Ankara, Biraz Çankaya Demektir.

Ankara’da doğmak gerekmiyor elbette Ankaralı olmak için. Ankarada yaşamak gerekiyor. Ankarayı solumak, koklamak gerekiyor. Renklerini hatırlamak gerekiyor sokaklarının, caddelerinin, bulvarlarının. Tadlarını, tuzlarını hatırlamak gerekiyor. Ad ad bilmek gerekiyor gidilecek yerlerinin. Rüzgarını, kışını, karını, soğuğunu bilmek  bilmek gerekiyor. Ya yağmurunu?  Bulutundan nem kapmayı, toprağından yer kapmayı öğrenmek gerekiyor.

Etlik’i , Cebeci’yi, Maltepe’yi, Gazi Mahallesini bilmek ve oralarda  yaşamak gerekiyor.Çankayada  olmayı, Çankaya’da yaşamayı istemek  gerekiyor.

Herşeyden öte, Ankaranın, biraz da Çankaya demek olduğunu hissetmek gerekiyor.

Ankarayı bilenler yukarı satırdaki yerlerin, birer semt adı olduğunu ve detayına inildiğinde de kendileriyle birer aks oluşturduklarını gayet iyi bilir. Cebeci-Maltepe- Gazimahallesi ki, nihayetinde AOÇ’ya kadar uzan bir aks, Etlik- Çankaya ise ikinci aks.

Cumhuriyet dönemi Ankara’nın bu iki aks üzerinde şekillenip, büyüyüp, genişlediğini belirtmeliyiz öncelikle. Tarihi kent gelişimi ve mimari kentsel estetik alan bu minvaller ve mekanlar üzerinde kendisine yer bulmuştur. Ankara’nın ilk iki büyük bulvarı da bu akslar üzerinde yapılandırılmıştır. Kuzey-Güney aksı olarak nitelen Çankaya- Etlik ( Keçiören) aksı üzerinde, Kızılay ve Ulus’u ile Atatürk Bulvarı; Doğu- Batı aksı olarak nitelenen üzerinde Kurtuluş,Kızılay, Maltepe, Tandoğan ile Gazi Mustafa Kemal Bulvarı ve devamı ile Ziya Gökalp Bulvarı.

Görüleceği üzere bu iki aksın kesiştiği nokta ise Kızılay’dır.

Doğrusun söylemek gerekirse, Ankara’ya yüksek öğrenim yapmak için gelen bir insan olarak, tüm Başkent hayatımın bu akslar üzerinde şekillenmiş olması, bulunmayacak bir şans döngüsüdür benim için. Okul ve yurt hayatımın Cebeci’de başlayıp, aksın devamı olan Maltepe ve Gazi Mahahallesi ile devam etmesi bir büyük tesadüf oluştururken, mezuniyetim sonrası bu aksı terk edip, önce Etlik’de yaşamaya başlamam ve sonraki hayatımı da Çankayada sürdürmemile ikinci aksa geçişim,  bu ilginç  yumağı benim için  biraz daha gizemli kılmaktadır.

Çankaya, bu tarihi aksların belirlenmesinin  ve tarihi kentsel oluşumun hayata geçirilmesinin nirengi noktasıdır da aynı zamanda. Ankara’nın Cumhuriyet dönemi kent yapılanmasının kararlarının, bizzat G.M .K Atatürk’ün direktifleriyle Çankaya Köşkünde yapılan toplantılarda alındığını biliyoruz. Bugünkü Ankara’nın ilk nüvelerinin  bu kararlar ve toplantılar olduğu çok açık.

Kuzey- güney aksının bir ucu olan Çankaya Köşkünden, diğer ucu olan Etlik bağlarının görüldüğü ve seçildiği her halde pek  mümkünmüştür. Okuduğumuz anılar ve kitaplar  bu konulardaki bilgi ve hatıralarla dolu. Lakin, her tarafın henüz işgal edilmemiş yeşilliklerle dolu olduğu bir ortamda, adeta vahanın içinden bir yol ayrımı gibidir bu akslar, bulvarlar. Yeni bir  hayat açmak, yeni bir yön çizmek gibidir.

Her şeye rağmen,bu iki semtin  ikisinin de aynı noktada hayata başladığı bir anda, Çankaya’nın bugünkü gelişimi ve cazibesi Mustafa Kemal’in,  yaşadığı ve yaşattığı semt  ayrıcalığıdır. Her ne kadar son yıllarda, daha kentsel başarıya yakın duran bir Etlik ile karşılaşsak bile bugünkü fark, doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in varlığı ve cismi ile alakadardır.

İşte bu yönüyle,” Ankara biraz da Çankaya demektir” söylemi, doğrudan doğruya Ankara kent yapısına uygun bir ifade tarzıdır. Ülkemizdeki başkaca hiç bir kent yapısına ve oluşumuna nasip olmayan bu ifade tarzı, aynı zamanda fikri bir dünyanın da müsebbibidir .

Elbette artık hiç bir yerde olmadığı gibi, ne  Etlik’de ne de Çankaya’da  da  o günkü insanların ve düşünüşlerin kalmadığı aşikardır. Hızlı ve güçlü bir dönüşüm geride çok az anı ve anıt bırakabilmektedir. Çok az anılarını hala yaşatan eski insanlar kalabilmiştir. O yılları görüp-yaşayanlara tesadüf etmek imkansız bir hal almıştır.

Ne varki , geride bıraktıkları resimler, sözler, yazılar yine de bizlere bir şeyler söylemeye devam etmektedir.

Bazen tek sözleri, çok şeyi ifade etmektedir: ,” Ankara biraz da Çankaya demektir”

 

Bir Cevap Yazın