Okul Arkadaşlığı

Dün gece neredeyse yatmaya hazırlandığım bir vakitti. Geçen günlerin üst üste gelen yorgunluğundan kalma bir saatti, sorulacak olursa. Herşeye rağmen o anda uzun uzun çalan telefonumda kayıtlı;  21.41. diye.

Seval Hocam idi arayan.Okul arkadaşım, sınıf arkadaşım, hemşerim ve de daha bir sürü yakınlığım. Mezuniyetimizden bu yana en sık görüştüğüm insanlardan biri, Seval Hocam ve eşi  Edebiyat öğretmenimiz Zekerriya Hocam.

Yıl içinde yaptığımız mutad telefon görüşmelerinden biri olduğu zannıyla rahat ve mutluyum. Sonra anlaşılıyor ki bir sorgu-suale çekileceğim. Hem Seval Hocam, hem Zekerriya Hocam ” bak bakalım diyorlar bilecek misin? ”

Anlaşılıyor ki sınıf arkadaşlarım yine maaile bir arada sohbetteler, yeme de içmede, hal hatır gidermedeler! 

Kiminle konuşacağımı bilmediğimden heyecanlıyım. Hata yapmak, isim hatırlamamak sonum olur biliyorum. Ama ne yazık ki isim hafızam da bu yıllarda oldukça kötü.Sona yaklaşıyorum.

Seval ve Zekerriya Hocamlardan süfle- yardım  istiyorum. Aldığım cevap, yıllar öncekiyle aynı; ” ben kopyaya karşıyım arkadaş !”

Sonra ses el değiştiriyor.

– Haldun, ben Hayrettin. diyor biraz da gülerek ve mutlu bir eda ile.

– Hayrettin? diye duraksıyorum. Çıkartamıyorum.

 Durumu anladığından ,sağolsun kurtarıyor beni. “Demirkasa’nın oğlu Hayrettin” diye tamamlıyor sözünü.

İşte o an bir bağırtı, gürültü kopuyor. Yaklaşık 37 yıldır görmediğim arkadaşım canlanıyor gözümde. Hem sınıf ve okul arkadaşım hem de hemşerim. Lakin yollar ayrılınca bir kez daha denk gelememiş idik.Konuşamamıştık. Karşılıklı mutluluklarımızı paylaştık o an. Oysa geriye dönebilsek, paylaştığımız ne sevinçler, ne acılar var. Ne kadar çok beraberliklerimiz var.

Eşi de sınıf arkadaşım Ayten idi. Onu sordum. Meğer Ayten de sırada bekliyormuş konuşmak için. Yıllar öncesinin anılarına döndüm. Onunla konuşmayalı da nerdeyse 35 yıldan fazlaydı. Aynı mahalleden sayılırdık üstelik Aytenle. Annesi ve babası da öğretmendi. Çok sevilir, çok sayılırlardı mahallemizde.

Ayten o heyecanlı sesiyle çok gerilerden başladı anlatmaya. Çocuklarını anlattı, durumlarını anlattı, annesini , babasını kaybettiklerini anlattı bir bir.  “Aynı Ayten” dedim içimden, keyifle dinledim.

Sonra, ” seni izledim televizyonda” diyerek konuyu benim Köy Enstitüsü çalışmalarıma getirdi. İşte o an, sohbetin en heyecanlı, en neşeli anları başladı. İlk kez o an duydum ki, annesi, babası Kızılçullu Köy Enstitüsü mezunlarıymış. Öyle olunca sohbet yeni baştan başladı.

İşte o an anlatacak çok şeylerimiz olmaz mı?

Sonra bir başka sınıf arkadaşım aldı telefonu, Aynur. O an siması  önüme geliverdi 37 yıl önceki gibi. Hiç görüşmemiş, hiç konuşmamış idik. Nasıl heyecanlandım anlatamam. Aklıma geliverdi o sınıfın sıraları birden. Bir sabah etüdünde yazmıştım, o ödül kazanan şiirimi. Bir mısrada  ” şehirli çocuğu Haldun” yazmak olmayacaktı besbelli dizelerime de,   ” şehirli olmayı yakıştırdığım”  o vardı ki, onun adını kullanmıştım. ” şehirli çocuğu Aynur” diye.

En son konuştuğum ise Şöhret Hocam idi. Arada sırada görüştüğümüz, mezunlar yemeğinde veya Salihli yollarında denk geldiğimiz kader arkadaşım. Aynı metanetle, aynı dirençle hayata bağlılığını sürdürüyor, neşeli ve mutlu olmanın işaretlerini veriyordu her zamanki gibi.

Akşamın detaylarını da ondan aldım. Hepsi şu anda Akhisar’da Hayrettin ile Ayten’in konukları olarak bulunuyorlardı. Mutad aylık kendi aralarında yaptıkları ziyaretlerden biriydi. Üstelik daha 4-5 arkadaşımız yatıya kalmadan gündüzden gelmiş, gitmişlerdi. Nereden baksan  15-20 kişi oluyorlardı.

Topu topu 32 dakika süren konuşmalar sonrası doğrusu, gözüm yaşardı. Yaklaşık en son 35-37 yıl önce gördüğüm insanların anıları, simaları önümde canlanıvermişti. Ne güzel günlerdi diyesim geliyor hep. Ne güzel arkadaşlıklardı. Ne güzel insanlardı.

Ne güzel hayatımız vardı bizim öyle. İçinde kardeşliğin, arkadaşlığın, sevginin, saygının bolca yer aldığı.

Acıların paylaşıldığı yıllardı.