Sevgililer Günü

Artık takvimlere gireli bir hayli oldu, Sevgililer Günü’nün. Neredeyse de ” Yılbaşı”ndan sonra en belirgin kutlama gününün adı oldu.

Hani yapılmış mıdır bilmem ama; sokaktan geçen yüz kişiye sorulsa “Belirli Günlerin Adı Nedir? ” diye, ilk beşe gireceği kesin de, sanki ilk üçü de zorlarmış gibi geliyor bana. Doğru mudur, sorgulamadan bilinmez elbet ama.

Bizim nesil, “Sevgililer Günü” furyasına geç vakit yakalandı. Çoktan  “unumuzu elemiş, iplere sermiş” idik. A, bir de baktık ki, bu gün,  gündemin göbeğinde kendine yer bulmuş. Ucundan tuttuğumuz kadarıyla, dahil olabildik bu günlerin, himmetlerine, görevlerine!

Şanslarına, şanssızlıklarına.

Neredeyse çocuklar bile büyümüştü. Onlar, tam da göbeğine düştüler doğrusu. İster istemez veya çok şükür dilekleriyle.

Yanılmıyorsam, 90’lı yılların başıydı, birileri ( tabii ki mağazalar, dükkanlar, satıcılar) bu işin tazyikle yayılmasını ister etkinlikler ile çoşuyorlardı. Yemekler, müzikler, elbiseler, ve pembe kalpler. Altınlar, yüzükler ve de pırlantalar. Daha neler! Nerden çıktılar bilemedik, doğrusu. Hep ayaktaydılar.

Bu karmaşada, kargaşada, ucundan yakalayabildik çok şükür! Bir demet nergis çiçeğiyle. O kadar güzel ki, tam da mevsimi nergisin. Ya da Ankara’nın  nergisi bu, son demlerinde. Şubat’ın öndördünde.

Yıl 90’lar olmuş da, biz bir şeye yeniden başlamış isek, merhamet gerek.  Güç, kuvvet gerek.

Bilmiyorum, geride kimler kaldı, kimlerim kaldı? Ne fark eder, bu gün hepimizin! Sevgilerimizin!

Bu  1912 tarihli takvimi, yazıma mekan edişimin sebebi, ” gençliğinde kıskanacak yüzler arayan adamlara” küçük bir naziredir, hatırlayan var ise! En çok merak ettiğimiz, kızların sevdikleri oğlanları birbirlerine anlatışları değil miydi Allah aşkına! Nerde o masum günler! Nerdeler!

Sevdiklerimiz, sevgililerimiz!

Bir Cevap Yazın