Fenerbahçe Olmak

 ” Bu yazı, üç oğluna da Fenerbahçeli olmayı öğretmiş, hafta sonlarındaki maçları radyoda dinlemeyi bir tutku haline dönüştürmüş, ancak ne yazık ki erken vefatı nedeniyle, Fenerbahçe’nin hiç bir maçını televizyonlarda izleme zevkini tadamamış babama , sevgililer günü anısına adanmıştır”

 Sevdanın renklerini onlar çizdiler, herkesten önce. Çubuklu, çubuksuz forma diye ayırmadan, her yerde sarı, her yerde laciverttiler.

 Aslında her deplasmanda, her kış günündeki soğuk, çamur ve karda,  her uzak yerde, takımlarını destekleme adına,  sevdaları bir kez daha depreşirdi. Koro halinde bağırış ve çağırışları da bir takımdan çok, o renklere bürünmüş olan kendilerineydi. Artık, onlar Fenerbahçeli değil, Fenerbahçe idiler.

 Ellerinde pankartları, sırtlarındaki formaları, üstlerindeki eşofmanlarıyla onlar bir taraftardan çok, şimdi takım idiler.

 İşte kendilerinden başka kimsenin anlamak istemediği, anlamadığı da buydu. Onlar kendilerinden sessiz kalmaları, tepkisiz kalmaları istenemeyecek kadar sevdalılardı. Sevda bu!  Sesliydiler. Tepkiliydiler.Yürekliydiler. Evet yürekliydiler. Her şeyin pahasına, her yerde yürek yürek idiler.Kimse anlamadı onları.

 Yani,  onlar yeşilçam filmlerinde birbirine kavuşamayan aşıklar örneği, sevdalarını hastaneye yatırıp, ya da toprağa teslim edip evlerine mi dönselerdi? Unutup gitseler miy di? Ardından bakıp kalsalar mıy dı? Bir sigara daha tüttürüp, boynu bükük geri mi dönselerdi? Kimi evine, kimi sokağına, kimi kentine mi dağılsaydı?

 Asla!

 Onlar biliyor ki; hastaneye yatırılan sevdalı da, toprağa verilen sevda da kendileriydiler. Onlar sevdasız  olamazlar, evlerine dönemezler. Unutup gidemezler. Ardından bakıp kalamazlar.

 İki aşıkın dertleşip, tartışmalarından bile zevk alıp, “ kız bize kalsın” veya “oğlan başını kurtardı” triplerine takılıp  kalan  bir toplumun bireyleri  olarak, hiç böylesine bir sevda gördünüz mü siz?  Bir başkanınız oldu mu sizin hiç? Fenerbahçeli olması yetmeyen, kendisi de  Fenerbahçe olan bir başkan? Gördünüz mü böyle bir adam?

 Sevda, her yolun taşlarını adım gibi bilmekten geçer.Adım adım gider sevdanın yolları.

Yolda kalanları, kaldırmakla biter o yıllar. Düşene basmakla değil! Çiledir, derttir yollar. Yollar ve yıllar  adam eder adamı!

 İşte bu yüzdendir yolların kalabaklığı.Bu yolda düşen kaldırılmakta, yolda kalan sırta alınmaktadır. O yollar şimdi daha da dolacak,  şimdiye değin verilemeyen sevda diyetleri yollara serpilecektir. Nice yılların günahı arınacaktır. Günahsız yollar açılacak, serpilen diyetler, kanarya sarısı goncalara bürünecektir.

 Keza, sevda diyetleri gönülden ödenirken, Fenerbahçeye başka diyetler ödetmeye kalkanların yolları tıkanacaktır.

 Anlayın! Ne olur anlayın, özünde bu bir hak arama mücadelesi değildir. Nice haksızlıklar, göğsümüze yıllarca mezar olmuştur. Nice haksızlıklar,burada gömülmüştür.  Yürüyüşümüz hak mücadelesi değildir.

 Yürüyüşümüz, Fenerbahçeli olmayı yeterli görmeyenlerin,  artık Fenerbahçe olduklarının bir gösterisidir.

 Başkanlarından, topçusuna kadar Fenerbahçe olanların yürüyüşüdür. Renk renk, dillerde marşlar ve şarkılarla.

 Henüz, bir takım taraftarı olmaktan öteye geçememiş, bu şansı yakalayamamış olanların anlamakta güçlük çekecekleri bir konudur bu.

 İnsanlar, niye bağırır, niye “Başkan! Başkan!” diye inletir, niye “düşürün bizi, düşürün” diye yalvarır, niye “ Bankasya’da olsa yolumuz, tükenmeyecek soyumuz” diye çığırır?

 Niye?

 Anlamazlar! Bilmezler!

 Oysa Fenerbahçe, uğruna savaş vermektedir. Fenerbahçe, sevdayı dik ve ayakta tutmaktadır. Fenerbahçe, sevdayı temiz kılmaktadır. Fenerbahçe sevdanın heykelini oymaktadır..

 Fenerbahçe, Fenerbahçe olmaktır.

 

 

One thought on “Fenerbahçe Olmak

  1. Her nedense babamın sağlığında radyodan maç dinleme zamanları olarak hep kış iklimi aklımda kalmış.Pazar günü,öğleden sonraları ikindi vakti falan.Annem yatak odasında ütü yapıyor.Balkon camları buğulu.Haluk bey ve sen okula gitme hazırlığındasınız.Tırnaklar kesilmiş.Babam stresli.Bir mutfak,bir yatak odası gidip geliyor.Belli ki takım hala rahatlatacak sonuca ulaşamamış.Aynı şimdiki gibi.Büyük kaptan Cemil bir türlü çerçeveyi bulamıyor.Aynen büyük kaptan Alex’in penaltıdan bile çerçeveyi bulamadığı gibi.Galiba babam sigarada içiyor o zaman.Net hatırlayamıyorum.Hem belki de evin içinde içiyor.Babanem de dinlermiydi maçları?Gene belleğimde yok.Ama zaten o üç takımlıydı.%30 Fenerli..Bu görüntünün sonunu getiremiyorum beyim.Gol attık mı?,yedik mi?Annem tokat yedi mi?Hiç bir bilgi yok.Tokat hadisesini açayım.Annem ile babam 16 yıl evli kalabilmişler.Malum ölüm olmuş.Annem hep der ki; babanızdan 16 yıl da iki tokat yedim.Biri 27 Mayıs 1960 sabahı sevinçten, diğeri Fenerbahçe’nin Eskişehirspor’a 2-1 yenildiği bir maçta sinirden.Eee ikisi de Cumhuriyetin nimetleri.Biri T.C.,diğeri,F.C.)Ama beyim babam anneme hep dermiş;”Şükran bir zaman gelecek,biz bu oynayanları radyonun içinde görecez.”Evet babamla bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı izlemek isterdim.Yenilsek te ziyanı olmazdı…Çünkü Fenerbahçenin büyüklüğü galibiyet ve şampiyonluk büyüklüğü değil.O başka bir büyüklük işte.Bugün olduğu gibi dağa taşa ve de Metris’ ve de Silivri’ye “EN BÜYÜK SEVDAMSIN” yazabilme büyüklüğü.Yazın çok güzel beyim.Kalemine sağlık.Beni de duygulandırdın.Selamlar..

Bir Cevap Yazın