Osmanlı Belgelerine Göre, Hazırlanan Takvimlerin Tab ve Neşir Süreci

Takvim hazırlamanın, takdim etmenin, dağıtmanın, kullanmanın ve yaymanın hemen hemen her kültürde olduğu gibi, Osmanlı Devletinde de büyük önemi ve yeri vardır. Takvim yapmayı gelenekleştirmiş olan toplumların çoğunlukla dini kaygı ve tercihlerle hareket ettiğ bilinmektedir. Nitekim,Osmanlı toplumunda da   evkat-ı şeriye- “ şer’i vakitler” olarak adlandırılan, günlük namaz vakitlerinin başlangıç ve bitiş anları, oruç vaktinin başlamasına delalet eden imsak vakti, bayram  namazlarınının giriş anı, hac vakti gibi ibadete uygun vakitlerin tayininde bu dini kaygı ve tercihler büyük önem arzetmiştir.

Nitekim takvimlerin gelişim süreci içerisinde  yalnızca bu tür bilgi ve cedvellerle hazırlanıp, kullanıldığı dahi olmuştur. Tahmin edersiniz ki, bu kadar büyük  önem atfeden takvimlerin alelade kişi ve kuruluşlar tarafından hazırlanması veya hazırlattırılması da elbette düşünülemezdi.

Osmanlı Devletinde evkat-i  şeriye ait bilgileri  ihtiva eden bu takvimler, matbu eserlerin söz konusu olmadığı yıllarda  dahi, Osmanlı devletinin bir iç organı ve müessesesi olan Müneccimbaşılık müessesesi tarafından el yazma bir eser olarak hazırlanmış, takvimcilik neredeyse müneccimbaşılılk müesesesi ile özdeşleşmiştir.

Daha sonraki yıllarda  matbaanın bulunması ve matbu eserlerin kullanılır olmasıyla birlikte, müneccimbaşılarının görevi kalkmamış, bu kez de kendilerinin hazırladığı evkat-i şeriye cedvellerinin, basılan muhtelif takvimlerde   uygun olarak kulllanılıp kullanılmadığının kontrolünü üstlenir bir hale gelmişlerdir.

Müneccimbaşılık müesesesi,  gelişen yıllar içinde geleneksel otoritesini yitirmiş ve gücünü eksiltmiş ise de Osmanlı Devleti içerisinde hiç bir zaman tamamıyle  gücünü yitirmemiştir. Ancak, dönemin Padişahının şahsi  tutumu  veya buhranlı yıllar olup olmadığına ait bilgiler çerçevesinde gücünün arttığına ve ya eksildiğine şahit olunmuştur.

Bu kapsamda takvim düzenleme ve tertib işlerinin zaman zaman müneccimbaşı lık müesesesinden alınarak başka şekilde tanzimi husunda çalışmaların  da olduğu bilinmektedir.

Nitekim Osmanlı Devlet Arşivlerinde  ( ODA) yer alan 16/L/ 1290 tarihli bir vesikada “ Bu yıl ki takvimin düzenleme ve tertibinin tekrar müneccimbaşına verilmesi” hakkında bir beyanat bulunmaktadır. Buradan anladığımız kadarıyla, takvim yapma işi, müneccimbaşılık müessesesinin elinden ya tamamıyla bir süreliğine alınmış, ya da o konuda iş paylaşımı gerçekleştirilmiş olmaktadır. Ancak bu iş paylaşımının da tamamıyla serbest bırakıldığı, istiyenin istediği şekilde takvim yapımcılığına soyunduğu  şeklinde anlamak asla mümkün değildir.

Keza, matbaanın kullanımından sonra takvim hazırlama ve basım işlerinin ruhsat alınmadan yapılmadığına dair bilgilere de sahip bulunmaktayız. Hatta bazı bilgiler ruhsatsız takvim basımında uygulanan adli tedbirleri de gözler önüne sermektedir. Nitekim,  ODA 28/S/ 1299 tarihli belge de “ Daha önce toplattırılmış olan Söğütlü Takvimi’nin ruhsatsız basımı üzerine müfettiş olarak gönderilen Mikail Efendi ve Rum matbuatından sorumlu müfettiş Vaporidi Efendiye vazifeleri sırasında polis idaresince gerekli yardımın gösterilmesi” istenmektedir.

Bazı belgeler ise Müneccimbaşı Takviminin taklit edilerek basıldığının tesbit edildiğinin belirtildiği ifadelere yer vermekte, bazı belgelerde ise Padişaha takdim edilmek üzere gönderilen takvimlerin alındığın belglemektedir.  Nitekim ODA 29/Z/ 1300 tarihli belge “ Selahaddin’in (Takvim-i Nevin) isimli eserinin ilk nüshasının Padişaha takdim edildiğini” ifade etmektedir.

Yine matbuat dönemi takvimciliğinde kullanılan bir başka r uygulamada, takvim basmanın ruhsata bağlanması sürecinin ifadelerini görmekteyiz. ODA  01/S/1306 tarihli vesika, “ Her sene müneccimbaşılıktan şer’i vakitleri gösteren bir cetvel hazırlandığı, basılacak takvimlerin bununla yahut müneccimbaşılık’ın tasdik ettiği bir takvimle  karşılaştırılması gerektiği” ifade olunmakta  “ karşılaştırma sonucunun Encümene veMmüneccimbaşına bildirilmesi “ şartı belirtilmektedir.

Görülmektedir ki, şer’i vakitler olarak adlandırılan ezan, namaz, imsak, temkin gibi vakitlerin tayini müneccimbaşının tertiplerine bırakılmakta ya da bu konuda yapılmış bir başka çalışmanın müneccimbaşının başkanlığında oluşturulan bir encümen tarafından ( encümen-i teftişiye) onaylanmış olması istenmektedir.

Diğer taraftan ODA 06/RA/1320 Tarihli vesikada, Müneccimbaşı Efendiye ait olup, takliden basılan cep takvimlerinden bir kısmının Fransa tabeasından Cezayirli İbrahim Efendi’nin Asmaltındaki mağazasında olduğu tesbit edildiği, ancak kendisinin engellemesi sebebiyle takvimlerin alınamamış olduğu, Dahiliye Nezaretince geerğinin yapılması geerktiği ifade olunmaktadır.

Keza buna benzer bir çok vakada Müneccimbaşı Takvimlerinin ruhsatsız tab edildiği görülüp, zabt altına alınarak müsadereye uğratıldığı görülmektedir.

Bu örnekler degöstermektedir ki,Müneccimbaşılık müessesesinin yaptığı, onayladığı, yahut encümence emsal olarak belirlediği takvimlerin varlığı, büyük önem arzeden bir durum yaratmaktadır.

ODA 28/L/1307 tarihli belgede ise, Osmanlı Gümrük İdaresi’nin adı olan “ Rüsumattan gönderilen Ermenice takvimin usulsüz basım ve dağıtımından dolayı imha edilmek üzere toplatılmasını ve çizilen yerleri çıkartmadan basan matbaacı hakkında Matbaalar Nizamnamesine göre gereğinin yapılması” istenmektedir.

Anlaşılıyor ki, Ermenice basılan söz konusu takvim öncesi bir Encümen kaydı ve incelemesinden geçmesine, bazı  sayfaların çizilerek çıkartılması istenmesine rağmen, bu hususlar dikkate alınmaksızın basılmış olmasından sözedilmektedir.Çizilen yerleri çıkarmadan basan matbaacı hakkında hukuki işlemlerin yapılması istenmektedir.

Bunun yanında takvim basım ve dağıtımı esnasında değişik bazı uygulamaların yapıldığına da şahit olabilmekteyiz.Bazı örneklerde  yurt dışından basılı takvimlerin gelip,Osmanlı Devleti sınırları içinde  satışı yapılabildiği gibi, bazı örneklerde de Osmanlı Vilayetlerinde  basılan takvimlerin yurtdışına çıkışlarına da müsaade edildiği görülmektedir. Örneğin, ODA  24/C/1312 Tarihli vesika, Ermeni Patrikhanesi’nce hazırlanan takvimlerin “gümrük geçişine müsaade” edilmesini istemektedir.

Ruhsatlanma sürecinde bazı farklı uygulamaların yapıldığı görülmektedir. Örneğin, Beyrut ahalisinden Selim İbrahim Sadır’a, senede bir kere tab ve neşretmek istediği “ Erraidül Osmani” adlı takvim için ruhsat verildiği bilinmektedir. Diğer taraftan  ODA 17/C/ 1321 Tarihli bir vesika ile de; “ Ebuzziya Matbaasında tab olunan “ Emirnevruz” adlı kitap ile Bağdatlıyan matbaasında basılan Ermenice takvimin muzır münderecatı cihetiyle toplattırılması ve bu konularda titiz davranılması gereğinin ilgililere tebliği” istenmektedir.

Hatta İstanbulda matbaacı olan Fransız Narsisi Aramiyan Efendinin tab’ına ruhsat verilen Ermenice takviminin neşr ruhsatı gecikmesinden dolayı uğradığı zararın tazminin istemeye hakkı olmadığına ve isterse mahkemeye müracaat edebilceğine dair  vesiya rastlanmaktadır. ODA 23/C/1312 tarihli vesikadan da anlaşılacağı üzere, tab ruhsatı ve neşr ruhsatı ayrı ayrı değerlendirilmekte, neşr ruhsatının gecikmiş olması sebebiyle muhtemelen basıp satamamış olan bir naşirin zararının tazmini istenmektedir.

Osmanlı Devleti Takvimciliğinde, gerek tab ve gerekse neşr ruhsatı konusunda  anlatıklarımızını dışında da çeşitli hüküm ve davranışların olduğu tesbit olunmaktadır.

Bunlara örnek olarak, Paris’te tab edilen almanak Astrolojisi adlı “ zararlı takvim”in yurda sokulmaması  (ODA 13 /C/ 1311 ) , Triyeste’de Anastas Köroğlu Samson tarafından basılan duvar takviminin bulunacak nüshalarının imhası ve basımı hakkında Adliyeye gerekli muamelenin yapılması (ODA  16/ R/1314), Encümen-i Teftişiye’den ruhsat almadan takvim basan Serviçin’n Adliyeye sevk edildiği ( ODA 13/ Ca/1314) , Sofya’da basılacağı haber alınan Arnavutça takvim hususunda tahkikat yapılması ( ODA 19/ S/ 1319), İtalya matbuatından “ Almanac Popolare Gocialista” isimli takvimin 1897 tarihli nüshasının sakıncalı olması sebebiyle Osmanlı Topraklarına sokulmaması ve intişarının engellenmesi ( ODA 01/ Ra/1320), 1903 senesine mahsusu “Almanac Sendean” isimli takvimin yurda girişinin men’i (ODA  20/B/1320), Anadolu Feneri adıyla 1902 senesi için çıkarılan Rumca takvimin muzır bulunduğundan Matbaat-ı Dahiliye İdaresince yasaklanması ( ODA 24/B/1320), Anamisis adlı Rumca takvimden çıkarılan muzır yerleri doldurmak için müellifi tarafından hazırlanan makalattan da sakıncalı sayılabilecek yerlerin çıkarılarak nüshalarından birinin Dahiliye Müsteşarlığına, birinin de sahibine verildiği (ODA 17 Zc/1320), 1904 senesine mahsusu Paris’te tab olunan Almanac Hachette adlı takvimin Osmanlı Topraklarında satılmasına meydan verilmemesi (ODA  16/N/1321), hemen peşinden de Almanac Hachette isimli takvimin neşrinin yasaklanmasına dair evraklar ( ODA 22/N/1321)  gösterilebilcektir.

Almanac Hachette konusundaki diğer bir malumat ise ODA 28/L/ 1321 Tarihli evraktır. Bu evrakta, Paris’te tab edilip zararlı içeriği sebebiyle memlekete sokulması yasaklanan 1904 senesine ait “Almanac Hachette Takvimi” isimli takvimin bir kısım nüshalarını ellerinde bulunduran bazı ecnebi kitapçıların, takvimin zararlı sayfalarının çıkarılmasına  da,  bedeli mukabilinde vermeye de muvafakat etmediklerinden sorun teşkil ettikleri, ancak bu iki şarttan birini muhakkak kabullenmelerinin sağlanması gerektiği hakkındadır. Ancak bu vesikanın kim tarafından kime yazıldığı hakkında malumat tarafımızdan çok arzulamamıza rağmen edinememiştir. Lakin tarafların kim olduğuna bakılmaksızın edinilen kanaat, basılmış bir nüshanın dağıtılmasına karşı alınabilecek  önlemlerin sıralanması açısından önem taşıdığıdır.Görülmektedir ki, tab ve neşr izni almaksızın takvim basmanın mümkün olmadığı, aksi durumda da zabıta gücünün kullandırıldığı ortaya çıkmaktadır.

Diğer bir örnek ise çok daha canalıcı hususlar belirtmektedir. ODA 20/ L/ 1321 tarihli vesika, “ Galata’da kain Souma Matbaasında izinsiz tab olunmuş olan Fransızca cep takvimlerinin matbuat müfettişlerini tarafından mühür altına alındıklarını, matbaacı Ziliç’in bu takvimin aslını,, “ Almanac Ziliç” adıyla da tab ettiği, matbaacı Souma’nın izinsiz olarak neşrederek kendisini zarara uğrattığını bildirmesi üzerine, şikayete ait numunenin ruhsatlı olup olmadığının Maarif Nezaretinden sorulması” hakkından bahsetmektedir.

Vesikada özetlendiği üzere, Matbaacı Ziliç’in “ Almanac Ziliç” adıyla basıp yayımladığı takvimleri,Galata’da başka bir matbaacı olan Souma’nın Fransızca cep takvimi biçimiyle izinsiz olarak tab ettiği, şikayet olunması üzerine de adı geçen şahsın ( Souma) ruhsatının olup olmadığının araştırılmasına yönelik bir olay anlatılmaktadır.

Diğer bir örnekde  ise, ODA 08/Ca/1321 Tarihli belge ile  “ Maarif Nezaretince basılmasına izin verilen Rumca Louis namlı takvimin sahip ve muharriri olan Dimostin Milanidis’in  Midili’de vefat ettiğinin anlaşılması üzerine ruhsatın kime ve hangi matbaaya verildiği hususunun Maarif Nezaretine sorulduğu anlaşılmaktadır.

Diğer bir vesika ODA 16/S/1332 ile Matbaacı Mehmed Hulusi Efendi’nin tabına ve neşrine istediği 1320 Sene-i MaliyesineMmahsus Türkçe Duvar Takvimine, yapılan tashihlerden sonra ruhsatın verildiği ifade olunmaktadır.

Ruhsatların cemiyet ve dernekler adına da tahsis olundukları görülmektedir. Evraklarımız arasında Yedikule Ermeni Hastanesi, Ermeni Patrikliği ve Eytam Hastanesi menfaatine neşredilmek istenen cep takvimlerinin basımına ruhsat verildiğini belirten yazışmalarda bulunmaktadır.

Matbu basım ve neşir usulüne tabi ruhsat işlemlerinin, ifade edilmeye çalışılan prosedür süreci, takvimle alakalı şahsi talep ve gönderilerin  olduğu anlarda  da aynı sürecin izlenmesini muhakkak kılmaktadır. ODA 03/Z/ 1325 Tarihli vesikada, Osmanlı tebasından Muhallebiciyan ve İtalyan tebasından Levi Hanım namına, Galata Gümrüğüne gelen Fransızca duvar takvimlerinin, mahzurlu bulunması sebebiyle yurda girişine müsaade olunmaması istenmektedir. Bu vesikada gümrüğe gelen takvimlerin miktar bilgisi yer almadığından, bir ihtimal posta  gönderilerinin kullanma amaçlı gelen takvimler olabileceği düşünülmektedir. Ki, kullanım amaçlı dahi olsa bu tür  bir iznin gerekliliğini, güven duyulamayan bir ticari anlayışa bağlamak daha mümkün görülmektedir.

Osmanlı Devleti Arşiv belgelerinde  takvim tab ve neşri hakkında yaptığımız araştırma neticesinde  sıkça rastlanan bir başka olgu da, gerekçe gösterilmeden  basımı yasaklanan, yurda( Osmanlı Topraklarına) girişi engellenen takvimler ile alakalıdır.

Örneğin, Atina’da Salyovero tarafından basılan Rumca “ Kazamya” adlı takvimin her defasında ülkeye girişi yasaklanmış bulunmaktadır. Keza bu yasaklar arasında Selanik’teki  Laayoka Matbaasında  gerek İspanyolca ve gerekse de Rumca basılan takvimlerin dahil edilmesi, Rumca basılan diğer takvimlerden olan İpatyakon Amrolion ( Takvim-i Mısır) ve  ayrıca Osevya adlı takvimlerin de  ilave edilmesi mümkündür.

Diğer bir ilginç nokta ise,  bu kadar çok yayın çeşitliliği olan takvim seçiminde bir müşkülata ve zorluğa düşmemek için olsa gerek, ODA 03/ Z/ 1312 Tarihli vesika ile “ Maarif Nezareti Kalemlerinde  kullanılacak takvimlerin Matbaa-i Amire’de basılan takvimlerden olması” tavsiye ve ihtar olunmasıdır. Tahmin olunmaktadır ki,  müneccimbaşılık müessesesinin hazırladığı veya onayladığı takvimler, ancak Matbaa-i  Amire’de basılabilmektedir.

 

SONUÇ:

İnceleme ve araştırmamıza zemin olan Hicri 1290-1330 yıllarına ait dönemin  evraklarına  göre, Osmanlı Devleti için sosyal yaşamdan daha çok  dini yaşamın bir gerekliliği gibi algılanan Takvim ve takvim yapımcılığı çok belirgin kural ve esaslar ile sınırlandırılmıştır.

Osmanlılarda takvim, herşeyden çok ve her şeyden  evvel, Evkat-i Şeriye’nin belirlenmesi için ihtiyaç duyulan bir nesne olarak nitelenmiştir.Keza, Osmanlı Astronomi hayatının bir dönem kemale ermesinin altında yatan ana sebep,  dini vakitlerin doğru ve hatasız tesbit edilmek istenmesidir.

Bu çabanın bir ürünü olan takvimler, matbaanın keşfinden önce yalnızca müneccimbaşıllık müessesesi  tarafından el yazma olarak hazırlanmaktaydılar. İlk nüshaları Padişaha takdim olunan bu takvimlerin bilahare çoğaltılarak saray içinde bazı erkana ve dini ulemaya  dağıtıldıkları aşikardır.

Zaman içinde müneccimbaşılık müessesesinin hazırladığı cedveller dahilinde, başka kişiler tarafından hazırlanma  elyazma başka örnekler ile de karşılaşmak mümkün olmuştur.

Lakin gerek matbaanın yaygın kullanımı ve gerekse de çeşitli dini azınlık ve cemaetlerin de takvim yapma gayretleri, Osmanlı Devleti yöneticilerinin “ takvim konusunda kutsalları olan evkat-i şeri’yenin hatasız ikmali” konusundaki kaygılarını arttırmıştır.

İlk öncelikle bu kaygıların giderilmesi, daha sonraki zamanlarda da başkaca endişe ve sorunların haledilmesi gayesiyle, takvim  yapımcılığına belli kayt ve nizamlar getirilmiştir. Bunların başlıcaları, takvim hazırlayacak insanların yada kurumların önceden ruhsat almalarını sağlamaktır. Ki bu ruhsat, tab ve neşr olarak iki ayrı ana statüde bulunmaktadır. Bu yönüyle, takvimi basacak matbaacı ( tab) ile takvimi hazırlayacak, yayacak, dağıtacak şahıs ( neşr), birbirinden ayrılmış, her ikisine de farklı sorumluluklar yüklendirilmiştir.

ODA vesikalarından edindiğimiz bilgilere göre, neşreden ( naşirin)  sorumluluğu, tabeden matbaacıdan daha ehemmiyetli ve önceliklidir. Çünkü, takvimin sahibi konumundaki  naşir, evkat-i şeriye’nin hatasız basım ve dağıtımından sorumlu tutulmuştur.

Bunun yanısıra, söz konusu belgeler içinde, tab ve neşr ruhsatıyla açıklanamayacak bazı kısıtlamalı takvim baskı, dağıtım, posta gönderisi gibi olaylar ile de karşılaşılmıştır. Bu olayların ayrı bir incelemeden geçirilmesi, “muzır”, “sakıncalı”, “ siyasi” ve benzeri  nitelemelerle ayrıştırılmasının asıl sebepleri üzerinde durulmalıdır.

Bir Cevap Yazın