Takvim Koleksiyonu Üzerine

Takvim toplamaya başlamanın  üzerinden 30, Takvim Koleksiyonu yapmaya başlamanın üzerinden ise neredeyse 15-16 yıl geçmiştir. Ha, ne demek “takvim toplamak” ve “takvim koleksiyonu yapmak” diye soranlara ise cevabımız gayet basitçedir.

Hurdalıklardan ve hurdacılardan mal alıp ayak üstü bağırış- çağırış satan esnaf ile hurdacıların getirdiği malı, dükkanında oturup sessiz ve sakin satan sahafın durumu yani.

Kısacası “dükkanlı” olma halleri gibi. Bilinmelidir ki, bu logaritmada dükkanlı olmak, biraz mektepli olmak gibidir. Mektepli olmayı öğrendik. En azından bir mektep terbiyesi aldık diyelim. Henüz mezuniyete, alınacak belgelere çok zaman var; ama acelemiz yok ki. Mektepli olmanın keyfini yaşamak varken, acelemiz nedir?

Bilmem sorgu sual edene cevabımız, yer bulmuş mudur? Mahal olmuş mudur?

İlk topladığım takvimlerin, çocukluğumuzda evimize gelen “Banka Takvimleri”, banka promosyon cep defterleri olduğunu belirtmeye gerek var mıdır?

Ya da Arçelik veya Sana, Vita markalarına ait duvar takvimleri olduğunu. Hele bir Caterlpillar diye hatırladığım bir markanıncCep defteri- takvimi vardı ki hiç unutmam. Ne yazık ki o şimdi, hangi sebepledir bilmiyorum, koleksiyonumda yer almamaktadır.  Çok yazık!

Sanırım daha o yıllarda çizmeleri, botları yok idi Caterpilların. İçimizde hep bir ukdedir kalmıştır bu marka ve ürünleri, bildiğimizden değil, takvimlerinden. Takvimlerinin kerametinden.

Ve Sümerbank bez takvimleri. Çocukluk dünyamızın en renkli, en şaşırtıcı değişikliğiydi onlar.  Demek bezlerden de takvimler olabiliyor dedirtmişti bize. Yıllar sonra daha nelere takvim yapıldığını, nelerden takvim yapıldığını gördükçe, o çocukluk heyecanımızın basitliğini şimdi hatırlamak istemem.

Sonra araya Zafer Cep Takvimi girdi, bir süre bunlar oyaladı beni. Derken Takvim-i Ragıp’lar ile tanışmam başladı. İşte tam o sıralar, evlerimizde renkli Ülkü Takvimleri görülmeye de başlamıştı. Hani şu 365 günlük, duvar takvimleri. Sonrası, Hürriyet, Hayat gibi değişik türevleri katıldı serüvene.

Büyüdü gitti, çoğaldı gitti bu serüven. Hele ki büyük duvar takvimlerinin o yıllardaki nostaljik ve naif yapraklarından, ahşap dolaplarının kapak içlerini  ve raflarının altını  kaplamaya özenen bir anneniz olur ise, çoğalmamasına da imkan yoktu.

Sonraki yıllarda romantizme olan tutkum, bazı yıl dönümlerine olan bağlılığım artırdı gitti her şeyi. Çoğaldıkça çoğaldılar.

Gün geldi,cep takvimlerinin içeriği, yazıları, konuları sardı hep benim içimi. Nevruzlar, cemreler, berdelacuzlar, hızırellezler,koca karı soğukları, sitte-i sevrler, hamsinler, yevmler, aşuralar, ruz-ı kasımlar, sardı içimi, hepsi bir  meydanda çevirdi harmandalını.

Sonrası ise mektepli olmanın vaktiydi ki herhalde, bir yol tutturmaya başlandı. Osmanlıca giriverdi sessizce benliğimize. İşte okul buydu: Osmanlıca bize yeni bir okul oldu bu esnada. Bu sayede sıraya da Osmanlıca takvimler girmeye başladı.

Henüz, hiç kimsenin takvim toplamaya başlamadığı yıllardı, o zamanlar. Kimse de takvim bile yoktu doğrusu. Her gün, her yerde, her sahafta takvim sora sora, hepsini takvimci yaptık sonunda, eğer deyimi mazur görür iseler.

Öyle değil midir, yıllar önce tek bir tane dahi takvim barındırmayan insanların bugünkü listelerinde en az 50’şer 60’şar takvim bulmak, neyin eseridir?

Hele ki aranılan yılların takvimlerine şimdilerde rast gelmek, başka neyle ifade edilir ki?

Adımızın ” Takvimci” ye çıkması, esnaf arasındaki konuşmalarda hakkımızda ” o takvimci” diye algılanılması boşuna değil elbet. İsterdik ki, en az Takvimci yönümüzle bilindiğimiz kadarıyla, “Enstitücü” diyebilselerdi. Köy Enstitücü !

Bugün binleri bulan takvim sayımızla, ülkemizin tarihi – kültürel değerlerine sahip çıkmaya çalışıyoruz. Sosyal-tarihin en gözde unsurlarından biri olan takvimler konusunda ev sahipliği yapıyoruz. Osmanlıcası, Türkçesi, Rumcası, İngilizcesi, Fransızcası, Almancası, Ermenicesi, Farsçası, Arapçasıyla binlerce takvim.

On binlerce, yaprak, yüz binlerce gün, milyonlarca  vakit, zaman.

Bunca çokluğa ve zenginliğe rağmen insanoğlunun hayali, takvimlerin cazibesine yenilmeden duramıyor. Her gün yeni ve değişik bir takvim ile karşılaşmanın hayali, insanoğlunun benliğini sarıyor. Soluk aldırmıyor.

İşte yeni karşılaştığımız bir takvim, soluklanmanın mekanını yaratacak gibidir şimdi. Uzun bir dönem soluklanacağa benzemekteyiz. Henüz sayfalarına pek giremediğimiz, henüz ilk heyecanımızın tez elden gitmesini beklediğimiz bu devre, bize bir soluklanma kapısı açacaktır.Bekletecektir.

Umuyorum detaylarını verme imkanımız olacaktır. Ancak şimdilik sadece adını paylaşabileceğimiz bir elyazma takvim ile karşı karşıyayız:

Isparta Arzına Mahsus Takvim-i Daimi. Tahmin ediyorum ki , olanca sadeliğine ve basitliğine rağmen  koleksiyonumuzun en değerli parçalarından biridir.

Tahmin ediyorum ki, bu ülkenin yok olup gideceği bir değeri ( kültürü), tarafımızdan  son anda kurtarılmış, ellerimizde beklemeye alınmıştır.

Beklenmenin değerini bilenlere ithaf olunur!

Bir Cevap Yazın