Başkent Ankara’nın Anıt ve Heykelleri

( Bu sunum, I. Ankara Kurultayı’nda 11 Ekim 2013 Tarihinde gerçekleştirilmiştir.)

 

BAŞKENT ANKARA’NIN ANIT VE HEYKELLERİ

 

HALDUN CEZAYİRLİOĞLU

Araştırmacı – Koleksiyoner

 

Öncelikle Sayın Oturum Başkanımızın sözleri için kendisine teşekkür ediyorum.

Değerli katılımcılar, Ankara’yı biraz daha tanımamıza ve tanıtmamıza yardımcı olabilecek bu Kurultayı hazırlayan ve katkı sağlayan tüm kişi ve kuruluşlara içten şükranlarımı sunuyorum.

Her ne kadar tebliğ konum sehven yanlış olarak duyurulmuş ise de, anıt ve heykellerin birer  şehir aksesuarları olmadıklarını baştan belirtmek istiyorum.

Not alacak ve ilgi duyacak katılımcılar için bildirimin başlığının “ Başkent Ankara’nın Anıt ve Heykelleri” olduğunu ifade etmek istiyorum.

 

 

Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU, “Milli Mücadele Anılarım” adlı kitabında Ankara hakkında  anılarını şöyle paylaşır okurlarıyla.(1)

“Ankara başkent  ilan edildikten sonra üzerinde titizlikle durulan en önemli durum, imarlı bir kent kimliğine kavuşturulmasıydı. Bu yeni rejimin başarısı sayılıyordu. Belediyelere ayrılan bütçeden en büyük payı yani aslan payını ( ki 28 kat)  Ankara alacaktır. Modern şehirleşmede ilçeleri değil yalnızca Ankara hem deneyim hem de örnek bir kent durumundaydı. Ülkede, imar planında çok da tecrübe birikimi yoktu. Lüks lambalarıyla ışıklandırılan, heykelsiz, şehir içi ulaşımı fayton ve eşeklerle sağlanan, eski ile yeninin bir arada yaşamağa henüz hazır olmadığı, bağımsızlık ve özgürlüğün tadını yeni soluklamaya başlayan kentin önemli binalarının durumu şöyleydi: Merkez vilâyette bir taraf Numune Hastanesi bir tarafı halen Müdafaa-i Milliye Vekâleti olan Erkek Lisesi. Önceleri İttihat ve Terakki Kulübü olarak kullanılan ve bu kulübün kapatılmasıyla halen Türkiye Büyük Millet Meclisi binası kabul edilen bina, Hükümet Konağı, Şehr-emaneti/Belediye, sağlık şartlarına uymayan bir hapishane binası vardı….”

Öyle ki anlatılanlar, yılların ihmaline uğramış, yalnızca çağın gerisinde kalmış değil, zamanın devletinin-  de  gerisinde bıraktırılmış bir kent görüntüleridir.  “Fayton ve eşeklerle sağlanan şehir içi ulaşım”, “lüks lambalarıyla ışıklandırılan sokaklar” ve “ heykelsiz bir kent”.

Kent ve şehir tanımı üzerine değişik tanım ve  ifadelerle karşılaşılmaktadır.  Ankara üzerine araştır

malarda bulunan Özer ERGENÇ ile Tuncer BAYKARA’nın birbirlerini tamamlayan ifadeleri

ne göz atacak olur isek; “ Şehir, umumiyetle, sakinlerinin iş bölümüne tâbi olarak tarım dışı

mal ve hizmet ürettiği ve bunları yakın çevresinde veya daha geniş bir alanda pazarladığı

kalabalık nüfuslu idari yerleşim birimleridir.”(2) (3)

Yine Özer ERGENÇ’in araştırmalarına göre; Osmanlılarda ise şehir ve kasaba tanımı: “cum’a kılunur ve bâzârı kurulur” yer olarak tanımlanmaktadır. Yani, Cuma namazı kılınan,  alış veriş yapmak için pazarı bulunan yerdir şehir. Osmanlı Kanunlarına göre ise, han, hamam, bedesten ve kervansaray bina edilmişse, o yer kasabadır, şehirdir.

Bir diğer tanım, Max Weber tarafından yapılmıştır. Şehir tanımına Avrupa merkezli yaklaşan Weber, bir yerleşim alanının şehir olabilmesi için o yerleşim yerinin bir kalesinin bulunmasını, pazarının kurulmasını, kendine ait bir mahkemesinin olmasını, yönetim birimine sahip olmasını ve en azından kısmi bir özerklik ve kendi kendini yönetebilmesi gerektiğini ifade etmektedir. (4)

Günümüzde ise artık daha çok Kent ifadesiyle belirttiğimiz bu mimari ve sosyal büyüklüğün içine, başka unsurların katılması da elzem olmuştur. Eskiden daha çok ticari büyüklük olarak nitelenen ve ticari imar ve meskenlerle ifade olunan bu tanıma günümüzde, kültürel, endüstriyel, ekonomik boyutlar da dâhil  edilmiştir. Dâhil olunan bu boyutlardan biri ve artık yadsınamaz kent varlıklarından ilki olanlar ise; Anıt ve heykellerdir.

Ankara’nın  bugünkü anıt ve heykel varlığında büyük katkısı olan Burhan ALKAR’a göre “ Heykel, boşlukta kütle düzenleme sanatıdır”. Bir hacim sanatı olan heykel, estetik yaşantı oluşturması amaçlanan,  üç boyutlu nesne ve yapıt olarak tanımlanmaktadır. (5)

Metin SÖZEN ve Uğur  TANYELİ’ye göre Heykel sözcüğü; estetik yaşantı oluşturmayı amaçlayan, her büyüklükteki, hangi malzeme ve teknik kullanılırsa kullanılsın, tüm yapıtların genel adıdır. (6)

Mete DEMİRBAŞ’a göre  ise heykel ; üç boyut içinde ışığın göze yansımasıyla beliren, değişik yönlerden ve açılardan sürprizler yaratarak sürekli yer değiştirirken değişen mesajlar ileterek devinen bir hacim-mekan olgusudur.(7)

Değerlendirilen bu heykel tanımlarından biraz daha genelleme yapılarak Anıt –Anıt Heykel ifadesine ulaşmak mümkündür ki;  buradaki kıstas, heykel ile çevrenin, kentsel mekânın,  konu, yarar,  sosyo-kültürel ve kronolojik açıdan uyumunun esas olmasıdır. Heykelin konusu, onun anlattığı bir hikâye, temsil ettiği bir olay ya da kişi olabilir. Keza, konusu olan heykelin anlaşılır olması kadar, çevresine,şehrine, kentine  uyum sağlamış, belli bir amaca yarar sağlamış olması da önem taşımaktadır. Şehrin sosyo-kültürel niteliklerini  ifade eden ve bir tarihi kronolojisi olan heykeller anlaşılır olmakta, toplum tarafından daha çabuk kabul görmektedir. Bu tür heykeler de Anıt- abide niteliğine bürünmektedir.

Bir kentin mahalleleri, sokakları, caddeleri, meydanları, parkları, anıtları o kentte yaşananlara tanıktır. Dahası, o kentte yaşananların ürünüdür. Dolayısıyla, kendi başlarına da bir anlam/değer taşırlar; kendi öyküleri vardır.

Ama sürekli oturduğumuz mahallenin, belki de her gün çiğnediğimiz sokağın ve caddenin, önünden geçtiğimiz anıtın, bankında oturduğumuz parkın, topluca eğlendiğimiz ve/ya da topluca coplandığımız meydanların öykülerini hiç merak etmeyiz. Nasıl ortaya çıkmışlardır, yaşama neden ve nasıl karışmışlardır, taşıdıkları adı niye taşımaktadırlar?

Dahası var ki;  öykülerini, adlarını bilmediğimiz gibi; her gün yanından geçtiğimiz, önünden yürüdüğümüz, ardından dolaştığımız o hacimlerin kendilerinin de pek farkında değilizdir.

Ankaralı hemşerilerime şu soruyu sormak istiyorum; Ulus Meydanı’ndan başlayıp,  yürüyerek Atatürk Bulvarı üzerinden,Bulvarın sonuna kavuşan Çankaya Köşkü’ne kadar geldiğimizi düşünün; acaba bu yolculuğunuz boyunca kaç tane anıt ve heykelimizle karşılaşırsınız?

Solumuzda Ulus Meydanı’ndaki muhteşem bir Anıt ile başlamalıyız: ZAFER ABİDESİ. İlerde sağda, Ziraat Bankası’nın bahçesi içinde; Mithat Paşa Heykeli. Hemen ileride  Gençlik Parkı Girişi  önünde Sultan Nazarbayev Heykeli. Daha ileride Opera Binası önünde; Ayten GENCER ve Cüneyt GÖKÇER Heykelleri. Başınızı biraz daha yükseğe kaldırınız ve sola doğru eğiliniz; Namazgâh Tepe’de gördüğünüz o muhteşem anıt; Ankara’nın ilk anıtı ve heykeli olan Atlı Atatürk Anıtıdır.

İlerliyoruz: Radyo Evi önünde sağda; Muzaffer SARISÖZEN Heykeli. Olgunlaşma Enstitüsü Bahçesinde bir büst bile olsa, manevi niteliğiyle gözümüzde bir anıt olarak değerlendirdiğimiz Zübeyde Hanım Büst’ü.  Hemen ardından, Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Bahçesi içinde Mimar SİNAN Heykeli. Sağda Adliye Binası’nın bahçesi içinde Gençlik ve Atatürk Anıtı.  Az ileride Abdi İpekçi Parkı içinde Çeşme- Fıskiye Kompozisyonu ve Eller Heykeli.

Şimdi sırada başka bir anıt var; Sıhhiye de muhteşem bir anıt, Güneş Kursu ve Hitit ( Hatti) Anıtı. Biraz daha ileride yolun tam ortasında Başkomutan ATATÜRK ZAFER ANITI. Kızılay Meydanı’nda sağda yine muhteşem bir anıt, GÜVEN ABİDESİ.

Az ileri de sağda Milli Eğitim Bakanlığı bahçesi içinde Başöğretmen Atatürk Anıtı, hemen devamında ise sağda Yargıtay Binası girişi önünde adaleti temsil eden Genç Kız ve  Atatürk Heykeli. Onun hemen hemen tam karşısında solda Olgunlar Sokak başında Madenci Heykeli ve sağda Güvenlik Parkı içinde Polis Şehitleri Anıtı, peşinden, Atatürk Meydanı ve Atatürk Meydanı Anıtı.

Hemen o Meydanın karşı kavşağında Türkiye Esnaf Konfedarasyonu Binası önünde Kurtuluş savaşı Kompozisyonu.

Devam ettiğinizde sağda Türkiye Büyük Millet Meclisi Parkı içinde Atatürk ve Gençlik Anıtı onun hemen ardında da Çocuk ve Barış heykeli. İleri de solda artık bir Dershaneler Bulvarı olmaya yüz tutmuş Bulvar üzerindeki bir dershanemiz önünde “Kalem ve Geometri Anıtı”.

Kuğulu Park’a geldiğiniz de de iki ayrı heykel daha; Parkta Öpüşen Çiftler veTunalı Hilmi Heykeli. Kavaklıdere Meydanı içinde  Dans Eden Genç Kız heykeli. Alt üst geçit kesintileri olmadan Atatürk Bulvarı’na devamı sağlayabilirsek, 200 metre daha ileride yokuşu biraz daha tırmandığımızda Pembe Köşk’ün önündeki İsmet İNÖNÜ heykeli turumuzun sonunu oluşturacakdı. Eğer mümkün olabilseydi de, biraz daha tırmanıp de başımızı şöyle yukarılara çevirebilseydik, Köşkü içinde Ata’nın bir muhteşem Anıtını daha görebilirdik.

Bu anıt ve heykellerin tümü Ankara’nın can damarı Atatürk Bulvarı üzerinde ve fazlaca bir çaba harcamadan başınızı oynatmakla görebileceğiniz kadar hepsi çok yakınınızda. Arabayla bir seyahatiniz esnasında bile görebileceğiniz kadar yol üstünde, içinizde!

Ama hangisini, biliyor, görebiliyoruz ki?

Anıt ve heykellerimize gösterdiğimiz ilgi, bir başkasına sokak ve yer tarif ederken onları işaret noktası olarak göstermekle ve önlerine geçip bir hatıra fotoğrafı çektirmekle sınırlı gibi. Hatırlayınız; hangi şehre giderseniz gidiniz, hemen hemen tüm fotoğraflarınızda o şehrin bir anıtı veya heykeli size dekor olmuş, arkanızda yer almıştır. Bunun dışında hep unutulan hacimler olmuştur onlar. Zaman zaman da bayramlar da seyranlarda çiçek koymak, çelenk koyma adına  yanlarında olmuşuzdur. Hepsi o kadar. Şimdilerde  ne yazık ki o bile mümkün değildir.

Peki, başka bir soru ile hafızalarınızı yoklamaya çalışsam;

Ankara’da Cengiz Han heykeli olduğunu biliyor musunuz? Ya da II. Beyazıt Han heykeli olduğunu? Güven Park içindeki ağaçlardan birinin yontu ağaç olduğunu biliyor musunuz? Cemal Süreyya Heykeli olduğunu? Seyit Onbaşı heykeli olduğunu? Hasan Ali Yücel Heykeli olduğunu?  Ahmed Arif Heykeli olduğunu? Buhuru zade Mustafa Efendi Heykeli olduğunu? Âşık Veysel Heykeli,  Sabiha Gökçen Heykeli olduğunu? Ya Astana heykeli olduğunu?

Peki Başkentimiz Ankara’nın, şanına yakışan yoğunlukta bir kent heykel ve anıt varlığına sahip olduğunu, bu sayının 260 civarında bulunduğunu biliyor musunuz? Ne kadarını tanıyorsunuz?

Ankara’da bugün sahibi olmayan, adı sanı, adresi bilinmeyen onlarca anıt ve heykelimiz sokaklarımızda, caddelerimizde, park ve bulvarlarımızda yer almaktadır. Bir kısmı yıkılmış, devrilmiştir; sökülmüş, kırılmıştır. Üstleri karalanmış, yerlerinden çalınmışlardır.

Anıt ve heykellerin yaşadığımız şehrin gerçek bir kültür varlığı olduğuna inanan, onların da zaman zaman ağlayıp güldüğünü gören, Ankara’nın;  heykelleriyle güzel ve anlamlı olduğunu hisseden, heykeller olmaz ise bu toprakların çorak görüneceklerini, heykellerin, sanatçıların yeşeren bahçeleri olduğunu bilen biri olarak ; “ Ankara Şehir Anıt ve Heykelleri” ni araştırmaya, incelemeye çalışıyorum.

Sizleri de hayatımızda, tariflerimizde ve yönlerimizde heykellerin bulundukları yerleri bilmenin sorumluluğunu ve heykeller kenarında buluşmanın heyecanlarını paylaşmaya, Başkentimiz adına onlardan simgeler oluşturmaya davet ediyorum.

Bilmiyorum, yolculuğumuzun başında saydığımız Ulus Zafer Abidesinin dışında başka bir sembole ihtiyacımız var mıdır? Bir zamanlar  Ankara denilince, Başkent denilince, Cumhuriyet denilince ve hatta Türkiye denilince, herşeyden çok akla gelen bu sembolden başka bir sembole ihtiyaç varmıdır?

Sözümü de  Falih Rıfkı Atay’ın bir yazısıyla  tamamlıyorum.

“Ankara,  bizim için yalnız merkez değil, Anadolu’nun bütün bakımlardan inşasını, imkânlarını ve usullerini öğreten bir mektep oldu. Ankara’da başardığımız her şey, Ankara’nın dışındaki bütün Türkiye topraklarında daha kolay gerçekleşebilir…

Biz Ankara’ya gelinceye kadar şehirciliği ve mimarlığı unutmuştuk. Türk milletinin yapıcılık vasfını burada tekrar dirilttik… Ankara hakikaten semboldür.”  (8)

 

Beni dinlediğiniz için siz katılımcılara, bildiri sunan değerli arkadaşlara ve oturum başkanıma teşekkür ediyorum.

————————

Kaynakça

(1)          Hıfzı V. Velidedeoğlu, Milli Mücadele Anılarım, İstanbul, 1983, s. 29

(2)          Özer Ergenç, “ Osmanlı şehirlerindeki Yönetim Kurumlarının Niteliği Üzerine Bazı Düşünceler” VIII. Türk tarih Kongresi Bildirileri, Cilt II Ankara 1981, s.1265

(3)          Tuncer Baykara, “ Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş I, Anadolu’nun İdari Taksimatı, Ankara 1988, s.40

(4)          Max Weber, Şehir ; Modern Kentin Oluşumu, İstanbul 2000

(5)          Burhan Alkar, 2000’li Yıllarda Ankara Kenti’nin Açık ve yeşil Alanlarında Heykelin Yeri Ne Olmalıdır?, Peyzaj Mimarlığı Dergisi, Ankara, 1991, s. 30

(6)          Metin SÖZEN- Uğur TANYELİ, Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 2011

(7)          Mete DEMİRBAŞ,  “Görüşme”, Yeni Boyut, 1985,s,10

(8)          Falih Rıfkı ATAY,”Ankaramızın Yıl Dönümü” Ulus Gazetesi, s1, 12.11. 1935

 

Fotoğraflar: Dr. Umut ERHAN’ın “ Ankara Anıt ve Heykelleri” konulu çalışmasından alınmıştır.

One thought on “Başkent Ankara’nın Anıt ve Heykelleri

  1. **Azərbaycan heykəlləri**

    Bu yazını türkiyəli dostum Haldun Cezayirlioğlunun 11 Ekim 2013 tarihində Ankara kurultayındakı çıxışı əsasında yazılmışdır. Həmin çıxış “Başkent Ankaranın Anıt ve Heykelleri adı ilə “Halduncezayirlioğlu Koleksiyonunda(20 Ekim 2013-də yayımlanmışdır)

    Maraqlı mövzudur,maraqlı hatırlamadır, yadasalmadır.Bu yazını oxuyandan sonra Bakının, Londonun və baba yurdum Şamaxının-Bakıdan 120 km aralıda olan qədim şəhərin- heykəllərini yada saldım,göz önünə gətirdim.
    Londonun heykəllərini 1972- ci ilin fevral ayında orada olarkən görmüşəm.
    Böyük Britaniyanın rus dilini öyrənən unibersitet tələbələri Azərbaycan Dövlət Universitetinin tələbələrini öz olkələrinə dəvət etmişdilər,orada ən çox xoşumuza gələn qiymətli sənət əsərləri olan heykəllər oldu.O vaxt bu ölkə haqqında yazdığım silsilə məqalələrimin -yol qeydlərimin birinin adı “Muzeylər şəhəri” idi. London, doğrudan da, muzeyləri ilə məşhur olan şəhərdir.
    Heykəl ağır yükdür.Hər cəhətdən ağır yükdür,həm müstəqim, həm də məcazi mənada ağır yükdür.Heykəli bir yerdən başqa yerə,adətən, köçürmürlər, daşlaşan məşhurlar tarixin yaddaşında başda durur,nəyisə xatırladır, nəyisə yenidən düşünməyə məcbur edir.
    Bakının ilk heykəli, səhv etmirəmsə,1922-ci ildə məşhur şairimiz M.Ə.Sabirin ( 1862-1911) şərəfinə ucaldılıb. Heykəlin açılışında Moskvaya rəhbər vəzifəyə təyinat alan türk dünyasının dahilərindən biri olan Nəriman Nərimanov da iştirak edib.(Sonralar Bakıda N.Nərimanovun çox dərin düşüncəli anının məqamı olan heykəli də ucaldılmışdır).
    Bakıdakı ilk heykəllərin çoxu şair və yazıçıların şərəfinə ucaldılıb.Nizami Gəncəvi, M.Füzuli,Şah İsmayıl Xətayi,Mirzə Fətəli Axundov,Səməd Vurğun, Cəfər Cabbarlı,Aleksandr Puşkin, Nəvai…Bakının daşlaşan , qranitləşən və mərmərləşən qəhrəmanlarındandır. Son illərdə onların cərgəsinə Koroğlunu da qoşublar.
    Şamaxıdakı heykəllərin də çoxu söz ustalarına aiddir.
    Qədim Qəbələnin Vəndam köyündəki bir heykəl də maraq doğurur.Bu heykəl Amerikaya işləməyə dəvət alan rus bioloqu Miçurinin heykəlidir.(Bu koydə vaxtilə Miçurinin adını daşıyan kolxoz olub).
    Azərbaycanda açıq havada büstlər də var.Onlardan biri tanınmış rus kimyaçısı Mendeleyevin büstüdür.Bu büst Bakıda Azərbaycan Milli Ellər Akademiyasının Xətayi metro stansiyasının yanındakı elmi-tədqiqat institutunun qarşısındadır.
    Dünyada ilk azərbaycanlı heykəli XX əsrin əvvəllərində Şotlandiyada ucaldılmışdır. Bu heykəl ingilis səyahətçisi Kollun canfəşanlığı ilə görkəmli Azərbaaycan xeyriyyəçisi Hacı Zeynalabdin Tağıyevin şərəfinə yapılmışdır.
    Türk dünyasının liderlərindən biri olan Heydər Əliyevin Azərbaycanda, eləcə də dünyanın bir sıra ölkələrində son illərdə möhtəşəm heykəlləri ycaldılmışdır.

    Nazim Nəsrəddinov,
    Azərbycan Respublikasının əməkdar müəllimi,
    Avropa Azərbaycan Məktəbinin Azərbaycan dili və ədəbiyyatı kafedrasının müəlllimi.

    03.11.2013-cü il.

Bir Cevap Yazın