Efemera Okumak : 137 Yıl Önce Yazılan Latin Harfli Türkçe Telgraf

Biraz kendi kendimize inşa ettiğimiz “Efemera Okumak” deyimini, bu işin asli bir örneği olacak bir belge ile ortaya koymak istiyoruz. Elimizdeki 2 adet belgenin, ya da belge olarak adlandırdığımız telgrafların geçmişi 1867 Tarihine kadar uzanmaktadır.

Kısacası 1876 yılında Adana’dan İstanbul’a gönderilen bir telgrafın peşindeyiz. Aslında 2 adet farklı telgraf kağıdına yazılmış, ancak  birebir aynı ifadeleri içeren bir metnin- yazının peşindeyiz.

Bu detaya geçmeden önce, telgrafa konu olan, telgrafın gerek içinde ve gerekse yazanlar olarak ismi yer alan zatları tanımalıyız.

1876 Tarihli Latin Harfli Türkçe TelgrafBunlardan ilki ve telgrafın yazılmasına asıl sebep olan kişi Çerkes namıyla bilinen Mirliva Nusret Paşa’dır. Nusret Paşa 1824 yılında doğar, öğrenim hayatından sonra Osmanlı Ordusunda çeşitli görevler  alır ve 1896 yılında vefat eder.

Askerliğinin yanında, Osmanlı bürokratı olarak da çeşitli yer ve görevlerde idarecilik yapar. Onu, Mayıs 1872- Ocak 1873 Tarihleri arasında 9 aylık bir süre için önce Ankara Valisi, 7 aylık bir süre için 1875 Yılında Trabzon Valisi, yine 7 aylık bir süre için de  1876 yılında Adana Valisi olarak görmekteyiz. Daha sonra 5 aylık bir süre için 1877 yılında Selanik valisi olarak da görev yapar.

Daha sonra  1884 Tarihinde  4. Ordu Komutanlığına atanır ve burada 9 ay görev yapar.1888 ile 1890 yılları arasında da 6. Ordu Komutanlığı  görevi vardır.

Osmanlı İmparatorluğunun 1829 yılında imzaladığı Edirne Anlaşması sonrası başlayan, ancak asıl göçün 1860 yıllarda görüldüğü “ Osmanlı Ülkesine Çerkes Muhacirlerin Yerleştirilmesi” süreci içinde de görev almıştır.    Kafkasyalı  Çerkes muhacirlerin Balkanlara yerleştirilmesi işi, Nusret Paşa’nın Başkanlığında oluşturulan bir Komisyon aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.

Bu süreç zarfındaki Nusret Paşa’nın çalışmaların sarihliği ve güvenirliği konusunda yazılı kaynaklar çelişkili ifadelere yer vermektedir. Amacımız, o dönemi eleştirmek ve incelemek olmadığı için burada yalnızca bir (!) işaretine yer bırakarak, telgrafın diğer isimlerine geçmek istiyoruz.

Bu isimler, Adana’da ticaret ile uğraşan , yörenin de  yakından bildiği, tanıdığı Artin Avedoğlu, Agop Urfalıyan ve Sava Karanoğlu’dur.

Yıl 1876, Çerkes Nusret Paşa Adana Valisidir. Göreve başlayalı henüz 6 ay olmuştur. Haziran ayıdır. Zaten bir ay sonra da görevden ayrılacaktır.

Artin Avedoğlu, Agop Urfalıyan ve Sava Karanoğlu da, ticaret ile uğraştıkları gibi aynı zamanda,  Adana Ticaret Meclisinin azalarıdır. Üstelik Artin Avedoğlu,  “aza-i daimi”, diğerleri ise “ aza-i mukataa” dır.

Bilmediğimiz,öğrenemediğimiz sebepler ile ya da gerçekten bir sebebi olmaksızın, Nusret Paşa, bu üç yurttaşımızın Adana Ticaret Meclisi’ndeki üyeliklerine son vermekte, “ azletmektedir”.

Yıl 1876 olunca, şartları ve konumları değerlendirmek gerekmektedir.  Tahtta, aynı yıl içinde tahttan indirilen amcazı Abdülaziz’in yerine geçen V. Murat vardır ki, o da tahtı bir kaç sonra kardeşi Abdülhamit’e devredecek, böylelikle, bir yıl içinde 3 değişik Sultan Osmanlıya hükümdarlık etmiş olacaktır.

Henüz  Kanun-i Esasi ilan olunmamıştır,daha 6 ay kadar bir süre  vardır. Dahası, “gavura”, “ gavur” denmeye devam olmakta,  azınlıklara” firenk” denerek  geçiştirmeye çalışılmaktadır. Kanun-i Esasi’nin o meşhur 8. Maddesinden henüz eser yoktur. “ Osmanlı Devleti’nin uyruğunda bulunan kişilerin tümüne din ve mezhep ayrımı olmaksızın Osmanlı denileceğinden” kimsenin haberi yoktur.

Niye Telgraf diye soran olursa diye bir başka bilgi daha vermek gerekiyor ki;  “ bu Ticaret Meclisi Üyeleri niye telefon etmemişler “ denmesin. Ya da telefon vardı da etmemişler miydi? diye sorgulanmasın.

Evet doğru,henüz, Alexander Graham Bell, bir kaç ay evvel,  Şubat’ın 14’ünde telefonu  icad etmişti. Ve henüz Amerika’da ve henüz bir kaç ev arasında.

1867 Tarihli Telgraf OsmanlıcaYıl 1876, 14 Haziran. Adana’dan çekilen telgrafın metni şöyledir:

“Mabeyn-i  Hümayun-ı Mülükaneye,

Efkara ( efkar-ı umumiye) hizmet etmediğimizden, azası bulunduğumuz Adana Ticaret Meclisini heyetle nizamsız olarak Valimiz Nusret Paşa azletti. Meclis İdaresi, Vilayetin teşkilat zamanı olduğundan,azaları …. bilerek her nasılsa sükut ediyorlar. İş bu  nizamsız azlimizi zinhar kabul etmeyeceğimizi ve Dersaadetçe muhakemesine hazır bulunduğumuzu arz ederiz.

Ferman

Aza-i daimi                                         Aza-i  mukataa                                                 Aza-i mukataa

Artin Avedoğlu                                 Agop Urfalıyan                                                Sava Karanoğlu”

 

Bu telgraf metnin okuduktan sonra, başkaca bir ibareye gerek kalmamaktadır. Çünkü, talep oldukça açık ve yalın şekilde dile getirilmiş gibi görünmektedir. Bu yazı, benzerlerinden farklı da değildir aslında. Kimbilir, nice  buna benzer hak arama yazıları, haksız suçlanmanın  iade-i  itibara dönüşümü yazıları görülmüştür, tarihimizde. Mümkün olsa da o günün tüm şartları içinde ve tarafların beyanları çerçevesinde bu talebin de peşinde olabilseydik.

Ama nafile.

Şimdi, yazımızın asıl yazaılma sebebine gelelim. Gördüğünüz gibi iki adet telgraf metni bulunmaktadır. Her ikisi de 1876 yılına aittir. Her ikisinin günü de 14 Hazirandır. Bunlardan biri Osmanlıca, yani Arap Harfli Türkçe ile  yazılmış, biri de Osmanlıca metnin aynısı olarak Latin Harfli Türkçe ile yazılmış.

Peki biz, Latin Harfli Türkçe öğrenimine ve yazımına , 1 Kasım 1928 Tarihli ve 1353 Sayılı, “ Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” ile   geçmedik mi? Yıllarımızı vermedik mi?

Nasıl oluyor da, bu Kanun’dan 52 yıl önce Türkçe, Osmanlı Ülkesinde  Latin Harfleriyle yazılıp, çizilebiliyor?  Nasıl oluyor?

Başka örneği var mıdır?

Şartların bir zorlaması mıdır, yoksa belgeler mi sahtedir?

Bu ülkede doğup, yaşamış , azınlık statüsü ile vergi verip yurttaş sayılmış, ancak kendi eğitimlerini,Latin Harfli öğrenim veren okullarından almış insanlarımızın, Arap Harflerini bilmemelerinin, bu harflerle yazmanın güçlüğü, şartların  mecburiliği midir yoksa?

Ya da posta –telgraf merkezlerinde çalışan insanlarımızın, Osmanlıcaya vakıf olmamaları, olamamaları mıdır? Buralarının birer yabancı işletmeler olması mıdır?

Peki, bu telgraflardan Latin Harfli Türkçe olan metni, Adana Ticaret Meclisinden azledilen insanlar mı yazmıştır, yoksa telgraf merkezinde çalışan biri mi yazmıştır?

Yani, telgraf Latin Harfli Türkçe olarak yazılı halde  telgrafçıya gelmiş, o da metni Osmanlıcaya mı çevirmiştir?

Yoksa, telgraf Osmanlıca yazılmış olarak gelmiş, telgrafçı  Latin Harfli Türkçeye mi çevirmiştir.?

Bilemiyoruz.

Bunları bilme imkanımız yoktur. Ancak, her iki telgraf da, aynı kelimelerin farklı farklı ifade edilişlerindeki  ahengin saltanatı altında , huzurlu huzurlu yıllar eskitmektedir. Üzerinden neredeyse  137 yıl geçmiş olmasına rağmen, hala hatırlanışlarına şaşmakta, hafif bir gurur vesilesiyle gülümsemektedirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın