27 Şubat, Semeni Zamanı

Şu ” gücücük” Şubat yok mu, iki cemreyi barındırır içinde. Bakınca öyle kocamandır yani. Cemre’den yer almak kolay mı sanırsınız? Ya da Cemre olmak!

Bahara can vermek. Bahara yol olmak. Bahara can olmak. Kolay mı sanırsınız?

Şubat olmak kolay mı? Önce havaya, sonra suya can olmak!

**

Her zamanki gibi, İkinci Cemre zamanında işe koyuluyorum. Dünden bir çay bardağı içinde suyun içine atıp, suyu iyice emdirdiğim tohumları bugün toprağa düşürdüm. Arpa , çavdar ve buğday daneleri toprağa düştü saksılar içinde. Üzerleri de iyice örtüldüler.

Üçüncü Cemre vaktine kadar hiç boy vermeyecekler. Ancak her gün yine de sulanacaklar. Suya doyurulacaklar. Gözleyeceğiz birlikte, çimlenip, uç vermelerini. Topraktan  baş vermelerini. Göğermelerini.

Hayatın yeniden başlaması gibi semeni  göğertmek. Yıllardır kupkuru poşetleri içinde sesisz kalan danelerin suyu ve toprağı görmesiyle, canlanıp, yeşillenvermesi.

**

Yeni bir mevsim başlıyor şimdi. Yepyeni bir mevsim. Semeni Zamanı.

Demirci Şehir Güzelleştirme Derneği

Demirci Halıkent Gazetesinde yayınlanan yazılarım üzerine çeşitli beğeni ve içtenliklerle karşılaştığım kadar, okurlarımız tarafından değişik konulara da değinmem gerektiği ifade olunmaktadır. Ne var ki, gerek Demirci’de ikamet etmeyişim sebebiyle, gerekse de yazılarımı çalışma alanımın gereği farklı konularda değerlendirme zorunluğum sebebiyle, her zaman dilendiği katkıyı gösteremiyorum. Üstelik kaynak ve belge olmadan hiçbir şey yazılamayacağı gerçeğinden hareketle, arzulanan yazılar dahi bazen yazılamıyor. Birkaç dostumuzun, Demirci Şehir Güzelleştirme Derneği hakkında da yazı yazma taleplerini uzun süre karşılıksız bırakmak zorunda kaldım. Kütüphanelerde farklı bir belge yok. Ya da ben ulaşamadım. Ancak yine de bir çok merakı giderecek şeyler yazmak mümkün oldu. Umarım, beğenirsiniz. **

İkinci Dünya Savaşı zamanlarında ülkenin yokluğundan ve yoksulluğundan dem vurulur iken, bazı atılımları yapmak ve bunları yaymak ise siyasetin genel reflekslerinden biri sayılmıştır. Türkiye’nin en fazla okullaşma döneminin bu yıllara tesadüf etmesinin başkaca bir izahı yoktur. İşte o dönemlerde gündeme getirilen refleks siyasetlerden başlıcası da Halk Evi ve Halk Odası öncülüklerinde kurulan ve oluşturulan “kültürleşme halkası- halk eğitimi” çabalarıdır. Yıl 1944. Kış aylarının çetin ve amansız egemenliğini sürdürdüğü anlar. Demirci kar-kış altında. Okulların zaman zaman kıştan, zaman zaman yakacak temin edilemeyişinden, zaman zaman da hastalanıp işe gidemeyen öğretmenler yüzünden tatil edildiği günler.

Kaymakam Şefik Bey,  odacısı aracılığıyla Belediye Reis’ine bir haber gönderir: “ Kıran’a çıkarken bir uğrasın” diye.

Belediye Başkanı Şeyhoğlu Mehmet Ağadır; halkın “ Şıho Mehmet Ağa dediği, Mehmet Ünlü Bey. Demircinin en zenginlerindendir. Zamanına göre modern ve şık giyinen, kravatını da üstünden eksik etmeyen, inatçı bir tabiata sahip, sert mizaçlı bir insandır. Kurnaz bir politikacıdır. Hem halk üzerinde, hem de devlet memurları üzerinde geniş hâkimiyeti vardır. İşte bu vasıflarından dolayıdır ki,  20 sene boyunca” reislik” yaparak, Demirci’nin en uzun dönemli Belediye Başkanı olan tek kişisidir.

Gün içerisinde gelip Kaymakam Şefik Bey’i, beraberinde Halıcı Hasan Önder olduğu halde ziyaret eden Reis Mehmet Ünlü Bey, görüşme sonrası Hükümet Konağından ayrılırken yanındaki diğer zatlara, elindeki kâğıtları paylaştırır ve onlara şöyle seslenir: “ Hadi bakalım, hemen dolaşın da hepsini akşama toplayın.”

Tarih: 27 Nisan 1944. Demirci’nin soğuklarının geri çekildiği, sıcak havalarının ise yavaş yavaş çağrıldığı bir bahar başlangıcı. Ama temkinli olmalısınız. Daha birkaç gün önceki Çocuk Bayramında bile ortalığı kar-fırtına götürmüş, çocuklar perişan velileri çaresiz kalmıştır. 27 Nisan’ın o yalancı güneşinin boy verdiği Perşembe günü; Merkezi, Cumhuriyet Halk Partisi Binası olarak gösterilen “Demirci Şehir Güzelleştirme Derneği” faaliyete geçer.

Başkanlığını, Belediye Reisi Mehmet Ünlü ’nün üstlendiği Derneğin üyeliklerini ise muhtemelen o gün akşama çağırılıp bir arada toplantıya davet edilen şahıslar oluşturacaktır. Hasan Önder ( Halıcı) , Halil Tüzüner ( Halkevi Reisi), Rıza İncekulak ( Dava Vekili),İzzettin Özkul ( Boyacı), Hayri Öğe ( Başöğretmen), Fahri İzmirlioğlu ( Öğretmen) Naci Akın ( Tüccar), Mehmet Örnek ( Halıcı), Sadık Özkul ( Boyacı), Edip Ercan(Halıcı)

Her biri Demirci ile özdeşleşmiş, katkıları inkar edilemez, insanlıkları ve kültürel birikimleri tartışılmaz 11 isim. On biri birden  büyük bir dünya!

Derneğin Kuruluş Amacının izlerini ise, daha önce yayınlanan bir yazımda aramak gerekmektedir. 1955 Yılı baskılı “ El Emeği İle Demirci” Broşüründe yer alan şu satırlar, Demirci Şehir Güzelleştirme Derneği’nin amacını ve hedefini oluşturmalıdır: “  ….bilhassa kendi milletimizi zikrederken onların bize bıraktığı asırlar ötesinde vücuda gelmiş camiler, sağlık evleri, hanlar, hamamlar, köprüler, kervansaraylar göğüslerimizi kabartıyor. Bu eserleriyle onları hayırla anıyoruz. İşte, Demirci Şehri Güzelleştirme Derneği de bu şuur etrafında bütün kasabalılarını toplamış, kendi çapında oldukça büyük eserlere sahip olmuştur. Atalarımıza muvazi aynı gayeye matuf bu eserler, köylü ve kasabalı bir avuç Demircililerin teriyle yoğrulmuş, omuzuyla taşınmış, kuvvetli bir azim, maddi manevi her türlü yardımla birer birer vücuda getirilerek gelecek nesillere bırakılmıştır.”

Savaş yıllarında yaşanan sıkıntılar ve yokluklara rağmen Demirci’de tüccar-esnaf ve diğer sermaye kesiminin halkla arası, ilişkisi hep iyi olmuştur. Bunda ticari ilişkilerin karşılıklı bir ilişkiye ihtiyaç duymasından çok, Demirci’nin muhafazakâr yapısı ve genelde aile- akraba bağlarının güçlülüğü asıl rolü oynamış olmalıdır.

Demirci’nin ilerlemesinde ve modern yapıya kavuşmasında, Demircili esnaf ve tüccarın öncülüğü ve katkısı  ise inkâr edilemez. Esnaf ve tüccar da halkın güven ve sevgisini kazanma ve sürdürme amacıyla çeşitli dernekler aracılığıyla ilişkilerini arttırmak istemiş, bu sebeple de değişik yapılanmalar içinde olmuştur.

Bu kapsamda Şehir Güzelleştirme Derneğinin faaliyetleri ve çalışmaları gerek bu ilişkilerin temini ve gerekse de modernleşmenin önünü açma konusunda büyük önem kazanmıştır.  Demirci Şehir Güzelleştirme Derneği, birçok orta öğretim kurumunun, sağlık kurumlarının ve şehrin imarına katkı sağlayan atılımların öncüsü olmuş ve çoğunun da yapımını gerçekleştirmiştir. Başlıcalarını  saymak gerekirse; Yaraltı Köprüsü, Orta Okul Binası, Sağlık Merkezi ( Devlet Hastanesi), Verem Paviyonu, Talebe Yurdu, Erkek Sanat Enstitüsü, Akşam Kız sanat Okulu,  Fatih mahallesi Erkek ve Kız Talebe Yurdu, Asri Mezarlık Çevre Düzenlemesi örnek gösterilebilir.

Bu faaliyetler de halk nezdinde karşılığını bulmuş, yapılan eserler kadar onlara sebep olan insanlar da aynı takdire mazhar olmuşlardır.  Aslında derneğin en faal olduğu dönem 1945-1965 yılları arasıdır. Dönemin Belediye Başkanının aynı zamanda Demirci Şehir Güzelleştirme Derneğinin de başkanlığını ve Belediye Binası olarak da  mekanını  üstlendiği bu yapıda, birçok siyasi yapılanma ve tercih de aktif rol oynamıştır. Siyasi Parti taraftarlığı, aynı zamanda, bu derneğin gönüllü ve faal üyeliği olarak kendini göstermiştir. Bakıldığında hiçbir dönemde asli üye sayısı da 50’nin üzerine çıkamamıştır. Ancak fahri üye sayılan insanlarımızın katkı ve destekleriyle güç ve imkan bulabilmiştir.

Bu güç ve imkanla, Demirci’ye yeni bir şey kazandırma, Demirci’yi daha müreffeh yapma gayretinden de hiçbir zaman geri durulmamıştır.

Kurucularından bir kaçını çocukluğumun geçtiği Demirci sokaklarında ve halı mağazalarında tanıdığım bu insanlara hayranlığımı ifade etmek isterim. Her şey bir yana, resmi bir daireye gider gibi her gün kravat takmaları, sokaklarda koştururken bile zarafet ve incelikleri, biz küçücük çocukları bile misafir sayıp kahveciye adımıza bir çay söylemeleri, sohbetlerine bizleri ortak edişleri, o yaşlarda dahi bizi ” adam saymaları” , hal ve hatır soruşları, birbirleriyle olan karşılıklı hitap ve saygıları unutulur mu?

Unutmadım. Onları hiç birimizin unutmaması gerektiğine inanıyor, o insanları rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Nostalji Takvimi: Şubat 2014

1925 TakvimiBaksanıza kaç gün geçmiş yazmamışım. Üstelik bugün farkettim eksikliğini. Oysa adet edinmiş, ayların ilk günlerinde, 1’inde, 2’sinde yazar, nostalji sürdürmeye devam ederdik.

Lakin, ilk kez bu ay bu ritüeli yerine getirmemişiz. Üstelik, bugün de artık olmaz.

Şevkim yok, neşem yok, mutsuzum.

Şubat’ın tutkunları beni afetsin. Ya da geçmiş yılların Şubat yazılarımla yetinsinler.

Ne olur!

Ancak, sizi yine de eski bir Şubat Takvimiyle başbaşa bırakmalıyım. Ne dersiniz?

1925!

Öğretmen Erdal MEMİŞ’i Kaybettik.

Erdal MemişGün içinde birden hızlanıveren telefon trafiğimin ardından ne yapacağını bilmez bir halde, çaresiz kalmışken, başımın zonklamasını gidermenin tek yolu, o sürelerde duyuverdiğim nitelemelerin peşine takılmak oldu.

Bir arkadaşım, ” inşallah bizim kuşak için işaret fişeği değildir” demişti. Bir diğeri ” Melek uçtu gitti” dedi. Sonraki arkadaşım, ” adam uçtu gitti, Haldun” dedi. Son arkadaşım ise, ” sözün bittiği yer” diyordu.

Melek uçtu gitti..  Hiç düşünmemiştim şimdiye değin, meleğin bir erkek olacağını ve onun da benim  44- 45 yıllık arkadaşım olabileceğini.

Ama doğruydu; o bir melekti.

Erdal’ın bir melek olduğunu  ilk fark edişim, o arkadaşımın üzüntülü, kahırlı anının ifadesini algılamamla sabitti.

Demirci İlk Öğretmen Okulunda sınıf arkadaşımdı. Taa, 1967- 1968’lerde başlayan büyük bir serüvenimizin en müdavim aktörüydü o. Her daim efendi, her daim sakin, her daim müşfik. Adeta sinirleri alınmış gibi soğukkanlı. Günün her saatinde güleryüzlü.  Dahası yalnız anlarında dudaklarından dökülüveren içli nağmeler. Temiz, bakımlı ve yiğit.

Hiç kimseyle tartıştığını, bağırıp çağırdığını göstermeyecek kadar nazik.

Her adım başı  “Nasılsın?” diye soranımızdı. Bazı hecelere farklı vurgular yaparak, kendine has bir üslub geliştirmişti, ” Nasılsın” larda. Ufak bir sessizliğin ardını da ” Daha ne var ne yok” sorgusuyla tamamlar, seni rahat tutardı.

Onunla tüm bir okul hayatımız gözüme serildi şimdi. Yatakhaneler, yemekhaneler, dershaneler, beden eğitimi dersleri. Aylaklıklar, haylazlıklar.

O bizim sınıf arkadaşımız ama ağırbaşlılığı ile de adeta ağabeyimizdi.  Benim okul hayatım ile ilgili hemen hemen  tüm fotoğraflarımda boy gösterendi.

Erdal Memiş2Her şeyden çok ve önemli, staj arkadaşım.

Öğretmen stajlarının olmadığı bu dönemde stajın ne demek olduğunu kime, nasıl anlatayım ki?

Öğretmen olmayı yaşatan biri. Sakin üslubuyla ilk stajı veren arkadaşım. Destek verenimiz, heyacanımızın tutanı.

Mezuniyet günümüzde Salihli otobüsüne en geç binenlerden. Ayrılamayanlardan. Göz yaşı dökenlerden.

O 1975 yılının Ağustos Ayında, Salihli’nin  tozu dumana karışan eski garajında, doğu seferlerimizi başlatmak için  bütün gün  beklediğimiz beş arkadaştan biri. Benim son dakikada, üniversite sınavını kazanmış olmam  haberini almam üzerine, kuyruğumu sıvışıp gitme talebime sessiz kalan, belki de ilk ağlayan.  Göz yaşını silmeyen.. Akıtan.

Ve  yıllar sonra  yine bir Salihli akşamında, beraberce yaşadığımız çay sohbeti. Ve o güne mahsus yalın, mahzun ve hüzünlü seslerimiz.

Demirci’de kutlanan  bir mezuniyet gecemizde çok uzun sohbetlerin en heyacanlısı. Arkadaş canlısı. Dost bilen. Dost gören.

Her bayramda, seyranda ve yeni yıl kutlamalarında atılan mesajlar ve çalan telefonlar. Konuşup, buluşamamalar, gidip gelememeler, bir türlü bitirememeler.

Yaz tatillerindeki sohbetimizin konusu olan ” yazlık ziyaretlerimiz” ve ne yazık ki yerine getiremediğim  o sözler.  Didim’de beklenişim. Çaya, sohbete, kalmaya davetim. Oysa ne kadar çok  arzulamıştı  geçen yıl yine. Olmadı. Olamadı.

Ah, olmadı.

Bilemedik ki melekler erken uçarmış.

Bilemedik.

Işıklar içinde uç.