8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Çok soğuk bir kış günüydü. Nasıl soğuk! Demirci kışını bilmeyen birine bunu anlatmak biraz zor gerçekten.

Demirciye kış, soğuk, ayaz ve fırtına hep doğudan gelir. Simav Dağlarını ardına alır gelir soğuk, kış ve ayaz.

Bu harekete tek engel ise, adeta bir sur gibi önüne dikilmiş olan Demirci İlk Öğretmen Okuludur. Okul adeta insan yapımı bir sur gibi, şehrin en doğusunda, kuzey-güney hattı boyunca 200 metre kadar uzunlamasına yer alır. İnce uzun bir delikanlı gibi!  Adeta soğuğa, kışa, borana set olmak ister gibi.

Nasıl çarpar o  rüzgar Okulun camlarına , duvarlarına bir bilseniz. İnletir her yeri rüzgarın sesi, soğuğun ritmi.

Okulu geçen , Okulu aşan rüzgar ve soğuk ise kolay bir  yol bulur aşağıdaki  şehre inmek için. Tüm gücüyle, iner oluk oluk aşağıya. Belki başka bir ivme kazanır bu inişten. Başka bir güç kazanır, Okulun duvarlarını yalamışlığından. Sertliğini artırır, yalınlığını kuvvetlendirir. İçine,  üşümüş, donmuş, korkmuş öğrencilerin sesini de katar. Çoğaltır gücünü.

İşte öylesine  soğuk bir kış günüydü.

Dünyanın en zor işi de, o soğukta şehirden, Okula doğru tırmanmaktır. Yüzüne yüzüne çarpan rüzgardan, göğsüne göğsüne dolan kardan, fırtınadan kaçamazsınız. Ne yazık ki gücünüz tıkanır, atkılarınızı, berelerinizi, eldivenlerinizi ele geçiren kış, yüreğinizi ister.  Adım atacak vaktiniz olmaz, rüzgara teslim olup gerisin geriye dönerdiniz. Sırtınızı vermeye çalışır, ancak çaresizliğinizi  azaltamazsınız.

Düşünün 12’sinde  13’ünde küçücük bir çocuksunuz. İncecik, üstelik fazlaca narin ve ihtimamlı. Dünyanın, üzerine üzerine geldiği yıllar, belki de yaşlar. Yorgunsunuz, hastasınız.

Kaybetmek üzeresiniz hayatı.

Öylesine bir kış günü işte. Üstelik o yılların taşra kültürü içinde, banyo ritüellerinin pazar gününe ayrıldığı zamanlar. Bir kaç saat önce, odun sobasıyla hamam gibi ısıtılmış bir banyo keyfi yapmışsınız. Nereniz kurutulmuş olabilir ki?

Bir gün önce  “evci”  çıktığınız Okulunuza dönüyorsunuz. Akşam saat 18.00 etüdüne yetişmelisiniz. Çoktan yola çıktınız. Ancak, Demirci kışı, sizi yolun ortasında teslim almış, artık olmuyor. Gidemiyorsunuz.

Çaresizsiniz. Yürümeniz gereken  500- 600 metre daha var. Yolu kısaltma adına, ana yoldan çıkarak daha az kullanılan çorak bir yolu seçmişsiniz. Okulun o geniş bahçelerinin sınırına da varmışsınız ama nafile. Sizi kimse göremez bu kıyamette. Her kes evinin bir köşesinde ısınma derdinde. Ne camdan bakmaya fırsat var zaten, ne de buzlardan dışarıya bakılası.

Üstünüze üstünüze geliyor kış. Sarmış da.

Geri dönmelisiniz belki. Geri, eve dönmelisiniz. Nafile!

İşin kötüsü, sizi saran kış, çoktan beyninizi de ele geçirmiş. Karar veremiyorsunuz. Korkuyorsunuz. Bunalıyorsunuz. Ağlıyorsunuz.Bembeyaz bir kışın ortasında, kapkara düşler kuruyorsunuz, ne acı! Soğuk, yürekten bir parça istiyor önce, ufacık bir parça. Verseniz , kurtulacaksınız. Kurtulup, kalacaksınız. Ama kalmak değil ki sizin niyetiniz. Yaşamalısınız.

Hayatta duyacağınız en güzel lafı duyuyorsunuz o an.

-Haldun. Dur bekle!

Dünyalar güzeli öğretmenim. Değil öğretmen tarifini yaparken, o yaşlarda bile “kadın” tarifini yaparken timsal gösterebileceğim bir insan. Zarif, uzun, güzel,sıcak, anaç. Sarı.  Kibar, temiz ve sade.Kadın.

Sonrasında çocukça sevdalar ürettiğim ve bazı şiirlerimi kendisine ayırdığım öğretmenim.

Elimden tuttu sıkıca. Neredeyse yarı boyundayım! Adımları kocaman, yüreği gibi. Yüzü bembeyaz. Siyah şalı beline kadar uzanmış, saçlarında el örgüsü o sarı beresi. O yıllarda ilk kez bir kadın da gördüğümüz o dizine kadar uzanan rugan  çizmeler. Yine el örgüsü gri eldivenleri. Omuzunda siyah çantası.

Tuttu ellerimden. Çekti aldı beni. Yürüdü, yürüdük. Saatlerce ! yürüdük ses etmeden. Zaten kendi sesimizi bile duyurmayan bir rüzgar önümüzde. Tırmandık adeta tek tek. tırmandık, tırmandık.

– Haydi bakalım, işte bitti.

Bu söz, hayatta duyduğum en güzel lafın ardından, bir teselli ikramiyesi gibiydi. Üstümüzü başımızı silkeledik okulun giriş kapısının önünde. Nöbetçi öğrenciler, okulun en güzel öğretmenine kapı açma yarışındaydılar. Üstündeki, ardındaki karları alıp temizleme işindeydiler.

Gölge gibi ayrılıp gittim yatakhaneye. Bir şey diyemeden, demeden.

Kimse bilmedi, benim bir kışın ardından nasıl geldiğimi okula. Hayatı bırakmanın ardından, hayata sarılmanın ne olduğunu, kimse bilmedi. Korkumu bir kez daha izledim, ıslak saçlarımı, kırık bir lavabo aynasında tararken. Boyumun zor yettiği aynalara bakarak tararken.

İçim ıslanmıştı. Yüreğim ıslanmıştı.Gönlüm ıslanmıştı.

Hala ıslak ıslak dolaşır yüreğim. Hala ıslak…

Hayata bir soluk katan nice kadınlarımız adına.

Bir Cevap Yazın