Ankara, 10 Kasım

Bugün çok farklı gün onlar için; unutulmaz ve harika. Havanın bunca soğukluğuna ve yağmurun en haini olan belli olmayan tarzda yağışına ve  ıslatışına bakmayın siz. Ankara’nın havası biraz böyledir; yağar, ıslatır sizi ama yalnız bırakmaz.

Şemsiyeler,yağmurluklar, şapkalar, bereler açılmış. Renk renk her yer. Atkılar, fuarlar boyunda ve bayraklar.

Simsiyah giyinmiş o gün, pantolon üzerine yine siyah bir bluz, üzerinde siyah el işi örme çok güzel duran bir şal. Göğsünde ucundaki kolyeyi göremediğim kalın altın bir zincir. Elinde siyah kemerli bir saat. Altın gibi parlak. Küpeler burgu burgu ve yine sapsarı. Parmakları siyah bir saten eldiven  ile kaplı. Yüzünde hafif bir makyaj. Derin çizgiler örtülememiş, örtülmemiş. Ortadan ufak boylu,  siyah botları topuk dolgu. Siyah saçlarını, önünde şık bir inci kolyesi olan şapka örtmüş kısmen. Ancak yaşını örtememiş hiç bir şey.

Kalabalıktan geçe geçe ilerledi; merdivenlere yürüdü. Tek başınaydı. Dimdik ayaktaydı. Asker adımlarla yürüdü gitti, ilerledi. Merdivenleri tırmandı tek tek. Sonra gözüm seçemedi onu, karıştı gitti.

*

Bir eliyle annesinin eline asılmış kalmış gibiydi adeta. Bir elinde kırmızı bir karanfil. Babası peşini takip edercesine arkasında ve sık sık fotoğrafını çekmekte. Pembe bir yağmurluğu var üzerinde, kapşonunu çekmiş başına, saçları örtülmüş. Yine pembelere boyanmış bir çizmesi var ayaklarında, sarmış adete küçücük bacaklarını. Sarılmış Ankara’nın yağmuruna, kışına.

Hızlı hızlı sallamakta karanfilini tempo tutarak bazı sloganlara. Annesi onu değil, adeta o annesini çekiştirmekte. Hızlı hızlı yürümekte merdivenlere. Koşarcasına. Peşinde bir kadın ve adam. Bir kuvvet, bir kuvvet ki bitmeyen, küçücük bedende. Neredeyse koşturacak bir oyuncağına  doğru.

Koşturdu çıktı adeta merdivenleri, gözden kayboldu. Görülen her kırmızı karanfil, onun elindeki gibi heyecanlıydı bana. Bir daha görülmedi.

Bugün çok farklı bir gün onlar için; unutulmaz ve harika.

Bir Cevap Yazın