Mustafa AYDOĞAN Öğretmenimizi Kaybettik

Mustafa AydoğanKöy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın kurucularından, eski başkanlarından, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu, öğretmenimiz Mustafa Aydoğan’ı bugün kaybettik.

Çok uzun yılardır kendisini tanıma şerefine erdiğim, aynı panellerde ve sempozyumlarda  beraberce konuşmacı olma mutluluğunu tatdığım değerli öğretmenim Mustafa Aydoğan’ın eğitim camiasına katkıları her zaman minnetle anılacaktır.

Köy Enstitüsü Kitap ve Efemera Koleksiyonumun destekçisi ve hamisi  de olan muhterem öğretmenimizin huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Mustafa Aydoğan 1Ruhu şad olsun.

*****

Mustafa AYDOĞAN

Ankara-Beypazarı Köseler köyü doğumlu. (1927)

1937 yılında, adı 1940’ta Köy Enstitüleri’ne dönüşecek olan Çifteler Köy Öğretmen Okulu’nun hazırlık 5. sınıfına kayıt oldu.

1942-43 öğretim yılı sonunda Çifteler Köy Enstitüsü’nü bitirince sınavla Ankara-Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne girdi. Üç yıllık sürenin sonunda Dicle Köy Enstitisü’ne öğretmen olarak atandı, bir yıl sonra da askere alındı.

Askerlik dönüşü Erzincan ve Yozgat illerinde gezici başöğretmen ve öğretmen olarak çalıştı. 1954 yılında girdiği Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümünü bitirince (1956) Elazığ Lisesi’ne atandı.

1958 yılında istifa ederek meslekten ayrıldı.

1994’te kurulan Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın kurucularından. Yönetim Kurullarınca önce genel sekreter, 1996’da da başkan seçildi.

2000 yılında başkanlığı devredip, vakıf yönetim kurulu üyeliğini sürdürdü ve hastalığına değin bilfiil vakıfa emek verdi.

Mustafa Aydoğan 2Vakıf’ın yayınladığı çeşitli yayınlara editör ve hazırlayan  olarak katkı sağladı.

Vakıf yayınları arasında yayınlanan kendi telif eserleri de bulunmaktadır.

Not: Mustafa AYDOĞAN öğretmenimiz hakkında daha geniş bilgi içeren yazı yazılacaktır. H.C

El Emeğiyle Demirci

El Emeğile Demirci…

Bugün bu başlığı  bu imla ile böyle mi yazarım, bilmiyorum. Ancak başlığa da hiç bir şekilde müdahale etme şansım yok zaten.

“El Emeğile Demirci”, 1955 yılında, Demirci Şehir Güzelleştirme Cemiyeti tarafından yayınlanmış ve kapaklar dâhil 12 sayfa tutan bir broşürün adıdır.

İstanbul’da Baha Matbaasında bastırılmış ve boyutları ise, 18,6 x 13,5 cm’dir.

Dış kapak, “Demirci Güzelleştirme Cemiyeti”, “El Emeğile Demirci”,  “Baha Matbaası adı,adresi “ve İstanbul 1955 ibarelerini taşımaktadır. Niçin İstanbul^da basılmıştır bilmek mümkün değil!

İç kapak ise boş bırakılmış. Üçüncü sayfa, Önsöz’e ayrılmış. Bu önsöz’ü aynen sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü broşürün niçin yayımlandığının ve şimdiye değin hiçbir yazımızda değinmediğimiz “ Demirci Şehir Güzelleştirme Cemiyeti” nin izlerini bu yazıda bulacağız.

“Tarihin başlangıcından beri insanlar çalışmalarını birleştirmişler, böylece sosyal hayatı daha mümkün bir hale koymuşlardır. Bu vadide bilhassa kendi milletimizi zikrederken, onların bize bıraktığı asırlar ötesinde vücuda gelmiş camiler, sağlık evleri,hanlar, hamamlar,köprüler,kervansaraylar, göğüslerimizi kabartıyor. Bu eserleriyle onları hayırla anıyoruz.

İşte, Demirci Şehir Güzelleştirme Derneği de bu şuur etrafında bütün kasabalılarını toplamış, kendi çapında, oldukça büyük eserlere sahip olmuştur. Atalarımıza muvazi, ayni gayeye matuf bu eserler, köylü ve kasabalı bir avuç Demircililerin teriyle yoğrulmuş, omzuyla taşınmış, kuvvetli bir azim, maddi manevi her türlü yardımla birer birer vücuda getirilerek gelecek nesillere örnek bırakılmıştır.

Bunlar:

1-      Yaraltı Köprüsü,

2-      Ortaokul,

3-      Sağlık Merkezi,

4-      Verem Paviyonu,

5-      Talebe Yurdu,

6-      Erkek Sanat Enstitüsü ( yapılıyor)

Sırf Demircililerin kendi gayretiyle meydana getirilen bu mütevazı eserler resimleriyle dostlarımıza küçük bir broşür halinde ithaf olunmuştur.

Demirci Şehir Güzelleştirme Cemiyeti- T. T 1944”

 Bu önsözden almamız gereken bazı mesajlar vardır. Teşekkül Tarihi 1944 yılı olan Demirci Şehir Güzelleştirme Cemiyeti, ilçemize kavuşturulmaya çalışılan 6 eserin yapımına, yine halktan temin ettiği maddi destekler ile katkıda bulunmuş, öncülük etmiştir. Detayları iç sayfalarda resimlerle de tek tek izah olunan, hatta maddi tutarları dahi net olarak ifade oluna bu katkılar  esnasında asıl hedefin, ataların bıraktığı eserler ile övünmek değil, “  gelecek nesillere yeni örnekler  bırakmak “ olduğu ifade olunmaktadır.

Muhtemelen matbaa yönetimi tarafından kaleme alınmış olan bu “ Önsöz” ün, o yıllardaki Demirci ve Demircilik ruhunu tam yansıtmadığı, yansıtamadığı ortadır. İddiamız odur ki, bu Önsöz, bir hemşerimiz tarafından kaleme alınmamıştır. Bu savımızı kuvvetlendiren ifadelerin ilkini,  yazının ilk paragrafının, devrin bir çok yazısında rastlanan pek bilindik hazır bir yazı kalıbı oluşunda aramak gerekmektedir. Keza diğer örnekleri,  yazı içinde “Cemiyet” yerine “Dernek” kelimesinin kullanılmasından, hemşeri kelimesi kullanılabilecek iken “ kasabalılar” ifadesinin tercih edilmesinden , “köylü ve kasabalı bir avuç Demircililerin” lafzı geçen cümlenin yöremizde pek kullanılmayan bir tabirler içermesinden, Sağlık Merkezinin kitabesinde yazılan yazılardan alıntı yapılmasından ve pek tabii ki, bu mütevazi eserlerin resimleriyle “ dostlarımıza” ithaf olunmasında aramak  gerekir. Keşke bir hemşerimiz kaleme almış olaydı ki!

Ancak herşeye rağmen, dönemin çabalarını göstermek, kent dayanışmasına örnek olmak adına broşürün tarihi değeri ve önemi inkar edilemez niteliktedir. Bu anlamda belki de ilk ve tek örneğimizdir.

Broşürü sayfa sayfa incelemeye devam edelim:

Broşürün dördüncü sayfası da boş bırakılmıştır. Devam eden sayfa, Yaraltı Köprüsüne ayrılmıştır..

Yaraltı Köprüsü1“Yaraltı Köprüsü- 1944- 1945: Cemiyet kurulduğu zaman ilk olarak senelerdir temel tutturulamayan Yaraltı Köprüsünü ele aldı. Vilayetten getirilen mühendislerin (200.000) Liraya keşfettikleri bu köprü Demircililerin sırf kendi gayretiyle ( 55.000) Liraya resimde görüldüğü gibi vücuda getirildi. Bir sene gibi kısa bir zamanda yapılan bu köprü el emeğinin çabucak bir eser halinde nasıl tecelli ettiğini gösterdi ve hamiyet duygularına tercüman oldu.

Altıncı sayfa Orta Okula ayrılmıştır.

 

Orta OkulOrta Okul- 1946-1948: Demircilerin ve onların kurduğu Cemiyet, köprüden sonra ilim yuvalarına el attı. Azimle çalışarak iki sene zarfında ( 90.000) Lira sarfıyla Ortaokulunu yaptı.

Yedinci sayfa, Sağlık Merkezi’ ne ayrılmıştır.

 

Sağlık MerkeziSağlık Merkezi: Kitabesi; “ Taşı, köylü, kasabalı bütün Demircililerin sırtı ile taşınan, harcı, onların alın teri ile yoğrulan bu sağlık yuvasının temeli, 26 Mart 1952 günü atılmış, kuvvetli bir azim, sonsuz bir hamiyet ve ahenkli bir çalışmanın neticesi olarak, 30 Eylül 1952 günü inşaatı ikmal edilmiştir. Ecdadımızın ayni gayeye matuf muazzam eserlerinden alınan ilham ile inşa edilen bu mütevazı bina gelecek nesillere ithaf olunmuştur.”

 

Sekizinci sayfa Verem Paviyonu’na ayrılmıştır.

 

Verem PaviyonuVerem Paviyonu: Bu şifa yurdu da Demircililerin ve Devletin elele vermesiyle ( 50.000) Lira sarfedilerek 16 Nisan 1953 günü temeli atıldı ve 15 Eylül 1953 günü ikmal edildi.

 

Dokuzuncu sayfa Hıfzı Evi talebe Yurdu’na ayrılmıştır.

 

 

 

Talebe YurduHıfzı Evi Talebe Yurdu 1954: Demirci Fatihi Hacı Babai Veli Türbesinin yanında bulunan bu küçük bina köy ve civar kasabalardan gelecek talebeler için ( 20.000) Lira harcanarak inşa edildi.

Onuncu sayfa ise Erkek Sanat Enstitüsü’ne ayrılmıştır.

 

 

Erkek Sanat OkuluErkek Sanat Enstitüsü 1955: Yukarıda resmi görülen bu san’at ve ilim yuvasının inşaatına devam edilmektedir. Halen ( 150.000) Lira sarfedilmiştir. İnşaatın çatısı atılmak üzeredir.

****

Bu alıntılarımızın çok güzel siyah beyaz çizimlerle süslendiğini belirtmemize gerek yoktur. Ancak niçin fotoğraf kullanılmadığı bir soru işareti oluşturmaktadır. Çizimleri yapan sanatçının “ M. KOCAEFE” olduğu, her çizimin altında yer almaktadır. Bu sanatçı Demircili midir?

Onbirinci sayfa ise “ Son Söz’e ayrılmış bulunmaktadır.

Son Söz’ün kalemi de, bir hemşerimizin anlattıkları üstüne kurgu yapmış bir yabancıya ait gibidir.

Bunların sonunda civar kasabalardan talebe celbedebilmek için bir de talebe yurdu yaptırılacaktır. Bütün bunlar, Demirci’de yardımlaşma şuurunun esaslı surette yerleşmesinde ve vazife tevdi edilen insana güvenle bağlanmadan meydana gelmişlerdir.

 Çünkü Demirci, 1950’de oldukça büyük bir felaket geçirmiş 500 ev, 140 dükkân, amansız alevlerle kül olmuştu. Fakat Devletin manevi olduğu kadar maddi yardımları ve Demircililerin nefsine itimadı, 500 ev ve 140 dükkânı yeniden inşa ettiği gibi, müşterek arzuları gerçekleştirmek için bu zikrettiğimiz eserleri de meydan getirdi.

 Ve yine bütün bunlar hamiyetli Demircililerin zenginse; binlikleriyle, fakirse; elemeğiyle, köylüyse; eşya ve gönül emeği ile yapıldılar. Onun için öğünülse yeridir.

Demirci Şehir Güzelleştirme Cemiyeti T.T 1944”

Evet, gerçekten öğünülse yeridir. O yıllarda kurdukları Cemiyetleri ile Demirciyi bugünlere taşımışlardır. Bugün için isimlerini tek tek bilememek, bulup yazamamak bir handikabımdır. Ama o konuda da bir şeyler bulup, yazmaya hevesimiz artmaktadır.

Görülüyor ki, bugün bir eğitim kampüsü gibi görülen ve adlandırılan Demirci’nin temelleri 1950’li yılların başında, muhtemel ki, Cemiyetin çalışmalarıyla  atılmış. Uzak görüşlü, çalışkan ve hamiyetli bu insanlarımızı bugün şükranla anmanın zamanıdır. Onlar Demirci’nin bugünkü tuzunda, tadındadırlar. Yollarında, pazarındadırlar. Okullarında, yurtlarındadırlar. Hastanemizin kapısında, köprümüzün üzerindedirler. Evlerimizin bir köşesindedirler.

Anılarını yaşatmak bize düşmez mi?

Öğretmenler Günü:Köy Enstitülü Öğretmenim

Adı ve Soyadı:  Hüseyin AYDOĞAN

Babasının Adı: Mustafa

Anasının Adı: Ayşe

Doğum tarihi: 1927

Doğum yeri: Bayramiç

Savaştepe Köy Enstitüsü 1947 Mezunu,

Diploma Numarası: 447,

Köy Enstitüsüne 26.7.943 yıında girdi.

Sınıf Numarası: 670,

30 Eylül 1947: Ç. Kale Bayramiç, Yiğitler, Yeniceköy Okulu Başöğretmeni, Ücret 100 Lira,

3 Kasım 1949: Bayramiç, Türkmenli Köyü Öğretmeni, Ücret 100 Lira,

1 Ocak 1950: Türkmenli Köyü Öğretmeni, Ücret 105 Lira,

28 Şubat 1951: Türkmenli Köyü Öğretmeni, Aylık 2000 Lira,

22 Ağustos 1951: Bayramiç Yiğitaliler Köyü Okulu Başöğretmeni, Aylık 2000 Lira.

Hüseyin Aydoğan DiplomaElimizdeki bilgiler ve belgeler,  Savaştepe Köy Enstitüsü  1947 mezunu öğretmenimiz Hüseyin Aydoğan hakkındaki memuriyet sicilini bu kadarla sınırlıyor.

Beş yıl içinde  üç ayrı köyde beş ayrı değişikliğin sebepleri olmalı elbet.

İlk sicil başlangıcı, yeni mezuniyet sonrası ilk atamadır. İkinci değişiklik ” nakil isteğiyle” yapılmıştır. Üçüncü ve dördüncü değişiklikler, ” 5479 Sayıl Kanun gereğince” yapılmış. Bugünkü karşılığı Amme Alacaklarının Tahsiline İlişkin Maddeleri düzenleyen söz kanusu kanunun , o yıllara ait hükümlerini bulup çıkarmak mümkün değil gibi. Ama anlaşıldığı kadar da öğretmen aleyhine bir durumdan söz etmek de mümkün değildir. Muhtemelen kanun gereği  rutin bir düzenlemedir.

Son değişikliğin ” sebebi” ve sicil defterinin sonlanmasının gerekçesi  ise fevkalade önemli: ” Öğretimi Bakımından”

Hüseyin AydoğansicilBu kelimelere anlam vermek mümkün değil şimdilik. Ama biz bu kelimeleri, özellikle Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmenimizin bitmez tükenmez, öğrenme, bilime uzanma, aydınlanma hedeflerine yol açma olarak niteliyoruz.

Kozanın içinde başlayan bir hayata, kozadan sıyrılarak uçma diye algılıyoruz.

Işıklara uzanma, ışık verme olarak olarak anlıyoruz.

Öyle anlamak istiyoruz.

Ne yazık ki, Hüseyin Aydoğan öğretmen için elimizde başkaca bir bilgi yok.

Onu ve tüm öğretmenlerimizi , Öğretmeler Gününde  saygıyla, şükranla anıyoruz. Her daim ışık olsunlar!

 

 

 

 

 

 

 

Alman Sınıf Gazetesi; Klassenzeitung

Aklımıza bir Almanca kelimeyi başlık edinip de yazı yazabileceğimiz gelmezdi doğrusu. Ama oldu işte. İşte yazıyoruz.

klassenzeitung1Klassenzeitung, Almancada bir tek manada kullanılıyor: orta öğretim öğrencilerinin çıkardığı “Sınıf Gazetesi” manasında.Günümüzde bu uygulamanın hala yer bulduğunu, yaygın bir kulanım alanı olduğunu söylemek mümkün değildir elbet. Ama Alman eğitim sisteminin içinde çok yakın yıllara kadar uygulanır olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Orta öğretim öğrencilerinin çıkardığı bu gazetelerin, okul faaliyeti adına yararına değinen çok sayıda  pedagojik metinler ve incelemeler  de bulunabilmektedir.

Bu yazıyı yazışımızın sebebi ise, elimizde 1926 tarihli bir Klassenzeitung’un bulunuyor olmasıdır. Bir müzikologun kütüphanesindeki bazı kitapların arşivimize  geçen ay dahil olması esnasında, ne olduğunu fark edemeyişimiz üzerine bir köşeye ayırdığımız “ sarmalanmış kağıt rulolarının” sonradan fark edilmesi, bize yeni bir bakış açısı kazandırmış bulunmaktadır.

Ülkemizde pek ender rastlanabilecek  olmayan bu eserin tanıtımı,   bizleri  olduğu kadar, sanırım eğitim kültürüne sahip çıkmaya çalışacak başkalarını da sevindirecektir.

uklassenzeitung2 Klassenzeitung 1926, Gotik Alman Harfleri ile yazılmış olduğu için, tercümesinde zorluk yaşanmakta, öncelikle gotik harflerin kullanılış şeklinin yeniden temrinini gerektirmektedir.

Peşpeşe yapıştırılmış  25 adet A4 sayfasının bütününden oluşmaktadır. Toplam uzunluğu 6.66 metredir.

Rulo şeklinde olup, ilk sayfaya, kapak görevi ve aynı zamanda da askı karton görevi yapacak 20 cm uzunluğunda siyah karton ayrıca ilave olunmuştur. Sözkonusu kartonda bir adet askı deliğinin olması, bu uzunluktaki bir materyalin peyderpey yazılıp, sayfalarının yapıştırıldığı izlenimini vermektedir. Dahası okulun yada sınıfın belli bir köşesine asılarak öğrenciler ( okul efradı)  tarafından okunması sağlanmaktadır.

Klassenzeitung 1926’da bütün yazılar aynı kişinin elinden çıkma niteliğinde olup, ancak orijinal yazı değil, zamanının teksir baskısı niteliğindedir.

1926 Tarihli   Klassenzeitung, baştan sona manzum dizelerle yazılmıştır.

Kısmen çevirisi yapılabilen ikinci manzumede öğretmenleriyle isim verilerek alay ediliyor; “Dangalak hocaların” (Lehrgroben) şık ve süslü Fraulein Lüttge ile aşklarını, Dr. Sauffe’nin allameliğini tiye alınıyor.

Klassenzeitung’un son sayfalara doğru olmak üzere 5 sayfası da okul ve sınıf figürlerinin ağır bastığı grafikler ile dizayn edilmiş bulunmaktadır. Bunların 4 adedi de teksir baskı hüviyetinde iken,  beşinci  ve son sayfaya ekli grafik ise aydınger kağıda renkli  bir el yapımı grafik çalışmayı ihtiva etmektedir. Çizgileriyle de çok yetkin bir çalışma olduğu gözlenmektedir.

Sosyal ve kültürel tarihle ilgilenenler bu gazetedeki manzumelerden 1926 yılında bir lisede Alman gençliğinin ruh hâlini okuyabilir: sekiz yıl önceki yenilginin ( 1914-1918 Harbi) , Almanyanın mahkum olduğu muazzam harp tazminatının, hiperenflasyon geçirmiş harap bir ekonominin izlerini  pekala bulabilir.

Klassenzeitung’un ilk sayfasında yer alan “ bu gazete gülmeniz için hazırlanmıştır” ibaresi, bu yıkımın izlerini sürmede bir ipucu niteliğindedir.

Kısaca, bu belge, ( Klassenzeitung 1926)   yalnızca yayın yılı itibariyle değil metin içinde 1848 yılına yaptığı göndermeler ile de sadece Alman tarihçileri değil, Türkiyede Alman edebiyat uzmanlarını da ilgilendirebilir niteliktedir. Bu yönüyle arşivimiz her iki taraftan gelebilecek tekliflere de açık bulunmaktadır.

Klassenzeitung 1926’dan alıntılanan bazı manzumlar:

 

klassenzeitung3 “Wie auch das Lob des Lebens fällt

danket denen, die Euch heiter machen

Es gibt nichts Bessres auf der Welt

als ab und zu sich krank zu lachen

Diese Zeitung ist gemacht

daß man drüber lacht

drum hat man dran gedacht

weil jetzt manche …….. vollbracht

da ihr …… die Freiheit lacht

alle Bosheit ist entfacht

alle Mächte finsterer Macht

toben wie in einer Schlacht

Wer sich ärgert wird verlacht!

zorn’ge an die Luft gebracht

und wer wütet, daß es kracht

wird mit der Zeit noch zahm gemacht”

***

klassenzeitung“ Lutte – Hymniade Auf die Melodie

Es klaggert d. Mühle

Auf, lasset und singen mit brausendem Klang – trara

…… Lutte dein Loblied mit jubelndem Sang – trara

Laßt zum Scluß und noch einmal vereinigen heut

Seminar und Kollegium in gemeinsamen Freud

trara trara trara

Als Leitung des Gangen dr. Sauff sei

Als Größe der Wissenschaft allen bekannt ja ja

Fräulein Lüttge die chice und zierlich Maid

Hat mit unsern Lehrgroben manchmal viel Leid?

ja ja ja ja ja ja!”

Not: Klassenzeitung 1926’ın deşifresinde ve tercümesinde çok büyük katkıları olan Sayın Prof. Dr. Cem SOMEL Hocama çok teşekkür ederim.

Demirci Kartpostalları

Bir çok alışkanlığımı, Öğretmen Okulu’ndan mezun oluşuma ve oradan aldığım eğitimime bağlarım. Onlardan biri de, son yıllara değin bayramlarda , seyranlarda ve yıl başlarında eşime- dostuma, hısım-akrabaya kartpostallar atmak, onların hal ve hatırlarını sormak, güzel temennilerde bulunmak idi. Çok uzun yıllar bu alışkanlığım  çeşitli  şekillerde evrilerek sürdü gitti. Kah Demirci’den, kah Ankara’dan.Ta ki, “ bu mertliğimizi bozan” cep telefonları ihya oluncaya kadar. Ne yazık!

Oysa nasıl bir heyecan ile taşar, günler öncesinden seçip beğendiğimiz kartlara özenli yazılarımızla benzer dilekleri yazma telaşı yaşardık. Bu telaşı, bir dönem Demirci’den sürdürür ve yaşar  iken, sonraki dönemlerimizde yüksek tahsil için gittiğimiz Ankara’dan da sürdürdüğümüz, yaşattığımız hatta farklı boyutlar ilave ettiğimiz bir gerçektir.

Demirci Kartpostal1Demircili günlerimizin kartpostalları küçücük bir kırtasiye dükkanından temin edilir ve muhtemelen de Demirci Kartpostalları seçilip, alınırdı. Öyle hatırlıyorum.

Kimi zaman da ev ödevi gibiydi, kartpostal üzerine kutlama yazıları yazılması. Mektup yazılması gibi, not alırdık öğretmenlerimizden. Yanlış mı hatırlıyorum?

Eşimin- dostumun, akrabalarımızın hemen hemen hepsi Demirci’de ikamet ettikleri için de , bir kaç adres dışında  yazmakta zorluk çekerdim. Belki de çok uzaklara bir mektup, kartpostal yazmak ve göndermek adına, anne tarafımızdan akraba olan Hikmet Savcı abimize, o yıllarda öğrenim gördüğü Erzurum’a kartlar attığımı hatırlıyorum. Hiç birini almış mıydı acaba? Ya, gönderdiklerim  Demirci Şehir Kartpostalları mıydı? Yoksa çiçek, kelebek mi?

Karpostal sevdam,kartpostallara yazma tutkum  yıllar sonra Ankara’ya gittiğimde daha da  canlandı ve büyüdü. Uzun yıllar boyunca eşime, dostuma ve artık uzaklarda kalmış anneme ve kardeşlerime hep kartpostallar attım. Bayramda, seyranda , başka bir kutlamada. Hatta, bayramlar için ya da okul tatile girdiği aralarda yola çıkıp geleceğimizi bildirmede, sınıfımızı geçtiğimizi müjdelemede.  Mezun olduğumuzu, işe girdiğimizi söylemede. Kimbilir daha nelerde!

Demirci Kartpostal2Hep Ankara kartpostalları gönderdim onlara. Renkli veya  siyah-beyaz Ankara kartpostalları. Kızılay, Yenişehir, Gençlik Parkı, Cebeci, Ulus kartpostalları. Sanırım, çiçekli, kelebekli kartpostal  devresi bitmişti  benim için çoktan. Yeni bir kültür edinmiş, kentli olmanın basit gereği olarak şehrimize sahip çıkmayı öğrenmiştik yeniden. Anıtlar, dev binalar, güzel alanlar ve kültür merkezleriyle Ankara depolamıştık sevdiklerimize. Gezdiğim, yaşadığım, sevdiğim yerlerin kartpostallarını atmak hoşuma da gidiyordu doğrusu.

Şimdi o gönderdiğim kartpostalları geriye toplayabilsem, sanırım en zengin Ankara kartpostalları koleksiyonuna  sahip olurdum. Değil mi?  Ama nafile! Mümkün mü?

Mümkün olan başka bir şey var şimdi: Demirci Kartpostalları.

Elimde bir kaç tane Demirci Kartpostalı var. Demirci’den gönderilmiş – atılmış, veya Demirci’deki bir adrese gelmiş Demirci Kartpostalları.

Demirci’den gönderilmiş  ve böylelikle başka bir şehire teslim edilmiş olan Demirci Kartpostalları çok mantıklı, ancak Akhisar, Ödemiş veya İzmir’den, Demircideki bazı adreslere gönderilmiş olan Demirci Kartpostallarının hikayesi,   biraz anlaşılmazdır.  Onları anlamaya ihtiyacımız vardır.

Demirci Kartpostal3Doğrusu, ben hayatımda hiç, Ankara’dan eşime dostuma, özellikle de Demircideki yakınlarıma, Demirci Kartpostalı gönderme ihtiyacı duymadım. Dahası, oralarda Demirci Kartpostallarının satıldığını da görmedim.

Elimdeki bu kartpostalların, yani başka yerlerden Demirci’ye gönderilmiş Demirci Resimli Kartpostalların,  farklı hikayeleri olsa gerek! Ya da benim bilmediğim bir başka incelik!

Anlamadığım husus, Akhisar’da, Ödemiş’te  veya İzmir’de,  Demirci Kartpostalları niye satılsın ki? Haydi satıldı diyelim, ben niye alıp da onları Demirci’deki bir yarenime göndereyim ? Öyle değil mi?

Elbette, elimdeki bu malzemenin hikayesi de bir gün aydınlanacaktır, zamanı var, bekleyecektir.Birileri bana birşeyler söyleyecektir. Doğrusunu söylemek gerekirse benim için asıl olanın da , bu hikayenin çözülmesidir.

Yoksa birileri, zamanında gelip avuçlar dolusu Demirci Kartpostallarını alıp giderek, memleket özlemlerini bu kartpostalları bayramda- seyranda eşine dostuna göndererek mi  çıkarmıştır? Mümkün müdür? Her görüşte hasret gidermek, akıla anne- baba, çoluk-çocuk gelmek?

Belki mümkündür.

Kartpostal deyip geçmeyin, kentli olmanın, kent olmanın ilk adımlarından biridir, kartpostalı olmak. Demirci’nin de  topu topu yalnızca  3 adet kartpostalı olmuştur bugüne değin. Ya da benim arşivim onu söylemektedir. Kartpostal devri de bitince, yenilerini bulmak, yerine yeni bir kartpostal koymak  da mümkün değildir  artık.

Demirci, tarihte 3 adet  renkli kartpostalı olan kent ünvanıyla başbaşa kalacaktır. Üç kartpostallı Demirci.

O ünvan için de zamanında  ne mücadele verilmiştir şimdi onu incelemeliyiz.

Ne yazık ki elimizde net bir şekilde döneme ait bilgiler olmamakla birlikte, her üç kartpostal da 1970 li yılların ürünüdürler. O yılların en büyük kartpostal firmaları olan, İstanbul menşeli   “Keskin Color” ve İzmir menşeli  “Ticaret Kartpostalları” adli firmalar tarafından üretilmişlerdir.

Keskin  Color Firması, kart üzerinde “ Demirci” ismi bulunmayan  ve arkasında “  Demirci- Türkiye, Hamızlıktan şehre bir bakış” lafzı bulunan kartı basmıştır. Bu lafzın altında ayrıca İngilizce, Fransızca ve Almanca “ genel görünüm” ifadesini karşılayan kelimeler ardarda sıralanmış bulunmaktadır.

Ticaret Kartpostalları ise, ikisinin ön yüzünde de  Türk Bayrağıyla birlikte “ Demirci” logosu yazan kartları basmıştır ki, birinin arka yüzünde  yalnızca “ Demirci” lafzı bulunurken ve hemen hemen ilk kartpostalla aynı mevkiden görüntülenmişken diğerinde, “ Öğretmen Okulu ve Demirciden Muhtelif Görünüş- Demirci ”lafzı yer almaktadır. Bu bilgi bize aynı zamanda, kartpostalcılık literatüründe “ parçalı” olarak ifade edilen 3 ayrı görüntünün tek kart üzerinde oluşunu ifade etmektedir. En üstte, Öğretmen Okulunun bir resmi, altta ise iki parçada , Öğretmen Okuluna uzanan yol ile çarşının kısmen üstten görülen bir görüntüsü yer almaktadır.

Kartların arka yüzleri daha önemli detayları ortaya koymaktadır. Her bir kartın kullanılmış ve üzerleri kutlama mesajları içeren yazılar ile donatılmış aolduğuna bakılmaksızın incelendiğinde, Keskin Color Firmasına ait kartpostalın , satış için,  “ H.A ve A.S.B  Oku Kitapevi, Simav Caddesi No 17, Tel 223- Demirci” adresindeki bir firmayı işaretlediği görülmektedir.

Keza, Ticaret Kartpostalları Firması tarafından basılan diğer iki kartpostalın arkasında da “ Akdemir Ticaret Birlik, Birlik Caddesi No 1 Demirci” adresi işaretlenmektedir. İlginç olan diğer husus, parçalı kartpostalın bu adresinde telefon numarası yer almaz iken, ikinci kartpostalda “ Tel :110” olarak belirtilmiştir.

Bu yolculuktan edineceğimiz ilk bilginin, elimizdeki kartpostallar içinde en eskisinin, üzerinde Öğretmen Okulu resminin de olduğu parçalı kartpostalın olma ihtimalidir. Çünkü , henüz telefonlar yoktur ve henüz Öğretmen Okulu Öğrencileri dışında kartpostal kullanacak potansiyel  de mevcut değildir sanki !

Edinmemiz gereken ikinci bilgi ise, hemen hemen aynı yıllarda ( çünkü her iki Demirci Firmasının da telefon numaraları haneleri 3 basamaklıdır ) farklı kırtasiye ve kitapevi dükkanları, Demirci kartpostalı bastırma ihtiyacı duymuşlardır.

Edinmemiz gereken üçüncü bilgi, o yıllarda Demirci ‘de biri “ Akdemir  Kırtasiye” diğeri de  her ne kadar önündeki rumuz harfleri sökemesek de  “Oku Kitapevi” olmak üzere en az iki kırtasiye- kitapevi bulunmaktadır.

Ve bu iki ticari işletmenin girişimleri, her ne kadar ticari amaçlı bir girişim  de olsa dahi, bugün geriye dönüp bakıldığında, Demirci Kültürüne ait bir kaç sayfaya imza attıkları ortadadır.

Kendi aralarında bir rekabet olduğu, daha fazla kartpostal satma kaygıları güttükleri aşikardır. Ne yazık ki hangi karttan ne kadar bastırıldığı veya satıldığı konusunda bir bilgimiz de bugün  mevcut değildir.Genel bir bilgi olarak,  hiç bir kartpostalın 1000 adetten daha az basılamayacağını biliyor olmak da, bize yeni bir şey söylememektedir. Ama inanın, o kartpostalların kaçar adet basılmış ve satılmış olabileceklerine dair bir bilgiye sahip olmak,  gerçekten gönlümüzü okşayabilirdi. Ne yazık ki, yok!

Kaç kuruşa satılmış olmalıdırlar? Maalesef o bilgi de yoktur.

Kimbilir hangimiz, hangi kartpostalları kaçar defa alıp, postahaneye götürüp, postaladık. Kimbilir, nasıl sevinçlerimizi ve mutluluklarımızı yazdık. Kimbilir hangi özlemlerimizi! Kimbilir gizli- saklı ne sırlar paylaştık!

Şimdi kimin elinde ne kadarı var bu kartpostalların? Bundan sonra o kartpostallara bir şeyler yazılır mı daha? Ne yazılır, nice yazılır? Saklanır mı, atılır mı? Bulunur mu?

Artık tek tük kaldılar insanların elinde. İşte bir kaçı bizim gibi koleksiyoncuların elinde şimdi. Nereye kadar saklanır, ne zamana kadar? Bilinmez. Belki kıyıda köşede  bizim dışımızda hala birileri bu kartpostalları toplama sevdasındadır. Bulunur mu?

Yitip, tükendiler.

O, doğup büyüdüğüm küçücük kent; kartpostallardan bakınca,   uzaklardan muhteşem hala.Minareler, tarif etmek için hemen ilk elde sayılıveriyor. Sonra o kocaman binalar. Kiminde futbol sahası sapsarı, kiminde hayvan pazarı hala dedemin arsası. Deprem evleri, kiminde en üst perdede, kiminde her yer bağlık, ağaçlık. Kiminde toprak bir yol uzanır önünde uzun- ince , biricik Salihli- İzmir yolumuzdur. Medeniyettir. Toz- duman her yer, taşlı ve çukur. Gelincikler süsler kimi yerleri, kimi yerler bozkırdır sapsarı. Belli ki , o çamlar daha yeni dikilmiştir.Yollar arnavut taşlarına teslim. Ve hala jipler var sokaklarında. Şehirden yukarıya doğru  baktığında,  ilerde Öğretmen Okulu görünmekte henüz. İki öğrenci pervasız günlerinde sakin sakin şehire inmekte. Dağlar hep aynı. Sırt sırta.

Henüz top sahasının altı pek keşfedilmemiş, şehir içindeki yeşillikler mi azalmış ne?

Niye almıyorum sokaklarında o ayva kokusunu! Fırından henüz çıkmış ekmek kokusunu! Ama niye! Leblebi kokmaz mı kartpostallar? Uzaktan burnunuza gelmez mi hiç Kınçıların Fırınından çıkmış  güveç kokusu.Garip!

Ama nerden bakarsan bak, Demirci hep biraz eksik. Bir yaka var, diğer yaka hiç yok.

Bu Kurban Bayramında çocuklarla Demirci’nin öteki yakasını yakalamaya çıktık aslında. Ama yine aynı yakada kaldık. Yakalandık!

Hamızlık nire? Biz nerdeyiz?

Elimizde Ticaret Kartpostalları Firmasının bastığı kartpostalla dolaştık. Kartpostalın çekildiği o günkü noktayı bulmaya çalıştık uzun süre.Bir kaç harici yardım ile bulduk o noktayı. Tam da o yeri.

DEMİRCİ YENİ KARTPOSTALYaklaşık kırk yıl aradan sonra deklanşöre farklı insanlar bastı, aynı yerden. Bizim Demirci hakkında  kanaatlerimiz farklı elbette. Sıra kırkyıldır içinde yaşayanlarda. Kanaatleri onlar şekillendirecek şimdi. Demirci büyüdü diyecekler, Demirci gelişti diyecekler, Demirci muhteşem diyecekler.Demirci bizim diyecekler.

Oysa, Demirci, hep Demirci kalacak.