8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Türk Müziğinde Aşk ve Kadın

8 martTürk Müziğinde Aşk ve Kadın

“ Münir Nurettin Selçuk’un 1953 yılında yayımlanan bir yazısını, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle  alıntılamak istiyorum. Şarkılarımızın güzel kadınları kadar, hayatlarımızın her safhasında yer alan tüm kadınlara şükranlarımı sunuyorum.   H.C ” 

“ Büyük ses sanatkârı ve değerli bestecimizin, Türk Müziğinde aşk ve kadının işgal ettiği yeri belirten bu yazısındaki üslup, kendisinin artist mizacının da güzel bir ifadesidir.  –  Seksoloji Yıllığı – ”

**

İstanbul’un fethinden sonra yavaş yavaş tekâmüle başlayan musikimiz, aralarında Büyük İtri de olmak üzere altmıştan ziyade bestekârın yaşadığı Dördüncü Murat Devrinde hakiki bir sanat devresine girmiş, büyük ölçü ve kalıplarla besteler, semailer, şarkılar, peşrevler ve saz semaileri, bestelenmiş, böylece birçok şaheserler meydana çıkmıştır.

O devrin tumturaklı ve selabetli ahengine, Üçüncü Selim zamanında daha parlak, kıvrak ruhnevaz nağmelerle yeni bir zevk ve çeşni katılmıştır.

Bu bestekârlarımızın ölmez eserlerinden akseden yüksek ruh inceliklerinde, daima hilkatın ilham kaynağı olan kadını duyarız. Musikinin ilahi semalarında uçan bu sanatkârlar, kalplerinden gelen nefesleriyle ve parmaklarının uçlarında titreşen nağmelerle ekseriya kadını terennüm etmişlerdir.

Büyük kemerli,  yaldız revaklı loş, saray dehlizlerinden geçerek şarkın en nadide halılarıyla süslü bir salona giren büyük bestekâr Itri, yüzlerce hanende ve sazendenin çalıp söylediği.

Cam-ı  lalindir senin ayine-ruy-i enverin

Adı var cam-ı Cem’in ayine-i İskender’in

Hisar Makamındaki kendi eserini dinlerken mutlaka gözünün önünde bu besteyi ilham edenin hayali vardı.

Yine ayni devrin büyük musiki üstadı Hafız Post dahi ağırbaşlı ve ahenktar besteli rast nakış semaisinde:

Biz alude-i sagar-ı  badeyiz

Anınçün leb-i yâre dildeyiz

Güftesine kendi ruhunun sesini vererek geçirdiği ömrün muhasebesini yapıyor.

 

Tab’i Mustafa Efendi ise, bayati makamından ağır semaisinde:

Çıkmaz derun’ı  dinden efendim mahabbetin

Kurbanın olduğum bize yok mu mürüvvetin

Diye inleyerek tab’ındaki hilm ile hayalindeki sevgiliye gönlünü kurban ediyor.

Üçüncü Selim zamanında, büyük dahi bestekâr Sadullah Ağa, Padişahın gözdesi, meşhur sevgilisi Mihriban’ın aşkıyla yanmaktadır. Tatlı nağmelerinin arasından içli bir hüzün akmaktadır. Bakın ne diyor:

Nice bir şuh-i cihan aşk ile nalan olayım

Sun bana lal-i lebin gül gibi handan olayım.

 

Sanata ve sanatkâra büyük kıymet vermeği bilmiş, kendisi de musiki tarihimizde ölmez bir mevki yapmış olan bestekâr Padişah Üçüncü Selim’in de kalbinde de bir aşk yaşamakta ve ona Suzidilara Makamında şu eseri ilham etmektedir.

Ab ü tabile bu şeb haneme canan geliyor

Halvet-i ülfete bir şem-i şebistan geliyor.

 

Musikimizin şahikası Dede Efendi’nin engin ruhu bir vefasız sevgilinin verdiği ıstıraptan müteessirdir. Kendisi adeta manevi bir sevgi itikâfına mahkûm edilmiştir. Bunu Hicaz Makamından maruf nakşiyle bize ne güzel anlatıyor:

Ey çeşm-i ahu hicr ile tenhalara saldın beni

Çün nafe bağrım hun edüp sahralara saldın beni.

Sanatkâr ruhu bir kuş kalbi gibi hassas, bir çeşmibülbül kadar incedir. Küçük bir hareket bu ince kalbin kırılmasına kâfi gelir. Dede Efendi yine kırılmıştır. Mahur bestesiyle inlemeği tercih ediyor:

Ey gonca dehen har-ı elem canıma geçti

Tig-i sitemin her biri, bir yanıma geçti.

 

Yalnız o mu? Zekai Dede dahi Ferahnak Makamındaki bir bestesiyle sanki sevgilisinin dizlerine kapanmış ona şöyle yalvarmağa başlamıştır:

Söyletme beni canım efendim kederim var

Bir güne değil, dildeki efkar nelerim var

Bir buseye can vermek ile müşteri oldum

Güldü leb-i gülfem, dedi yok yok değerim var.

 

Bestekâr Şakir Ağa daha geniş fikirlidir. Sevgilisinin çekici güzelliğini görenlerin kendisine gönül kaptıracaklarını itiraf eder:

Meyleder bu hüsn ile kim görse ey gülfem seni

Taze sünbülzare döndürmüş siyah perçem seni.

 

Yine büyük bestekârlarımızdan Hacı Arif Bey’in sitem ve niyaz ile dolu nağmelerini dinleyiniz:

Sende acep uşşaka eziyet mi çoğaldı

Ya bizde cefa çekmeğe takat mi azaldı

Aşıkların azar ile bitab-i tüvandır

Ey kan-i kerem lütfu inayet sana kaldı.

 

Kadın ve aşk, Türk Musikisinin belli başlı temelidir. Bütün bestekârlarımız sevmiş, ıstırap çekmiş ve bunu eşsiz nağmelerle ebedileştirmiştir.

Rahmi Bey, Kürdili Hicazkar bir şarkısında sevgilisine soruyor:

Söyle ey mutrib-i nazende eda

Ne imiş aşk-u muhabbet sevda

bilmecesinin cevabını yine kendi sesinin aksinden alan hassas sanatkârın ruhen tatmin edildiğini zannetmiyorum.

 

İzmirli Rakım Hoca’nın şu,

Aşkın bana bir gizli elem oldu güzel yar

Mehtaba bakıp ağladığım çok geceler var

şarkısını dinlerken, hangimizin gönlü, mehtapta aradığımız bir hayalin bir hatıranın peşine takılmaz?

Ve işte son büyük bestekarlarımızdan Lemi Bey.. Hasta yatağında son nefesleriyle inleyip aşkından şifa bekliyor:

Hastayım, yalnızım seni yanımda sanıp da

Bahtiyar ölmek isterim.

 Evet,  kadın, bestekârlarımıza bir ilham kaynağı olmuştur. Fakat bestekârlarımız da onları musikinin engin semasına, sazlarının nağmeleriyle yükseltmişler ve yükseltmektedirler.

Yazan: Münir Nurettin SELÇUK

Seksoloji Yıllığı, Yıl: 1953, No: 2, Sayfa: 15-17

 

Söz! 2015 Yılının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yazımda, üstad Münir Nurettin SELÇUK’un şarkılarından iz sürüp; ” Üstadın Şarkılarında Aşk ve kadın” temalı bir yazıyla karşınızda olmaya çalışacağım.

Bir Cevap Yazın