1939 Yılı Aygün Ajandası ( Takvimi )

“Takvim” tanımıyla,  not almaya mahsus “takvimli defter” olarak bilinen “ ajanda” tanımı arasındaki ortak benzerlik, ikisinin de aylara ve günlere bölünmüş “ takvim” çizelgeleri içermiş olmaları gösterilebilir.

Oysa, klasik takvim anlayışımızla, “ ajanda” tanımı, aynı şeyleri ifade etmezler ve aynı şeyleri içermezler. Takvim, doğu kültürünün söylemi ve ifadesi iken, ajanda ise, batı kültürünün söylemi ve ifadesidir.

Türkçe Sözlükteki tanımlarını da kullanacak olur isek, ayrışımları daha net anlamak mümkün olabilecektir.

Takvim; zamanı yıllara, aylara ve günlere ayıran yöntemdir. Bir yılın günlerini, aylarını, sayılı günlerini gösteren çizelge ya da defterdir. Yapılacak bir işin türlü evrelerini zamana bağlı olarak gösteren programdır

Ajanda: unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter, andaçtır.

Etimolojik bir ayrımı esas aldığımızda, Arapçadan dilimize geçen Takvimin, kökünün düzeltmek, ayağa kaldırmak, doğrultmak”  anlamından geldiğini, ifade edilmek istenen ise, ” zamanı doğrultmak” olduğu bilinmektedir.

Ajandanın ( Agenda)  ise,  “gündem”, “görülecek işler”, “ takip edilmesi gerekenler” ifadesinden oluştuğu bilinmektedir.

Aygün Takvimi'nin ilk sayfaları

Aygün Takvimi’nin ilk sayfaları

Bu ayrımları ortaya koyduktan sonra, söylenmesi gereken elimizdeki “ 1939 Tarihli Aygün Ajandası” nın, tipik bir ajanda olmadığı, takvim niteliği taşıdığıdır. Ajanda olarak nitelenmesinin sebebini de, Aygün Takvimi’nin sahibi, Memduh AYGÜN’ün renkli kişiliğinde aramak gerekmektedir.

Memduh Aygün, 1911 yılından beri Babıali Yokuşunda ticaretle uğraşan, “Ressam ve Okurlar Pazarı” adıyla kurduğu ticarethanesinde, ressamlar ve okurlar için çeşit çeşit ürün ve eşya satan, aydın, uyanık ve tacir bir adamdır. Üstelik tacirliği belgeli olup, Yüksek Ekonomi ve Tecim Okulundan diplomalı olduğu, 1939 Aygün Ajandasının ilk sayfası olan künye sayfasında yer almaktadır.

Elimizdeki Ajanda ( takvim),  Ressam ve Okurlar Pazarı’nın 28’inci yılı yayınlarındandır. Deposu ve birinci dükkanı,  Yeni Postane Caddesi No.64’de, şubesi ise Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi karşısında olan Ressam ve Okurlar Pazarı, “Artist ressamların, resim öğretmen ve amatörlerinin kullandıkları en iyi cins yağlı,  sulu ve afiş, kumaş, cam, relyef teferruatı boyalarının bütün renk ve cinsleriyle samur, kıl, pituva, yazı ve fon fırçaları, palet, ispatül, sehpa ve şaseler, resim muşambaları, karakalem ve pastel çeşitleriyle kağıtları ve bütün ressam levazımını. En sade ve kibar bayram tebrik kartlarını. Türkçe her boyda küreleri satmakta ve taşradan sipariş kabul edip, günü gününe göndermektedir.”

Muhtemeldir ki kendisi de bir şeyler karalayıp çizmiş olan Memduh ( Aygün), dükkânında ayrıca diğer kırtasiye malzemelerini ve kaynak kitap nitelikli başvuru kitaplarını ve okul malzemelerini de bulundurmakta ve satmaktadır.

Daha sonraları 1940 yılında Ankara Caddesi üzerine taşınan ve de depo işlevi gördüğü kendisi tarafından ifade edilen Yeni Postane Caddesi üzerindeki dükkânının çok renkli, çeşitli ve albenili olduğunu tahmin etmek zor değildir. Baksanıza günümüz ressamlarından Adnan Turani’yi bile resme yönelten cazibenin, bu dükkânın albenisinden geldiği kendisi tarafından ifade olunmaktadır.

Takvimin ikinci sayfası, bir ressam elinden çıkma olduğu aşikâr olan firma amblemi, bir küre ve bulutlu hilal grafiklerinden oluşmaktadır. Memduh Aygün, bu tasarımlar eşliğinde “Yeni Yılımızı kutlulamaktadır.”

Karşı sayfa ise “ Cumur Başkanı” “ Kamal  Atatürk” ün pek kullanılmayan bir portresi ve onun doğum yılı ile  “ Cumur Başkanlığına  seçim yıllarını” ihtiva eden tarihler içermektedir. O yıllara ait farklı takvim ve yazılarda da bu tür yazılımlara şahit olunmaktadır. Mustafa Kemal’in de bizzat kendisinin bu imla ile adını ve başkanlığını yazdığı belgelidir. Devrin, Türkçeleşme kapsamında değerlendirilecek bu imla yazımına, takvimin içinde çeşitli defalarca görmek mümkün olmaktadır.  Örneğin; Miladi Yıl ifadesi yerine “Ulusal Yıl”,  Hicri Yıl ifadesi yerine “ Göçüm Yılı”, Mali ( Rumi)  Yıl yerine de “ Finansal Yılı” ifadeleri yaygınlıkla kullanılmıştır.

Takvimin diğer sayfalarını ise başlıklar halinde yazmak mümkündür:

Aygün Takviminde sayılı günler

Aygün Takviminde sayılı günler

Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri,

1939 yılının zayiçesi: Eski Türk ve Hint bilgelerinin sözünce, bu yılın talihi; Nevruz’a kadar                          (Pelenk- Kaplan) ondan sonra hakimi kevakip addedilen hayvanın ismi de ( Herguş- Tavşan) dır.

Pul tarifesi,

Posta ve telgraf tarifesi,

Son Kanun 1939 Ayı,

Şubat 1939 Ayı,

Mart 1939 Ayı,

(Her ay için ayrılmış bu sayfalarda yazılanları tahmin etmek zor değildir.  Sayılı günler, ulusal ve dini günlerin başlangıç ve bitiş günleri, halk takvimine göre yapılmış adlandırmalar, Arabi aylar ve mevsim bölünmeleri gibi. Ancak diğer takvimlerde pek rast gelinmeyen ifade ve tanımlara da denk gelmek mümkün olmuştur. Keza,  Son Kanun’da ( 27’si), Tayyare Şehitleri İhtifali’ni, 30 Mart tarihindeki Yelken gemilerinin sefere başlamasını,1 Temmuz günündeki Deniz Bayramını, İlk Kanun’un 4’üncü gününün Kozeli Fırtınasına ayrılması bunlara örnek olarak gösterilebilir.)

Kış faslının namaz ve imsak vakitleri- kışın ekilecek tohumlar,

Nisan 1939 Ayı,

Mayıs 1939 Ayı,

Haziran 1939 Ayı,

Bahar faslının namaz ve imsak vakitleri- baharda ekilecek tohumlar,

Temmuz 1939 Ayı,

Ağustos 1939 Ayı,

Eylül 1939 Ayı,

Yaz faslının namaz ve imsak vakitleri- yazın ekilecek tohumlar,

İlk Teşrin 1939 Ayı,

Son Teşrin 1939 Ayı,

İlk Kanun 1939 Ayı,

Güz faslının namaz ve imsak vakitler- güzün ekilecek tohumlar,

Takvim sahibinin künye sayfası.

Diğer sayfalar ise her iki sayfası bir haftaya ve haftanın not sütununa ayrılmış sütunlardan oluşmaktadır. Toplam 52 kez devam eden bu ardışık sayfalardan sonra, “1939 Yılının Hesapları” başlıklı sayfa ile karşılaşmaktayız. Bu sayfada çok yaygın kullanılan bazı  “ Latin Rakamları”ndan örnekler verilmiştir. Ardındaki 12 sayfa ise her aya ait “ Muhtıra” ya ayrılmıştır. Yine her aya ayrılan “ Hesap ve icmal ” sayfalarından sonra sıra, tek sayfalı “Tren-vapur tarifeleri not” sayfasına gelmektedir. Bu sayfanın kullanılacak tarife saatlerin kaydedilmesi için kullanıcının kullanımına bırakılmıştır.

Bizi şaşırtan ise “ Telefon adresleri” diye başlık atılan sonraki sayfadır. Sayfa boylamasına dört sütuna ayrılmış ve başlıklarına da sırasıyla, “ İstanbul”, “ Beyoğlu”, “ Kadıköy” ve “ Muhtelif Semtler” ibaresi yazılmıştır.

Hayatımız boyunca İstanbul’da üst üste beş günümüz geçmediğinden olacaktır ki, bu telefon adres sayfasına bir anlam verememiş bulunmaktayız. Hatta  “İstanbul” un altında (2), “Beyoğlu”’nun altında (4) ve “ Kadıköy” ün altında ( 6) rakamlarının bulunması da tarafımızca hiç yorumlanamamaktadır.

Takvimin son iki sayfasından biri, “ Eski mali sene ile Yeni Miladi senelerin Mukabillerini gösteren cetvel” e ayrılmıştır.

Son Takvim sayfası ise, Ressam ve Okurlar Pazarı’nın reklamıdır. Bu sayfada şövalyesinin başında çalışan Avrupai bir ressam resmedilmiştir. Resmin içinde, Ressam ve Okurlar Pazarının logosunu da görmek mümkündür.

Not yazmaya ve hesap yapmaya ayrılmış peş peşe 14 sayfa ise takvimin son sayfalarını oluşturmaktadır.

Bu sayfalardaki yazılar ise bize, bazı bilgiler ulaştırır iken değişik yorumlar yapmamıza da imkân tanımaktadır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, takvim sahibine ayrılmış olan künye sayfası doldurulmamıştır. Bu sebeple de takvimi kullanan kişi hakkında bilgi edinmemiz imkânsızlaşmaktadır. Ancak,  gerek günlere ayrılmış yapraklardaki ve de not almak için ayrılmış sayfalardaki bazı yazılar bize fikirler verebilmektedir.

Bu yazıların tümü kurşun kalem ile yazılmış olup, aynı zamanda aynı el yazısına işaret etmektedir.

Bu yazılardan en önemlisi, not sayfalarında rastladığımız, “ Hıfzı Veldet, Ankara Lisesinde benim zamanımda talebe imiş, 15/6/39. “  Bu yazının bitiminde parantez içine alınmış (celahir / veya belahir  talebesi) ibaresi ise tarafımdan yorumlanamamıştır.

Başka bir yazı örneği ise : “ Tercüme işi: Satış Şubesinde Esat Bey. Cemal Beyden selam” ifadelerini taşımaktadır.

Bir başka sayfada, “ Cemal Bey, Edirne Müddei Umumisi Fatih Bey’in damadıdır” denilmektedir.

Bir başka sayfanın tamamı ise “Ayakkabıların bakımı”na ayrılmış. Uzun uzadıya üç değişik tarif yazılmıştır.

Diğer sayfada ise bazı isimler alt alta sıralanmışlardır:

“Kadri Altıntaş, Aydın Başmüdürü,

Cemal Hayaloğlu, Samsun Başmüdürü,

Şükrü Tezer,  Samsun Başmüdür Muavini,

Ethem Yetkiner, Buca(k) Kaymakamı.”

Başka bir sayfada, “ 2036 Nail Bey, B.M.  –  2150, İstanbul ile görüşmek için bu numara aranacak” ifadeleri bulunmaktadır.

Diğer sayfada, yine aynı kalem ve yazı ile “ Hüsnü Dereoğlu, Edirne Başmüdürü, Ata Pelin, Müfettiş” ibarelerini görmek mümkündür.

Bunun yanısıra,  tümü okunamayan yazılar içinde bol miktarda “ tütün, tarla, işçi, tohum, ticaret, ağaç, Akhisar, İzmir, Bornova, Hacer çalıştı, harcırah ” kelimelerine rast gelinmiştir. Ayrıca da her güne dair işlenmiş harcama kalemleri ve ücretler çizelgeli bir halde görülmektedir. Çok ender olsa da “ Osmanlıca” el yazılarına tesadüf edilmektedir.

Bu bilgiler bize, ne yazık ki  takvimin sahibi hakkında çok net bir şey söylememektedir. Kanımızca, Ankara Lisesinden mezun olan ve sonrasında Ege Bölgesinde ziraat işleriyle meşgul olan bir zatın kullandığı 1939 Yılı Aygün Takvimi ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bu bilgiler ışığında söyleyebileceğimiz bunlarla sınırlı bulunmaktadır.

Nazım Hikmet'in kullandığı  1939 Yılı Aygün Ajandası

Nazım Hikmet’in kullandığı 1939 Yılı Aygün Ajandası

Lakin başka bir 1939 Yılı Aygün Takvimi, çok farklı şeylere tanıklık etmekte ve söylemektedir. Nazım Hikmet’in kullanmış olduğu o takvim, Nazım’ın Piraye’ye olan aşkını ve ona yazdığı şiirleri ihtiva etmektedir. Nazım’ın Piraye adına yapılmış grafiklerini taşımaktadır.

Aynı yılın ve aynı markanın takvimlerini kullanan iki farklı portrenin başka şeyler söylemeleri de normaldir aslında. Normal olmayan, o günlerin şartlarını bilmeden, 75 yıl sonradan gerisin geriye bakıp da farklılıkları görmemektir.ÝÜà

SONUÇ: Biyografisi hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz Memduh ( Aygün ), Osmanlı döneminde başladığı ticari hayatını İstanbulda kurduğu Ressamve Okurlar Pazarı ile sürdürmüştür. Dönemin bir çok matbaa, yayınevi, kağıtçısı ve kırtasiyecisinin yaptığı gibi, o da takvim yayımlamış ve satmıştır. Takvimlerinde kullandığı AYGÜN adını, muhtelemen dönemin Türkçeleşme çabaları etkisinde, takvim karşılığı kullanmış olmalıdır. Elimizde takvim yayımcılığına hangi yılda başladığına ve başka hangi adlarla takvim yayılandığına dair bilgi bulunmamaktadır. Ancak yazımıza konu olan takvimlerini Cumhuriyet döneminde yayıklamış olmalıdır. Sonradan 1934 yılında  Soyadı Kanunu çıktığında da, kendine soyad olarak AYGÜN’ü almış olmalıdır.

Türk yayımcılığı, yayımladıkları dergi veya yayının adını kendine soyad olarak alan çok sayıda insan ile doludur. Bunlara ilk örnek olarak, İbrahim Pertev Endüstri ve Asım Kültür’ü saymak mümkündür.

Bir Cevap Yazın