbaasında basılmış, topu topu 8 sayfalık bir broşür elimizde. Sayfaları ise 15vX21 cm boyutlarında. Broşürün kapağında; “ Demirci Demokrat Parti Kaza İdare Heyeti Faaliyet Raporu” yazıyor.

Broşürdeki ilk cümlelerden anlıyoruz ki, bu kongre, Demokrat Partinin yaptığı, 8’inci Kaza ( İlçe) Kongresidir. 6 Mayıs 1953 tarihinde ( ve muhtemelen 7’nici Kongrede) görev üstlenen parti yönetimi, delegelerinin/temsilcilerinin önüne, bu broşür ile hesap vermeye çıkmıştır.

Yine yazıdan anlamaktayız ki, 2 Mayıs 1954 yılında yapılması gereken Genel Kongre, o tarihin “ Milletvekilleri Seçimleri arifesine” gelmesi sebebiyle Genel Başkanlıkça ertelenmiş bulunmaktadır. Şu cümle daha kati bir ifade vermektedir. “Bu sebeple de iki yıllık hizmetimizin muhasebesinin hepsini kıymetli huzurlarınıza şu anda arz etmiş bulunuyoruz”

Ancak ne yazık ki, ne broşürün kapak dizaynından ne de metin içindeki diğer ifadelerinden söz konusu bu kongrenin hangi tarihte yapıldığı bilgisine ulaşmak mümkün olmamaktadır.

Metnin içindeki ilk başlık, “ Parti Faaliyetleri” başlığını taşımaktadır: “ Muvaffak olmağa gayret ettiklerimiz arasında, hastanelerin yapılması ve hizmete açılması, talebe yurdunun ikmali, Nahiye yolunun Vilayet yolları meyanına alınması ve yapılmağa başlanması gibi mühim işlerde, İdare Heyetimiz elden gelen gayretlerle çalışmıştır. İktidarımızın ilk yıllarında olduğu gibi susuz ve yolsuz köylerimizin ihtiyaçlarıyla meşgul olunmuş ve bu işlerin süratle yapılması için partimize bir jeep arabası alınmıştır” denilmektedir.

Bu bölümün diğer alıntısı: “ Millet Vekilleri seçiminde de üstün gayretler sarfiyle netice % 90 gibi muvaffakiyet elde etmiştir. Karşı parti faaliyeti de gayet küçük bir nisbete düşmüştür” iadelerini taşımaktadır.

Metnin ikinci başlığı, “İçme Suları ve Tamirleri”dir. Bu başlıkta, “ 71910 lira sarfıyla 20 köyün sularının yapılmasının tamamlandığı, 7 köyün de programa alındığı” belirtilmektedir.

Metnin üçüncü başlığı olan “Okul İnşa İşleri”nde “ Kazamızın 38 köyünün okulsuz olduğu belirtilerek,bunların Vilayet Programına alınması için çalışıldığı, bunun yanında Mahmutlar, Kuzu Köy, Boyacık, ve Yarbasan Nahiyesi okullarının yeni olarak yapıldığı, Merkez Kazamızda ise iki okula ek pavyonlar yapıldığı” belirtilmektedir.

Metnin dördüncü başlığı, “ Köy ve Vilayet Yolları”na ayrılmış. Burada “Ana köy yollarının programa alındığı, Demirci- Selendi ve Demirci- Gördes yolunun yapılmasına gayret sarf edildiği” açıklanmaktadır.

Broşürün beşinci başlığı ” Seçimler” başlığı altında olup, bölümler içinde de en uzunu teşkil etmektedir. “ 2 Mayıs 1954 Millet vekilleri seçimleri hepimizin malumu olduğu gibi CHP’sinin ölüm ve kalım mücadelesi şeklinde cereyan etmiştir” cümlesiyle başlayan bu bölüm girişi, genel anlamda bölüm yazılarının muhtevasının “ rendici edici” ifade tarzını ve üslubunu da netlikle ortaya koymaktadır.

Altıncı başlığı ise,” Muhtar seçimi ve partimizin son durumu” oluşturmaktadır. Bu bölüm, “Halk Partisi, muhtar seçimlerine iştirak etmemiştir. 83 muhtarlığın birinden maadasını partimiz kazanmıştır. Partimizin son durumu da gayet imanlı olarak zinde genç ve her seçime hazır vaziyettedir” ifadelerini taşımaktadır.

“Partiler arası münasebetlerimiz” başlığını taşıyan yedinci bölüm, sübjektif değerlendirmeler içererek, Demirci siyasi hayatına dair nitelemeler bulundurmaktadır: “ Seçimlerde hariçten gelerek CHP adına konuşan hatiplerin bulandırdıkları nahoş haller hariç, Demircili olarak hepimiz memleket sever, karşılıklı emniyet ve en iyi hemşehrilik hisleri dâhilinde aynı gayeye matuf olarak, samimi gayretlerimizi devam ettirmekteyiz.”

“Memleket İmar İşleri” başlıklı sekizinci bölümde net ve anlaşılır bir ifade kullanılmaksızın, “ Gerek milletimizin görmediği başarılar ve gerekse siyasi inkişaflar bu memleketin yeni ve ileri bir âleme gidişinin müjdesidir” denilerek yetinilmektedir.

Broşürün son ve dokuzuncu bölümünü, “ Partimizin mali durumu” başlığı oluşturmaktadır. Bu bölüm aynen şu ifadeleri kapsamaktadır. “ Partimizin maalesef parası yoktur. Hesap hülasasında görüleceği gibi ( 950) lira borçludur.”

IMG-20140528-WA0003(2)Nihayetinde görev süreleri biten İdare Kurulu Üyelerinin iyi dillek temennileri ve yapılacak idari seçimde görev alacak kişilere başarılar dileyen kısa bir cümle ile biten bir broşür.

Partililere bu hesabı veren Kaza İdare Kurulu Üyelerinin adını da bu aşamada görmekteyiz. Kaza İdare Heyeti Reisi Edip Akın, İkinci Başkan ve Veznedar Mehmet Örnek, Kâtip Edip Ercan, Üye Nuğrullah Doğruel, Üye Memduh Çakmakoğlu, Üye Nuri Ersin ve Üye Ekrem İzmiroğlu.

Evet, bu broşürün anlattığı birçok şey bulunmaktadır. Gerek mahalli, gerekse ulusal ölçekte bazı gerçeklerimizi ortaya çıkarmaktadır.

IMG-20140528-WA0003(1)Örneğin, mahalli ölçekte çok çetin ve kırıcı bir seçim sürecinin yaşandığını gözlemekteyiz. Öte yandan başarılı bir seçim arifesi geçirmiş olduğu ifade olunan bir partinin “ maalesef parası yoktur, borcu vardır.” Olabilmektedir. Ancak bu siyasi yapıyı dinamik tutan başka ögeler olmalıdır derken karşımıza, başka bir belge daha çıkmaktadır.Ekrem İzmiroğlu’nun 1956 yılında partiye yaptığı  ödemeye ait bir vesika.  Bu belge, partide görev almış olsun olmasın bir “ teberru” sisteminin canlı ve ayakta tutulduğunu göstermektedir. Bugün komik bir meblağ gibi gözüken bu miktarı, zamanının “ satın alma paritesi” ölçeğinde değerlendirmek yerinde olacaktır. Bu bakımdan siyasetin, biraz da “ekonomik kaynak- para” ölçeğinde yürütülebildiğini görmek gerekmektedir.

Bu broşürden kazanmak istediğim asıl çıkarımım da şudur: Broşürün İlk Bölümünde yer alan “partimize bir jeep arabası alınmıştır” ifadesinin altında başka bir sosyal gerçek var mıdır? Başka bir sosyal nitelik bulunmakta mıdır?

Çocukluk yıllarımın Demircisinde çok sık gördüğüm ve gerek şehir içi taksi ulaşımı, gerek Demirci- Simav hattında dolmuş işletmeciliği, gerekse de piknik yollarına kiralık oto olarak kullanılan o jeeplerin kaynaklığını ve başlangıcını, bu jeep mi yapmıştır, yoksa o jeep, o yıllarda dahi yaygın olarak kullanılan taşıt kültürümüzün bir devamı mıdır?

Bu sorunun cevabını bulmak bile bana çok şey öğretecektir.

Muallim Almanağı

Muallim Almanağı.jpg2Muallim Almanağı- 1928- 1929 Ders Senesine Mahsus ( Osmanlıca):

Bu eser, İsmail Hakkı Tonguç’un, Faik Reşid Unat ile birlikte hazırladıkları ve 1928 Tarihinde İstanbul Devlet Matbaasında basılan bir Almanaktır.

Cilt bezli kapak sayfaları içinde 10.8 x 16,7 cm boyutlarında ve 280 sayfadan oluşan Almanak, Türk Maarif Cemiyeti adına neşrolunmuştur.

Tertib edenler olarak; Maarif Vekaleti Mektep Müzesi Müdürü İsmail Hakkı ve Maarif Vekaleti Halk Terbiyesi Müdürü Faik Reşid ibareleri, hem dış kapakta ve aynı dizaynı taşıyan iç kapak üzerinde yer almaktadır.

Her iki kapak üzerinde de yer alan “ 1928 ve 1929” tarihlerinin ve arka kapak üzerinde fiyat bilgisinin kuruş olarak aldığı yer aldığı yerdeki “ 75” rakamlarının Latin harfli olarak yazılmış olması ilk anda okuyucuları da  ciddi bir biçimde uyarmaktadır.

Muallim AlmanağıÇünkü bu Almanak, Latin Harfli Türk Alfabesinin kabul edildiği 1928 yılında basılan ve hem Arab Harfli, hem de Latin Harfli yazılar ihtiva eden, dönemin ender yayınlardan biridir.

Reisi Cumhur Mustafa Kemal, Başvekil İsmet Paşa ve Maarif Vekili Mustafa Necati’nin resimlerinin bulunduğu ithaf sayfaları, Latin Harfli Türkçe olarak yazılmış, sonra kah Arab harfli, kah da Latin harfli yazılar ile devam etmiştir.

Almanağın, bütün Arap Harfli Türkçe  ( Osmanlıca) yayınlarda olduğu gibi, arka kapaktan açılır ve sola doğru devam ediyor olması, almanağın, alfabe bakımından ağırlıklı yapısını da ortaya koymaktadır.

İthaf sayfalarından sonra karşılaştığımız, “1928-1929 ders senesi” başlığı taşıyan 12 aylık takvim, belki de ülkemizin ilk Latin harfli yıllık takvimimizi oluşturmaktadır. Devam sayfası benzer şekilde, geçmiş yılları ve ayları gösteren geleneksel dönüşüm cetvelini içermektedir. Almanağın bu bakımdan da ayrı bir önemi ve değeri bulunduğu kuşkusuzdur.

Sonraki sayfalar yine Latin Harfli Türkçe ile sayfa boşluklarında “ Jan Gutenberg”, “ Jan Jak Russo” “ Hanri Pestalozzi”, “ Selim Sabit Efendi”, “ Benjamen Franklen”, “ Antuvan Lavvaziye”,” Rober Fulton”, “ Jeorge Stephenson”, “ Ferdinand de Lesseps”, “ Lui Pastör”, “ Tomas Alva Edison”, kısa biyografileri içeren 12 aya mahsus aylık takvim yer almaktadır.

Bundan sonra Osmanlıca ( Arap Harfli Türkçe) ve Latin Harfli Türkçe olarak sırasıyla aşağıdaki başlıklardaki yer almaktadır:

Okunacak kitaplar, Osmanlıca, 4 sayfa,

Satın almak istediğim mühim kitaplar, Latin harfli, 4 sayfa,

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin 1928 Bütçesi, Osmanlıca,2 sayfa,

Maarif Vekaleti Merkez Teşkilatı, Osmanlıca, 1 sayfa,

Türkiye’de liseler, orta mektepler ve muallim mektepleri, Osmanlıca,3 sayfa,

Maarif Teşkilatına Dair Kanun’un bir muallime lüzumu bulunan maddeleri, Osmanlıca, 9 sayfa,

Vilayetlerin nüfusu ve mesahaları, Osmanlıca,10 sayfa,

Maarif Vekaleti Neşriyatı, Latin harfli, 12 sayfa,

1927 senesinde Türkiye Cumhuriyeti dahilindeki Demir Yolları istatistikleri, Osmanlıca, 30 sayfa,

Mukayesata dair faydalı malumat, Osmanlıca,14 sayfa,

28 Mayıs 1928 Tarihli ve 1324 Numaralı Damga Resmi Kanunu’nun Maarif İdarelerini alakadar eden maddeleri, Osmanlıca, 6 sayfa,

Alaim-i cevviye malumatı, Osmanlıca,9 sayfa,

Hayvanlar ne kadar yaşar? Osmanlıca-resimli, 2 sayfa,

Tabiat-ı tedkik-i tekvini, Osmanlıca, 2 sayfa,

Türkün cihan tarihinin belli başlı hadiseleri, Osmanlıca, 8 sayfa,

İstiklal Lisesi, Osmanlıca, bol resimli tanıtım yazısı,8 sayfa,

Varidat ve masraf çizelgeleri, Osmanlıca, 12 sayfa,

Not defteri kısmı, Osmanlıca,30 sayfa ( bu kısım muallimlerin talebeleri hakkında tutacakları ders notları defteri makamına kaim olmak üzere tertib edilmiştir.)

İlk mekteplere mahsus Alet-i Dersiye Rehberi, Osmanlıca,18 sayfa,

Bir derste bütün kaideler, Latin harfli, 4 sayfa,

Almanağın son sayfaları ise Osmanlıca ve Latin Harfli Türkçe olarak, (karışık veya ayrı ayrı) yazılı, alfabe, kitap, okul, matbaa reklamlarına ayrılmış bulunmaktadır. Bu reklamlarla da dönemin ticari ve mektep hayatının canlı bir tasviri  gözlenmektedir.

Kitabın arka kapak içine ise, 42 x 21 cm boyutlarında, Osmanlıca ve , renkli baskılı olmak üzere Türkiye siyasi haritası iliştirilmiştir

Arka kapak üzerinde ise rakamlar hariç Osmanlıca olarak “ fiatı 75 kuruşdur” ibaresi yer almaktadır.

Sonuç:

  1. Almanağın 1928 yılında basıldığını ancak “Ay” bilgisi bulunmadığını bilmekteyiz. Herşeye rağmen Almanak, Tonguç’un yayın hayatındaki ikinci kitabı olma özelliği taşımaktadır.Hiç şüphesiz ki Almanağın hazırlanmasında Tonguç’un payı, diğer “tertib eden” olarak gözüken Faik Reşid’den daha fazla ve önceliklidir. Ayrıca Almanağın içindeki konuların tasnifi, detaylar ve diğer kaynak nitelikli özellikler, Tonguç’un mevzuata hakim  pragmatik aydın yapısını ortaya koymaktadır.
  2. Bu konuların tasnifinde ileriki dönemlerde hayata geçecek ” İş Okulları” nın   nüvelerine de  kaynaklık edildiği gözlenmektedir. Her şeyden çok , o tarihler de bile   Hanri Pestalozzi’nin adının dünyanın ünlü adamları arasında sıralanması büyük önem taşımaktadır.

Babalarının Kokusunu Bilenlere!

babamBabalar Günü; günlerin babası.

Ayrı bir kokusu var onların. Sert, keskin bir koku. Değişmeyen. Asil ve sıkı. Rüzgar gibi adeta. Yel gibi. Baharına uzak kalmış bir mevsimin ardısıra peşine gider gibi.

Hasret dolu. Kucak kucak. Yaman. Toprağın o amansız kuraklığını sular gibi. Hayat verici. Hayat açıcı.

Göz yaşları arasında kaybolup gidiveren gülücükler gibi.

Her şeyin kokusu var şu yaşadığımız dünyada. Ama herşeyin. Çıkmaz ve unutulmaz kokular ise cabası.

Ve her şeyin bir  hatırası var kalplerde; kucak açan babalar gibi.

Belki sert, belki asil. Belki keskin, belki sıkı.

Fakat dünyayı saran ve dünyada kalan. Gitmeyen. Bırakmayan. Salmayan.

Asla değişmeyen.

Babalarının kokusunu bilenlere !