Fotoğraf Okumak: Türk İnkılabı Eşsizdir

Muhteşem bir fotoğraf, size okumak istediğim. Fotoğraf da okunur mu ki diyenlere, verilecek sözümüz yoktur. Kısacası “ al bak o zaman”  olacaktır cevabımız. Al bak! Al gör!

Tarih bilgisi  ne yazık ki yok üzerinde. Sararmış  kalın kartı, bir izler bıraksa da geriye, yıl bilgisini vermeye gücü yetmiyor.

Sanki Cumhuriyetin 10’ncu yılı  gibi her şey. Kokladığımız hava, o yılların havası adeta. Ülke Latin harflerini kullanmaya başlamış çoktan. Başlamış ama, fotoğrafın tam üstüne oturmuş o siyah bez, farklı şeyler söylemede. Bezin küçüklüğünden midir, yoksa yazanın beceriksizliğinden mi bilinmez, “ Türk İnkılabı” yazısı, birbirine bitiştirilivermiş. Ara vermeksizin. Hani bir harflik, kelimeler arası boşluğu vermeksizin. Siyah bezin üzerinde dümdüz bir satıh oluşturmak istercesine.

Yoksa, beceriksizlik değil de, büyük bir maharet midir böyle yazılması! Türk ile inkılab ,hep içiçe midir? Ya da böylelikle, “ Türkinkılabı” diye yepyeni bir kavram mı hediye edilmektedir?

Yer bilgisi de yoktur, fotoğrafın herhangi bir yerinde. Eğer bir çocuğumuzun gaflet anına gelmemiş olsa da, elinde tuttuğu o flama kapanmamış olsaydı, açık bırakılmış olsaydı, belki yer bilgisine de sahip olabilecek idik.  Hatta o okulun, hangi İlkokul olduğuna dair bilgiyi de..

Bir okulun, ilkokulun  önündeyiz.

Taş duvarlarla örülmüş, kubbeli, ağır ve demir kapısıyla hemencecik hafızalara kazınıveren bir eski bina. Önceleri, ya  önemli zahirelerin saklandığı bir depo, ya da hummalı bir imalathane olduğuna dair işaretler veren eski bir yapı. Dökülmüş, sarkmış duvar girintileri, boyası, pası akmış demir kapı, kırılıverecek gibi görünen pencere aksamı.

Herşeye rağmen, bir güvence altına alınmış izlenimi veren pencerelerin, demir korkulukları.

Bakmayın, siz onun şimdilerde kapısının üzerinde yazan “İlkokul” ibaresine. Muhtemeldir ki, yıllarca başka hüviyetlerdeki insanlara mekan olmuş, onları sarmış, sarmalamıştır. Kimine iş, kimine ekmek kapısı, kimine aş yeri olmuştur. Çoluğunun, çocuğunun geçim teknesi olmuştur,bu eski, metruk bina.

Okul olarak kullanılmakta olan o eski, metruk binanın, diğer özelliği de, tek katlı bir bina olma izlenimini vermesidir. Çünkü çatı kısmında ahşap bir yapılandırma görülmemektedir. Muhtemelen üst katı olmayan, tek katlı, düz ayak, bir taş yapıyla karşı karşıya bulunmaktayız. Belki de okul olarak seçilmesindeki asıl amaç, bu düz ayak oluşu, çocukların giriş- çıkışlarının kontrole daha müsait olmasıdır. Kim bilir?

Görünürde yer alan 3 pençeresinden sarkıtılan, direkli bayraklar ve flamalardan da anlaşılmaktadır ki; bugün bir bayram günüdür.

Okulun kapısı önünde dizilmiş öğrencilerin ve  onların önünde sandalyelerinde oturmakta olan öğretmenlerinin kıyafetlerinden  de bunu kolaylıkla anlamak mümkündür. Üçü erkek, biri kadın olan öğretmenlerin özenli giysileri kadar, çocukların özenli, temiz ve kentsoylu giysileri, başka bilgileri de ortaya koymaktadır.

Burası, Anadoluda bir köy değildir. Burası Anadolunun Kuzeyi, Güneyi, Doğusu, Güneydoğusu, İç Anadolusu değildir.  Burası dağlar, ovalar değildir. Nahiyeler, kasabalar değildir.

Burası; aynı okula bir çok Cumhuriyet  sevdası ailenin, çocuklarının gidebileceği  bir kenttir. Belki İstanbul’dur, belki İzmir, belki Ayvalık’tır.

Yoksa , papyonlu bir öğrenciyi, bayram olsa bile, başka hangi yerde bulabiliriz ki?

Ya da çeketinin cebine bir mendil iliştiriveren bir erkek çocuğunu? Tertemiz beyaz çoraplar. Henüz eskimemiş ayakkabılar!

Bu yönüyle çocuklar, köy ve kırsal kesim öğrencilerinden çok, kentsoylu, daha da ötesi, Cumhuriyetin neferi olmaya aday bir kültürün temsilcileri gibi.

Kısacası, fotoğrafın, bir kent fotoğrafçısına ait olması pek mümkündür. Üzerinde okunmasa bile, stüdyosu olan bir fotoğrafhane sahibi üstadın işidir.

Nedense hep bir Ayvalık havası veriyor her şey bana. Ayvalık sevdası mı dallanıp budaklanıyor, yoksa, iyi bir kokumu alınıyor, bilemiyorum.

Mevsim, yaz günlerine yakın,  ( 23 Nisan ) ya da yaz aylarından yeni çıkılmış ( 29 Ekim) bir vakti belirliyor. Erkek çocuklarının çoğunda  kısa şortların olması,üzerlerinde yalnızca gömleklerinin bulunması, kız çocuklarının ise önlüklerinin altına beyaz çoraplarını giymeleri bu işaretlerden yalnızca bazıları. Fotoğrafın en ön sıradaki küçük boylu çocuğun ( muhtemeldir ki öğrenci olmayıp, bir çocuğun kardeşidir),kısa kolllu gömlek giymesi ise bu savımızı iyice  pekiştirmektedir.

Ya, ön sıranın başında oturan erkek öğretmenin beyaz ayakkabıları da bu savı kuvvetlendir mez mi? Yoksa o küçük çocuk, bu öğretmenimizin  oğlu olmasın?

Henüz gülmesi öğretilmemiş bir neslin çocuklarıdır onlar. Onlar da henüz gülmemişlerdir. Yüzlerine bakın, hiç biri gülümsemez size.

Henüz, Cumhuriyetin nimetlerinden yeterince istifade edememişlerdir.

Henüz,ışığı, irfanı hazmetmemişlerdir.

Henüz, başlarında asılı olan siyah bez afişte yazan sözlerin ağırlığını bilemeyecek yıllardır.

Ama öyle bir hamurdur ki onlar, yoğuracak ellerin, ellerindendirler şimdi.

Yola çıkan bir kervanın ilk katarıdırlar.

Binlerce, milyonlarca katarın en önündedirler.

Işığı alıp, çoğaltmanın yolundadırlar.

İşte bu yüzden, “ Türk İnkılabı Eşsizdir”.

2 thoughts on “Fotoğraf Okumak: Türk İnkılabı Eşsizdir

  1. O fotoğrafta ön sırada oturan siyah elbiseli öğretmen benim babamdır.Kendisi 40 yıl öğretmenlik yaparak,çok sayıda
    öğrenci yetiştirmiştir.Bunlardan en tanınmışı Prof.Bingür Sönmez ve diğerleri sayamıyacağım kadar çok.Yer Siirt’te bir ilkokuldur.Yanındaki bayan öğretmen benim halam.yani babamın kız kardeşidir.Babamın adı Ahmet Hatem Taşar.Halam Sıdıka Taşar. 15 yıl Siirt’te öğretmenlik yaptıktan sonra,memleketi Sivas’a tayin olmuş,daha sonra da İstanbul da çalışıp emekli olmuştur.

  2. Merhaba. Bu fotoğrafı her zaman çok beğenmişimdir. İyi ki bu yazıyı okumuşum. Sayın Tansel Taşar bu fotoğrafın çekildiği zamanı ve ilkokulun adını biliyor musunuz? Teşekkür ederim saygılarımla. Serbülent Buharaı

Bir Cevap Yazın