Ankara’nın 1935 Yılı Genel Nüfus Sayımı, Ne Diyor?

Cumhuriyet’in ikinci Genel Nüfus Sayımı bilindiği gibi, 20 İlkteşrin ( Ekim) 1935 Tarihinde yapılır. Bu sayım, Mustafa Kemal’in de son kez Ankara hemşerisi olarak sayıldığı vakayı belgeler aynı zamanda.  İlki  1927 yılında yapılan ve ilk belirtilerini o sayımda da gösteren nüfus dağılımlarına bakıldığında, Ankara’nın kentsel varlığının çok hızlı ve süratli büyüdüğü- büyüyeceği ortaya konulmaktadır.

Bakıldığında da görülecektir ki; 1927 Nüfus Sayımında toplam 74.533 olan kent nüfusu, 1935 Nüfus Sayımı sonunda 122.720’a yükselerek ilk kez 6 haneli bir büyüklük ile ifade edilir hale gelmiştir. Bu, bir önceki sayıma göre de yaklaşık yüzde 70’lik bir artışın ifadesidir. Genel anlamda, Ankara Kent nüfusu, 1950’li yılların sonuna kadar, Türkiye kentsel nüfus artışının iki katı kadar büyümüştür.

Burada başka bir veriyi daha belirterek yazımızın asıl konusuna geçmek isteriz. 1927 yılı Nüfus Sayımında Ankara’nın kentsel nüfusunun toplamı olan 74.533 sayısı,  neredeyse bire bir mukayese ile 1935 Nüfus Sayımında, 74.089 adetle yalnızca erkek nüfusunu temsil edebilmektedir.  İlginç midir, bilinmez!

1935 Yılı genel Nüfus Sayımı, Ankara Kentsel yapısı içinde çok manidar verileri ihtiva etmektedir.

1935 yılı verilerine göre,  Ankara kent nüfusu içinde yer alan erkek nüfusundan, 192 adedinin ana lisanı Almanca,  121 adedinin ana dili Arnavutça, 68 adedinin ana lisanı Boşnakça, 60 adedinin ana lisanı Ermenice, 64 adedinin ana lisanı Kürtçe, 91 adedinin ana lisanı Macarca, 64 adedinin ana lisanı Rumca, 65 adedinin ana lisanı Rusça ve 109 adedinin ana lisanı ise Yahudice ( İbranice) dir.

Yazımızda esas alınan 60 adetlik barem altında yer alan diğer ana lisan bilgilerine de rastlanılmaktadır.  Nitekim, neredeyse Cumhuriyet öncesi İmparatorluk eğitim lisanı olarak algılanan Fransızcayı ana lisanı olarak kullanan erkek adedi 27, keza İngilizceyi ana lisanı olarak kullanan erkek nüfusu ise ancak 17’dir.

Ankara kent nüfusu içinde yer alan kadın nüfusunun kullandığı ana lisan bilgiler ise biraz daha çarpıcı bir tablo ortaya koymaktadır.

Ana lisanı Almanca olan kadın sayısı 185, ana lisanı Macarca olan kadın sayısı 76 ve  ana lisanı Yahudice kadın sayısı ise 92’dir.

Bugün  bu değişimleri, neyle ve nasıl izah etmek gerekmektedir bilinmez ama,  1935 Ankara’sının kendine has bir kültürel ve sosyal yapısı olduğu aşikardır.

Kentlerin tanımlanıp, şekillenmesinde kenti oluşturan insanlarının iş ve meslek bağlılıkları malumunuz, o kent hakkında en doğru bilgiye ulaşmada da çok doğru tarifler, kimlikler oluşturmaktadır. Bu gözle bakıp, 1935 yılı Ankara’sını betimlemeye yardımcı olmalıyız sanırım.

Kent nüfusunun, 8.469’u erkek, 5.177 kadın olmak üzere toplam 13.6462’u “ talebe”,  toplam 48.687’si mesleksiz, 785’i emekli, 2.519’u “ ev işlerinde çalışır”, 528 adedi “umumi sıhhat işlerinde ( doktor, eczacı,ebe, hasta bakıcı, sıhhiye memuru) , 404’ü erkek 342’si kadın olmak üzere 746 adedi “ talim ve terbiye” işlerinde, toplam 4336 adedi “ nakliye ve muvasala- haberleşme”  işlerinde ki, bunların   yalnızca 1001 adedi, hayvan arabaları kullanarak  çalışır durumdadır.

Toplam nüfusun 6.775 adedi  “ticaret” , 17 911 adedi ise” sanayi ve küçük sanatlar” ile uğraşmakta, meslek bilgisi vermektedir.  Sanayi ve küçük sanatlar mesleğinin içine alan bu toplamın 225 adedi kadın , 4.639 adedi de erkek olmak üzere 4.864 kişi, “ ihtisası gayri muayyen sanayi amelesi” olarak geçmektedir ki, bugün deyimiyle sanayi işçisi olarak adlandırılmaktadır.

Genel anlamda “ toprak mahsulleri” olarak adlandırılan ve bünyesinde ziraat, bağcılık, bahçevanlık çiçekçilik, hayvan yetiştirme- bakım, arıcılık, ormancılık ve avcılığı barındıran meslek tanımında ise, 5.106’sı erkek, 482’ si kadın olmak üzere toplam 5.588 kişi yer almaktadır.

Sanayi ve küçük sanatlar sınıflamasının içinde yer alan yaklaşık 5000 adet sanayi işçisini geri çıktıktan sonra kalan meblağın büyük bir çoğunluğunun, küçük şahıs işletmesi ve küçük sanat işleriyle uğraşma alanı olduğu görülmektedir. Bunların çoğunluğunu ise, elbise imalatı, kürkçülük, çorapçılık, ekmek ve unlu mamuller, peynir ve sütçülük, deri işleri, pamuk ve yün işleri, keten, kenevir işleri, teneke ve bakırcılık, marangozluk, döşemecilik v.b  gibi geleneksel üretim oluşturmaktadır.

Burada bizim aklımıza takılan ve belki de bu yazıyı yazmamıza vesile olan asıl bilgi ise, “ kağıt ve tabı sanayi” alt başlığı içinde yer alıp, “ sanayi ve küçük sanatlar “ sınıflaması içinde verileri işlenen bir iş koludur: Fotoğrafçılık.

1935 Yılında Ankara’da  “ fotoğrafçılık sanatıyla”,  ilgili olarak yalnızca 75 kişi çalışmaktadır. Bunların da  2 ( iki) tanesi kadın fotoğrafçıdır! Ne der siniz? Kimdir bunlar?

Hani merak eder de öğrenmek isterseniz, o yıllarda ne kadar, gazeteci ve muharrir varmış diye; işimiz biraz güçtür. Çünkü yalnızca bu başlık altında bir sınıflama ve sayımlama yapılmadığı için, aradığımız verileri başka bir başlık altında bulmaya çalışacağız.

Sayım sonuçlarının içinde “ umumi idare ve hizmetler, serbest meslekler”  başlığının altında yer alan “ diğer serbest meslekler- alim, muharrir, gazeteci, kimyager, ilim doktoru ve saire” alt başlığı altında, pek de net olmayan, ancak gazeteciler ve muharrirler için bir övünç kaynağı olan ibarelere rastlamak mümkündür.

Baksanıza Allah aşkına, bugünün sayısız yaman (!), acar (!), gözüpek (!) ,kocaman (!) gazetecisi, o yıllarda allameler, kimyagerler, profesörler arasında sayılırmış. Sayılmışlar. Kimsenin de itirazı olmamış.

Sayısının ne olduğunun, kaç olduğunun ne önemi var ki aslında. 1935 Yılının Ankara’sında pek söylenen bir söz ile açıklayalım: “Kemiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok. Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar.

Hadi söyleyelim;  14’ü kadın toplam 458 kişi.

Bir Cevap Yazın