Profesyonellik!

Evet, küskünlükler hemen zemin ve mekan buluyor.Üstelik zaman da.

Sergi Dönüşü ilk izlenimleri paylaştığım yazım üzerine aldığım yorumların, yalnızca  bir tanesini onaylayabildim. Bir kaçı ise onaylanamadı!

Nedir bu profesyonellikten kastınız diye soruyor arkadaşlarlar.

Artık anladım ki, İstanbul, profesyonel. Anladım ki, profesyonellik, yalnızca ambalaj ve paket!

İşin özünü düşünmek, yine biz amatörlere kalıyor.

Ruh muş, ahlak mış, değer miş, etik miş, öz müş, bunlar hep paketin içine atılan şeyler. Ne yazı ki “şeyler”!

Üstelik, profesyonellik iş de yapmıyor!

Varsın, amatör kalsın. Sergi, sergiye benzesin!

Hile, hurda olmasın!

Serilsin, herşey olabildiğince özgür ve mutlu.İçine düşmesin rahatlığın, kuruntusu!

Köy Enstitüleri Sergi Dönüşü

Sergilerin aşina olunan bir diğer yüzü de, sergi bitiminde kitapların ve belgelerin bilindik yerlerine yerleştirilmesidir. Aynen bugün olduğu gibi. Gerçi sergi bitmiş de her şey yerine yerleştirilmiş değil, bu kez. Sergide kullanılmayan malzemeler veya başka şekilde değerlendirilmiş malzemeler bugün yerlerine yerleştirildi. Diğer malzemeler ise aylar sonra yerine dönecek.

Malumunuz sergi 17 Ekim 2012 tarihine kadar açık olacak.

Günü gününe sergi yazılarımı yazamadım. Bugün 6’ncı gün. Anılar, olaylar, sitemler, küskünlükler, zamanla yer alacak bu sütunlarda. Elbette sevinçler ve mutluluklar da.

Şimdilik ilk olarak söylenmesi gereken; eğer bir sergi yapılacak ise, bu sergiyi işin içinde olanlar yapmalı!

Her ne kadar profesyonel olur iseniz olunuz, işin ruhuna hitap edemiyorsunuz!

Ne yapalım, biraz ruhsuz bir hal aldık. Bir de ders!

Ancak, bu kaçıncı sergim olduğunu şu an hatırlayamamakla beraber, yanımda olanları hep hatırlayacağım.

Düşen Tohum, Konuşan Toprak; Köy Enstitüleri Sergisi

Bu dört kelime, aslında bir Cumhuriyet tarihidir. Her hangi birini, bir diğerinin yanına yazdığınızda bile, hep size Cumhuriyeti anlatır. İlle de bu sıralamayı takip etmesi gerekmiyebilir.

Cumhuriyet bir topraktır. Üstüne tohum ekilesi gereken bir toprak.

Cumhuriyet bir tohumdur; her toprağa ekilmesi gereken bir tohum.

Bu adlarla kurgulanmış, Cumhuriyetin en büyük eserlerinden biri olan Köy Enstitülerinin 72’inci Kuruluş Yıl Dönümü için hazırlanan sergi.

Cumhuriyetin en büyük tohumudur, Köy Enstitüleri. Ürünleri alınmış olmalı ki bugün bir eserdir diyebiliyoruz.

Keza, Cumhuriyet öylesine bir topraktır ki, her bereketli tohumun sığınağıdır. Can bulası yuvasıdır.

Düşen Tohum, Konuşan Toprak; bir Cumhuriyet Sergisidir bu yönüyle. Yalnızca Köy Enstitüleri Sergisi değil.

Düşen Tohum, Konuşan Toprak; bir insan sergisidir. İnsanı yetiştirme sergisidir. İnsanı yüceltme, var etme sergisidir. Nihayetinde “tohum” da  insandır, “toprak” da.

Aylar öncesi, salt  Haldun Cezayirlioğlu’na ait kitap ve efemeralardan oluşan bir  koleksiyonun sergilenmesi  konsepti  üzerine kurulmuş bir sergi düşüncesi, bugün toprağını ve tohumunu bulunca, bambaşka bir evreye ulaşmış görünmektedir.

Ne güzeldir şimdilerde, kendimizi toprak gibi görmek. Üzerimize atılan tohumdan binlerce daneler vermek. Binlerce renk ve ışık vermek.

Evet, Köy Enstitüleri, değil düşmek,kapatılmak, yıkılıp atılsalar da, hep konuşulacaktır. Değil, üzerinden 60 yıl geçsin, 6 asır dahi geçse konuşulacaktır.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından hazırlanıp, Enstitünün Sergi Salonunda yer alan ” Cumhuriyetin Köy Enstitüleri 1940-1954″ adlı serginin açılışı, 17 Nisan 2012 Günü yapılacaktır.

Düşen Tohumu, Konuşan Toprağı görmek istiyenlere!

 

Nostalji Takvimi: Nisan 2012

İşte Nisan!

Nisan olacak da ben bugüne kadar sessiz ve sedasız kalacağım! Mümkün müdür? Ama oldu işte!

Nisan oldu, neredeyse bir çeyreği bile geçti de, ben hala Nostalji Nisan Takvimini yazamadım.

Gerekçe çok. Önce bir öksürük tutturduk, keyfimiz ve tadımız kaçtı. Ne yazabildim, ne de bu işlere vaktim kaldı.

Sonra, kendimi koca bir kıştan kalma saydım. Kış ne bitiyor, ne de umut veriyordu! Ancak aralıklardan sokaklara çıkma fırsatı yaratabiliyorduk. Güneşi kollayıp, sıcağa esir olabiliyorduk.

Ama hala Nisan gelmemiş gibi ortalık. Hüküm veren hala Kış, hükmeden hala Mart! Şahitim, bugünkü havadır. Hava kapalı, güneş ancak fakirlere gülme adına, kendini üç öğün gösterebilmekte.

Sonra gölgeler oluşmakta, ağaçların altında. Hayret!

Bir bakıyorsunuz,  o gölgeler, anında zifir karanlık.

İşte Nisan bu şimdi. Hani  “ayların en zalimi” denilen Nisan bu!

Daha April’in Beşi gelecek, ardından Sitte-i Sevr. Ardından gelirse artık Bahar! Daha önceki yıllarda esemasi okunmayan bu günleri, şimdi korkuyla beklmekteyiz adeta. Tabi, görünce kışın neler yaptığını, Nisan’dan korkmaya başladık doğrusu. Zalim Nisan, hala kışa yüz verecek, ona yine söz verecek.

Nisan; seni hiç sevmedim. Gözüm baharda. Bahar, gözüm!

 Sizi hala kışın sevdalısı olan Nisan 1949 Takvimiyle başbaşa bırakıyorum.