Demirci Halk Okuma Odası

Erken Cumhuriyet Döneminin hız kazanan yeni yapılanmaları arasında yer alan en önemli kurum Millet Mektepleridir. Millet Mektepleri, Türkiye’de 1 Kasım 1928’de  “yeni harflerin kabulü “ nden sonra, halkı okur-yazar kılmak amacıyla gerçekleşen eğitim seferberliği için kurulmuş dört ay süreli eğitim veren halk eğitimi kurumlarıdır.

Bu tarihten önce, Arap harfleriyle başlatılan genel halk seferberliğinin, olumlu netice vermemesi üzerine kabul edilen Yeni Alfabenin öğretiminde, yine başka bir olumsuzluğun yaşanmaması için, işe daha büyük bir ciddiyet verilmiştir. Gelen öneriler kapsamında, Arap harfli öğretim için ihdas edilen Halk Dershanelerinin, oldukları mahalde Millet Mekteplerine dönüştürülmesine karar verilmiştir.  Kısa bir tanımla örnek vermek gerekirse; hemen hemen aynı sıralarda, hemen hemen aynı insanlara birkaç ay farklılıklarla, başka alfabeler ile yazılıp-okunan Türkçe’nin tanıtımı ve öğrenimi yaptırılmıştır.

Hazırlanan Millet Mektepleri Talimatnamesine göre de,  daha önce okuma yazma bilsin bilmesin 16-30 yaş arası her Türk vatandaşının kurulacak Millet Mekteplerinde kurs görmesi zorunlu kılınmıştır.

Yönetmelik, bir yıllık uygulama süresinden sonra değişikliklere uğramış, 1929’ yılında yayınlanan yeni yönetmeliğe göre, Millet Mekteplerinde vatandaşlara okuma-yazma öğretmenin yanı sıra, hayat ve maişetlerinin (geçimlerinin) ve vatandaşlık sıfatlarının gerektirdiği ana bilgilerin verilmesi de amaçlanmıştır.

Millet Mekteplerinin resmen açılışı 1 Ocak 1929’da gerçekleştirilmiştir.

Millet Mekteplerinin uygulanırlığından bahsetmek gerekirse; eğitim seferberliğinin başladığı ilk yılda, 20.487 derslik açılmış, 1.075.500 kişi bu okullara devam etmiş ve 597.010 kişi okuma yazma öğrenerek belge almıştır.

Ne var ki, dünyadaki ekonomik bunalım nedeniyle yeterli ödeneklerin ayrılamamaya başlaması neticesinde, zamanla Millet Mekteplerinin etkinlikleri azalmış, okur- yazar sayısı, üç yılda ancak 1.500.000 vatandaş seviyesine getirilebilmiştir. Nihayetinde, 1928-1935 arasında “Millet Mektepleri” adıyla hizmet veren yaygın öğretim kurumları, 1936-1950 arasında “Ulus Okulları” adıyla hizmete devam etmişlerdir.

Millet Mektepleri yerine dışarıda veya evde özel ders alanların Millet Mekteplerinin sınavına girerek belge almaları zorunlu idi. Aksi takdirde köy ve mahalle muhtarlıkları, bankalar, devlet kuruluşları, belediyeler, 20 işçiden fazla kişi çalıştıran işletmeler gibi yerlerde görev almak mümkün değildi. Bu gerekçelerle, okur- yazar sayısının arttırılmaya çalışıldığı düşünülmelidir.

Millet Mekteplerinin idari yapısı,  “İl Yönetim Kurulları” tarafından tanzim ve tedarik olunurlardı. İl Yönetim Kurulları, Millet Mektepleri için yer sağlamak, il bütçesinden kaynak ayırmak, öğretim araçlarını ve yayınlarını sağlamak, halkı özendirmekle görevlendirilmişti. İl Kurullarının Başkanı Vali; üyeleri Özel İdare Müdürü, İl Encümeni’nden bir üye, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı, Cumhuriyet Halk Fırkası İl Saymanı, Milli Eğitim Müdürü’nden oluşuyordu. Benzer şekillerde “ilçe yönetim kurulları”, “bucak yönetim kurulları”; “köy ve mahalle ihtiyar kurulları” da oluşturulmuş ve görevlendirilmişti.

Ülkenin, gerek coğrafi ve gerekse nüfus yapıları itibariyle farklılıklar gösteren mahallerine,   “Sabit”, “Seyyar” (Gezici), “Özel” olmak üzere üç tür Millet Mektebi hizmet vermiştir. Bunlara daha sonra “Köy Yatı Mektepleri” ile “Halk Okuma Odaları” eklenmiştir.

Sabit Millet Mektepleri; eğitimin okul, kahvehane, cami, köy odası gibi mekânlarda gerçekleştiği mekteplerdi. Gündüz çocuklar, akşam yetişkinler ders görürdü. Nüfusu yoğun yerleşim yerlerinde sabit millet mektepleri açılırdı.

Gezici Millet Mektepleri ise okulu olmayan köylerde yalnızca bir dönem için açılırdı. Kış heyeti Kasım ayından Şubat sonuna kadar çalışmalarını sürdürürdü. Kış heyeti gönderilemeyen bölgelere yaz dershaneleri açılmıştır.

Özel Millet Mektepleri, hapishaneler, bankalar gibi bazı devlet kurumları ile büyük çiftlik ve fabrikalarda çalışanların okur- yazar hale getirilmesi için açılan okullardır. Halkın, kendisine yakın işletmelerde personel için açıla kurslardan yararlanması için çalışılmıştır.

Köy Yatı Dershaneleri, okulu olmayan köylerdeki çocuklar için il ve ilçe merkezlerinde açılan, giderlerinin bir kısmı Millet Mekteplerince karşılanan dershanelerdi. Amaç, bu dershanelerde okuma-yazma öğrenen çocukların köylerine döndüklerinde diğer çocuklara okuma-yazma öğretmesi idi.

“Halk Okuma Odaları” ise, halka okuma yazmayı sevdirmek, unutmamalarını sağlamak ve pratik bilgiler almalarına yardımcı olmak üzere 1930’dan itibaren açılmış dershanelerdir. Bu odalar da, dönemin siyasi gücü itibariyle,  kurumsal bağlılıklarına haiz olarak ikiye ayrılmışlardır. Bunlar sırasıyla:  Cumhuriyet Halk Fırkası idaresine bağlı Halk Odaları ve Milli Eğitim Bakanlığı idaresindeki Halk Odalarıdır.

Yazımızın asıl konusu ise; Manisa İlindeki Halk Odaları yapılanmalarına genel bir bakış sağladıktan sonra, özel olarak Demirci Halk Odalarının sayıları ve faaliyetleri hakkında bir şeyler söyleyebilmek olacaktır.

Çalışmamızın ana teması kapsamında değerlendirdiğimiz 1944- 1945 yılları dâhilinde Cumhuriyet Halk Fırkası idaresine bağlı olarak Manisa İli merkez ilçede 13 köyde, Akhisar İlçesinde 3 köyde, Alaşehir İlçesinde 4 köyde Eşme İlçesinde 1 yerde, Soma İlçesinde 2 köyde ve Turgutlu İlçesinde 1 yerde Halk Okuma Odalarının bulunduğu görülmektedir.

Bu halk odalarının tümünde, Latin harfleriyle 3087 adet Türkçe kitap, Arap harfleriyle 35 Türkçe ( Osmanlıca )  kitap olmak üzere toplamda 3128 kitabın olduğu bilinmektedir. Bu toplamın içinde 31 gazetenin, 15 mecmuanın da yer aldığını ifade etmeliyiz. Manisa İli Halk Okuma Odalarının bir yıllık okuyucu sayısı ise, 22.459’u erkek okuyucu, 952’ si kadın okuyucu olmak üzere 23.411 adettir.

Aynı yıllar dâhilinde, Milli Eğitim Bakanlığı idaresine bağlı Halk Okuma Odalarının verileri ise,  Demircimiz için çok değerli şeyler söylemektedir.

Araştırma dâhilimizdeki yıllar aralığında Milli Eğitim Bakanlığı idaresindeki Halk Okuma Odalarına bakıldığında, Manisa İline ait,  2’si şehirlerde, 53 adedi köylerde olmak üzere toplam 55 adet Halk Okuma Odası bulunmaktadır.

Bunların 5 tanesi Manisa merkez ve köylerinde,  15 tanesi Eşme İlçesinde, 3 tanesi Kırkağaç İlçesinde, 14 tanesi Salihli İlçesinde, 4 tanesi Turgutlu İlçesinde, 1 tanesi Soma İlçesinde ve 13 tanesi de Demircidedir.

Manisa İli Milli Eğitim idaresindeki Halk Okuma Odalarında bulunan kitap adedi ise, 4.417 adeti Türk harfleriyle, 404 adedi  Arap harfli Türkçe ve 9 adeti de yabancı dilde olmak üzere toplam 4.830 adettir. Bir yıldaki okuyucu sayısı ise, 6.091 i erkek, 1553 ü kadın olmak üzere toplam 7.644 adettir.

Demirci İlçesindeki Halk Okuma Odalarının 1 tanesi “şehir” tasnifinde yer almaktadır ki,  bu da Abdurrahman Şeref Bey  Okulu bünyesindedir;  Demirci Abdurrahman Şeref Bey Halk Okuma Odası.  Okulun giriş katında küçücük bir odadır. ” Tek pençeresi olan, pençeresi de zar zor olsa da okulun arkasına açılan, küçücük bir oda.”

Diğer 12 halk okuma odası ise, Durhasan, Gürcü, Hırkalı, İncikler, Karacahisar, Karapınar, Kargınışıklar, Kılavuzlar, Minnetler, Pulluca, Üşümüş, Yaykın Köyleri arasında paylaşılmış bulunmaktadır.

Demirci İlçesi dâhilindeki bu 13 Halk Okuma Odasında ise 206’sı Arapça harfli Türkçe olmak toplam 1.258 adet kitap bulunmaktadır. Bunların da 593 adedi Abdurrahman Şeref  Bey   Halk Okuma Odasındadır. İlginç olan ise; buradaki kitapların 144 adetinin Arapça harfli Türkçe ( Osmanlıca ) kitaplardan oluşmasıdır. Manisa İli Halk Okuma Odaları arasında bu sayıya yaklaşan diğer miktar,  Salihli İlçesi Altınordu Köyü Halk Okuma Odasındaki 65 adetlik veridir. Daha ilginç veri ise, Abdurrahman  Şeref Bey Okulundaki 144 adetlik Arapça harfli Türkçe kitap sayısı, araştırma konumuz olan 1944-1945 yılları arası   tüm yurttaki Halk Okuma Odaları arasında  ( hem Cumhuriyet Halk Fırkası idaresindeki Halk Okuma Odaları, hem de Milli Eğitim Bakanlığı idaresindeki halk okuma odaları arasında)  en yüksek  ikinci seviyeyi işgal etmektedir.

Arap harfli Türkçe kitaplar arasında en zengin Halk Okuma Odası ise, 205 kitap ile İstanbul Yeşilköy Halk Okuma Odasıdır

Bilmiyorum siz de benim gibi şimdi sormakta mısınız: acaba o kitaplar hangileriydi ve şimdi neredeler? Kimlerin kitabıydı onlar? Nasıl oraya gelmişlerdi? Kimler getirmişti de teslim etmişti? Ya da kimlerden yadigârdı? Hangi insanımız, hangi büyüğümüzündü? Hangi ailelerindi?  Ekrem Beylerin mi? Halil Hocaların mı? Kim bilir belki  Softalarındır. Nelerden bahsediyorlardı?

Ve o kitapları, 85 adedi erkek, 54 adedi kadın olan toplam 139 adet okuyucudan kaçı okumuştur? Kim okumuştur? Okuyabilmiş midir? Bir kitap okumanın o büyülü dünyasına girebilmiş midir?

Ya da diğer kitaplardan yeterince yararlanan olmuş mudur? Halk Okuma Odaları işlevini yerine getirmiş midir?

Abdurrahman Şeref BeyEn azından kendime soramadan geçemiyorum; o yıllarda Demircimizin o muhteşem binası, Abdurrahman Şeref Bey İlk Okulunda vekil öğretmen olarak görev yapmış olan, Carizade Hacı Arif Bey’in küçük oğlu, rahmetli babam Ahmet Cezayirlioğlu da  bu kitaplardan yararlanmış mıdır?

Bu sorulara net cevaplar bulabilmek mümkün değildir. Sorularımızın hiç birinin cevabı, ne yazık ki başka yerlerde de yazılı değildir.

Hatta günümüzde öylesine bir nesil geride kalmıştır ki, Halk Okuma Odaları gibi bir kurum ve hayattan bihaberdirler. Çünkü yıllar içinde de bu Halk Okuma Odaları işlevsel açıdan önce Kitaplıklara, daha sonra da Kütüphanelere dönüştürülmüşlerdir. Bugün Halk Kütüphanelerinin nüvesini teşkil etmişlerdir.

Belki bir başka yazımız, ıhlamur ağaçlarına, ulu çınar ağaçlarına ve de iğde ağaçlarına, camlarından yarenlik eden 1970’li yılların Demirci Halk Kütüphanesi hakkında birkaç şey söyler.

3 thoughts on “Demirci Halk Okuma Odası

  1. Çok ilginç beyim,ben de ilk kez haberdar oluyorum.Aslında Demirci’nin okuma oranı yüksekliği tesadüf değilmiş.O yıllarda emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.Allahın Rahmeti üzerlerine olsun.

  2. HALDUN,
    Araştırmacı yazar olarak çok çeşitli konuların var. Demirci çocukluğunun geçtiği yer olarak ayrı bir önem taşıyor. Köy Enstitüleriyle ilgili yazını arkadaşlarıma tavsiye ettim. Abdurrahman Şeref Bey benim merdivenlerinde resim çekilen ilkokulum… Kıran camisi vaizi KAMİL Bey ilk öğretmenimdi. Annem Babam okuma yazma bilmiyordu. Evimize her gün KARAGÖZ gazetesi alınırdı. Çat pat derken sınıfta ilk okuyan öğrenci ben olduğumu hatırlıyorum. Çünkü mükafat olarak bana siyah kurşun kalem verildi. Havalara uçtum sanki…
    Zemin kattaki kütüphaneyi hatırlıyorum. Tozlu raflarındaki kitapları karıştırdım. Tarihçesini senden öğreniyorum. Kişisel çaban ve Demirci’ye özgü ilginin hayranıyım. Rahmetli babanın da öğretmenlik yaptığını bilmiyordum. Eski Demirci anılarımda çocukluğuma gidersem, yıkılmasını üzüntü ile karşıladığım tarihi hamamımız, çınar ağaçlarının çevrelediği büyük havuz ve karşısında alta ekin yoncası üstü Halkevi olan binayı hatırlıyorum. Halk evinde tiyatro ve birçok etkinliği hayal meyal hatırlıyorum. Annemle dört yaşlarında gittiğim Karagöz Hacivat gösterisinde aralarındaki kavgadan etkilenip basmıştım yaygarayı… Herhalde zor avutmuşlardır beni…
    Halduncuğum, sitene her zaman girip- okumaktan çekiniyorum. Çünkü yanlış yorum yaparak seni istemeden üzmek istemem…. Ne kadar hassas ve saygılı davrandığını biliyorum…. Gözlerinden öpüyorum sevgiler…..

  3. Sevgili Haldun,
    Halıkent gazetesindeki yazını okudum,yararlandım,sağolasın. Sonrada düşünceye daldım, Haldun’la dertleşeyim dedim. Bu ihtiyaç nereden doğdu dersen söyleyeyim.
    Birincisi, Abdurrahman Şeref Bey İlkokulunun ( aşa okul) bugünkü durumu, yürekler acısı.
    Ben yetmiş yaşındayım, orada iki yıl okuyup üçüncü sınıfa başlamışken rahmetli Fahri Bey amca (başöğretmen Fahri İzmiroğlu) yuka okula ( Ziya Gökalp) götürmüştü. Hiç unutmam gidiş pek gö-
    nüllü olmamıştı. Birde bizden önceki yılları düşün, Demirci’nin simgelerinden birisi olan o bina bu
    halde mi olmalıydı ?. Geçelim.
    İkincisine gelelim. Rahmetli dayım Dr. Mehmet Rüştü Üncü’nün Karşıyaka’da bulunan evinin
    kütüphaneden farkı yoktur. Birgün bana ” Demirciye gittiğinde ilgililerle konuş, bu kitapları öldü-
    ğümde Demirci kütüphanesine bağışlamak istiyorum, ne yapmamız gerektiğini öğren ” dedi.Git-
    tim o tarihteki kütüphane müdürü beyle tanıştım, kütüphaneyi gezdirdi,eski yeni kitapları gösterdi,
    Halkevi’nden kalan kitaplar vardı. Tertemiz okuma salonunu görünce sevindim, ama boştu. Sordum
    ” ..gelen giden nasıl,boş gibi..) dedim. Verdiği cevap ” devamlı gelen bir kişi vardı, o da gelmez olunca sebebini sordum. Daktiloda yazıyormuş işareti yaptı ve bilgisayar var dedi ” .Şimdi nasıl
    bilmiyorum. Bunu da geçelim. Esas anlatmak istediğim bunun kadar önemli bence. Ziyaret sebebi mi anlatınca verilen cevabı nasıl karşılarsın bilemiyorum. ” …..öyle olmaz.Siz önce Manisa Kültür
    Müdürlüğüne başvuracaksınız, onlar size eleman gönderecek, kitapların içinden uygun olanları
    belirleyecekler,sonra bağış için karar verilecek, usul böyle ” . Efendi bir zat olan Müdür beye te-
    şekkür ederek ayrıldım. Cevabı dayı beye anlatınca onun üzülerek söylediğini ben söylemeyeyim
    izin verirsen

    Yıllar geçti nereden nereye geldik Halduncuğum.Sözünü ettiğin zamanlardaki ruh nerede,mil-
    leti ayağa kaldırma,ileriye götürme,birlik olma gayreti nerede. Halkevleri, köy enstitüleri nerede bunların zamanımıza uyarlanmışları nerede ? Bunları da geçtik,geçmezsek akşamı bulur,sayfalar
    doldururuz.
    İyi günler diliyorum,öpüyorum.

Bir Cevap Yazın