Koleksiyonumdan Kitaplar: Anadolu Çizgisi

Anadolu Çizgisi ( Gezmek tozmak üstüne) M. Ziya Ünsel’in  1954 başlattığı gezi kitaplarından sonuncusunu teşkil etmektedir. Beydağ, Yeşil Malatya, Harput Masalı ve Mutlu Güney adlı kitaplar, onun  gezi türünde sözünü ettiğimiz kitaplarını oluşturmaktadır.

Müellifin gezi yazılarından önce “spor” ve “hitabet” konularında çeşitli eserler yayınladığı görülmektedir.

Anadolu Çizgisi, Işık Yayınları  tarafından 1964 yılında yayınlanmış, İstanbul Ekin Matbaasında 1964 yılının Haziran ayında  basılmıştır.. Sayfa boyutları 16.5 cm x  11.9 cm olup toplam 194 sayfadır.

Kapakta ve sayfa içlerinde yer alan çok sayıdaki motiflerin  çizerliğini, Hüsnü Züber, tarama resimleri de Cevat Ulger ve Mustafa Yazla  birlikte yapmışlardır.

Yazarın kitabın basıldığı tarihlerde Bursa’da ikamet ettiği hem kitap içinde belirttiği “ Kitap İsteme Adresi”nden, hem de Işık Yayınlarının, Bursa kuruluşlu bir şirket oluşundan anlaşılmaktadır.

Kitabın satış fiyatı, dış arka kapak üzerinde 4 Lira olarak belirtilmiştir.

 Müeellif, önsöz nitelikli yazısında “ Anadolu yolarında kamyon tepelerinde yıllar yılı gezdim. Anadolu dağlarının karlı doruklarında bin çiçekli yaylalarına çıktım.Bir kaç dam, incecik bir su kıyısı ve üç beş sıralı kavaktan kurulu, küçücük köylerinde ömrümün en tatlı yaşamını geçirdim.” diyerek ve yazılarının kaynaklığını açıklamaktadır.

Aşağıda yazarın kitabında yer alan  “ Sivas Çimentoda Havuzbaşı” başlıklı bölümünden bir alıntı yer almaktadır.

 

Akşam Saatlerinin Panoraması:

“Güneş arkamızda alçalıp akşam vakti geldi mi manzaranın daha şairane yönü Sıvas Ovasıdır. Uzaklardaki çıplak dağlar, yavaş yavaş mor dağ olur. Hani şu,şiirlerde okuduğumuz, hülyalarımızda var ettiğimiz mor dağlar. Mor dağların altında geniş bir şerit gibi uzayıp giden Sarı Ova.

 Bazen üç-beş dizilik söğütler bu sarı yazı üzerinde yeşil top yuvarlaklar olurlar. Sarı ovanın yeşil süsleri, yeşil yeşil, top top.

 Daha beride Kızılırmak pırıl pırıl bir yoldur. Güneşin ışıklarını alır. Gümüşten bir çizgi olur. Sivas Ovasında ışıyan gümüş kakma bir çizgi.

 İstanbul’da Fındıklının tepesinde, cennet bahçesinde oturup akşamları Üsküdar’ı, Karacaahmet’in servilerini bilmem hiç seyrettiniz mi? Orada, fukara Üsküdar’da  akşam güneşinin ışıkları tahta kaplamaları kararmış asırlık evlerin pencerelerine vurur da alev alev olur, güneşin batışına bakan aynalar gibi parıl parıl parlar her pencere. Zaman geçer. Biri söner, öbürü yanar. Ve altın ışık demetlerini taaa karşı kıyıda oturan sizin gözlerinize kadar gönderirler.

 Gene Yahya Kemal’i şiirleri ile anarız.

 “ Akşam, lekesiz, saf, iyi bir yüz gibi akşam,

Ta karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam.”

 Kızılırmak da işte böyledir. Gündüzleri uzaklardan seçilmez. Yanına varmış olsanız boz bulanık bir sudur. Akşamları işte böyle güneşi gözünüze tutar da varlığını duyurur, yakutlar gibi. Ve Kızılırmak, işte asıl o zaman çizilir anılarınıza.

 Sivas Çimentonun Tepe Gazinosunda manzaraya bakmağa doyamazsınız bu akşam saatlerinde.

Sonra, güneş batar. Lacivert  bir akşam içinde yer yer ışıklar yanar. Ortalık karardıkça, yanan ışıklar da daha çok parlar, yıldız yıldız olur ve artık hayaliniz işlemeğe başlar: kapkara bir deniz ötesinde karşı yaka. Caddeler,sokaklar ve liman. Çimentonun dumanlı bacaları belki de bir vapurun bacası. Fabrikanın ışıkları o vapurun güvertelerinde, lumboz deliklerinde yanan ışıklar. Ya da bir gece Kadıköyden Köprüye dönüşte uzaktan limana bakış.

 Geceleyin kızkulesine karşı İstanbul buradadır.”

 

Bir Cevap Yazın