Ankara ve Unutulmaya Yüz Tutmuş İsimler

Ankara Belvü Otel

 

Milli Mücadele sonrası Ankara’da Cumhuriyet Kurulurken ve yeni bir Başkent yapılandırılırken, inşa olunan bu yapıların mimarı, müellifi, müteahhiti veya mühendisi olarak bazı isimler ön plana çıkar ve dönemin yapılarına imzalarını atarak, birer tarihi kimliğe bürünürler. Bu isimlerin farklı milli kimlik taşımış olmalarının da tartışılır bir durumu olmadığı gibi, bilakis kültürel arayışın sentezini oluşturmada önemi inkar edilemez rolleri olmuştur.

Ne var ki, milli hasletlerimiz için de pek yer almayan, yapıcı ve inşa edici sanat adamlarının değerlerine ve kimliklerine sahip çıkma kültürümüz, bu mecrada kendisini daha da belirgin hissettirmekte, bu isimlerin bir çoğunun adları bazı mekanlara “ad” olamadığı gibi,unutulup gitmelerine engel olamamaktadır.

Her birini, saygıyla ve minnetle anmamız gereken bu isimler, yeni bir Başkent yaratıldığının ve kendilerinden de eserleriyle buna katkıda bulunulmasının istenildiğinin farkındaydılar. Gerektiğince incelendiğinde bunun izlerini, eserlerinde görmek mümkün olmaktadır.İşte onları farklı ve önemli kılan da bu incelikleridir.

Kurulan Cumhuriyetin ekonomik ve felsefik düşünce yapısı olarak daha çok devlet resmi binası, devlet kuruluşu olarak biçimlendirilen ve tasarlanan bu yapılar, tahmin olunacağı gibi bir çok devlet kurumuna da ev sahipliği yapmıştır. Çok uzun süreler söz konusu bu binaların devlet tüzel kişiliği korunmuş, ancak son bir kaç yıldır bazılarında bu hüviyetinden uzaklaşılır hal oluşmuştur. Ancak çoğunun günümüzde değişen / değiştirilen ihtiyaçlarla birlikte farklı amaçlarla da olsa hizmet vermeye devam ediyor olmasını, Ankara’nın yine de çok değerli bir şansı olarak nitelemek gerekmektedir. Bir çoğunu eski ve bakımsız halleriyle de olsa ayakta görmek, insana hala farklı duygular yaşatabilmektedir.

Bunlara kısaca göz atacak olur isek; daha önceki bir yazımızın konusunu teşkil eden ve Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak kullanılan Ulus’taki Birinci Meclis binası, 1915 yılında ilk olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulüp Binası olarak tasarlanmıştır. Planı, Evkaf Mimarı olarak anılan ve bilinen Salim Bey tarafından tasarlanan tek katlı yapı, 23 Nisan 1920 ile 15 Ekim 1924 tarihleri arasında bilindiği gibi Birinci TBMM binası olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet Dönemi bir yapı olarak adlandırılması mümkün olmamakla birlikte, Cumhuriyetin Kurulduğu Bina oluşu sebebiyle, kayda alınması uygun görülmüştür.
Atatürk’ün Büyük Nutuk’u okuduğu Ulus’taki İkinci Meclis Binası da günümüzde ön kısmı Cumhuriyet Müzesi, arka kısmı ise Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.İnşaasına 1923 yılında başlanıp, bir yıl sonra da hizmete alınan binanın mimarı, Mimar Vedat’tır.

Cumhuriyetin ilk bakanlık binası olan Ulus’taki Maliye Bakanlığı Binası, Müteahhit Mimar Yahya Ahmet ve Mühendis İrfan tarafından tasarlananarak, 1925 yılında inşa edilmiştir.

Günümüzde hala Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Merkez Binası olarak kullanılan, ancak ilk olarak Hariciye Vekaleti, sonraları Gümrük ve Tekel Bakanlığı olarak kullanılan bina, 1927 yılında Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından tasarlanmıştır.

Günümüzde bir vakfa tahsis edilmiş olan “İnhisarlar Baş Müdürlüğü” Binası, 1928 yılında Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanıp inşa olunmuştur.

Bugün Gazi Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan ve zamanın “İlk Muallim (Öğretmen) Mektebi” olan Gazi Terbiye Binasının inşaasına, Mimar Kemalettin Bey tarafından 1927 yılında başlanmıştır. Aynı yıl Mimar Kemalettin Bey’in vefatı üzerine inşaasına müellifinin karakteristliği doğrultusunda devam olunarak ancak 1930 yılında bitirilebilmiştir.

Bugün Yargıtay Ek Binası olarak kullanılan ancak ilk olarak “İktisat ve Ziraat Vekaleti” olarak yapılan ve daha sonra Ticaret Bakanlığı tarafından kullanılan bina, Mimar Clemens Holzmeister tarafından 1934-1935 yılında inşa olunmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarının uluslararası mimarlık örneklerinden olan Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) Binası ise Mimar Nazmi Bey tarafından tasarlanıp, Müteahhit Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1925 yılında inşa edilmiştir. Bina, daha sonra 1928-1930 yılları arasında Mimar Ernst Arnold Egli’nin yaptığı değişiklikle bugünkü görünümünü almış, daha sonraki yıllarda Sayıştay’ın yeni binasına taşınmasının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir.

Yine günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kullanılan Anafartalar Caddesi’ndeki “Adliye Binası”, 1925-1926 tarihlerinde Tahsin Bey tarafından tasarlanarak inşa olunmuştur.
Günümüzde kendi yerleşke alanı Atatürk Kültür Merkezi olarak, dış saha mekanları ise Tören Alanı olarak kullanılan “ Hipodrom”, İtalyan Mimar Vietti Violi tarafından tasarlanmış ve gerçekleştirilmiştir.Cumhuriyet Döneminin en renkli görüntülerine sahne olan Hipodrom, 1936-1938 yılları arasında yapılmış, çok uzun yıllar at koşuları düzenlenenerek o yılların heyecan verici unsurları içinde yer almış ancak, 1978yılında da yarışlara kapatılarak, bugünkü görünümüne terk edilmiştir.

“Musiki Muallim Mektebi” adıyla Talatpaşa Bulvarı’nda açılan Devlet Konservatuvarı Binası da bugün kültür merkezi olarak kullanılıyor. Mimar Ernst Arnold Egli tarafından tasarlanarak, 1927-1929 yılları arasında yapılmıştır.

Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Opera, Bale ve Tiyatro Binası olarak kullanılan, Cumhuriyet Başkentinin uzun yıllar sanat ve kültür merkezi olan Sıhhiye’deki “Sergi Evi” ise Mimar Şevki Balmumcu’nun tasarımıdır. Söz konusu bina, hızla büyüyen Ankara’da opera, bale ve tiyatro binasına ihtiyaç duyulması üzerine Mimar Paul Bonatz tarafından Opera Binasına dönüştürülmüştür. Cumhuriyet’in İkinci Ulusal Mimari örneklerinden biri sayılan bu yapı, 1949 yılında Büyük Tiyatro olarak hizmete açılacaktır.
Günümüzde Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Devlet Konuk Evi olarak kullanılan ancak Milli Mücadele sonrası Ankara’nın sosyal ve siyasal dünyasının en önemli mekanı olan İstasyon Caddesi’ndeki “Ankara Palas”, Mimar Vedat Tek tarafından tasarlamıştır. Yapımına 1924 yılında başlanan bina, 1928 yılında Mimar Ahmet Kemalettin Bey tarafından tamamlanmıştır.

Tesadüftür ki; aynı yıl içinde , 1928 yılında tamamlanan ve Ankara’nın ilk büyük otellerinden olan “Belle Vue (Belvü) Palas” da Mimar Kemalettin tarafından tasarlanarak inşa edilmiştir. Uzun yıllar otel olarak kullanılan bina 1970 yılında yıkılmış, yerine başka bir otelin ( Stad Otel) yapılmasına zemin oluşturmuştur.
Günümüzde Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Küçük Tiyatro ve Oda Tiyatrosu olarak hizmet veren bir dönemde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne hizmet vermiş olan “Evkaf İkinci Vakıf Apartmanı”, aslında Vakıflar Genel Müdürlüğüne gelir sağlamak amacıyla yapılmış bir binadır.Tasarımında 1927 yılında vefat eden Mimar Kemalettin’in imzası bulunan bina, 1928-1930 yılları arasında inşa olunmuştur. Evkaf İkinci Vakıf Apartmanı, uzun yıllar, Apartman olarak görev yaptıktan sonra 1947 yılından itibaren küçük tiyatro olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bugün resmi bir devlet kurumuna mekan olarak hizmet veren, Cumhuriyet Dönemi Ankara’nın temaşaalı ve şaşaalı hayatının bir gösteri alanı olan “Gar Gazinosu”, Mimar Şekip Sabri Akalın tarafından tasarlanarak, 1935-1937 yıllarında inşa edilmiştir. Bu yapı, 1960’lı yılların sonuna kadar Ankara’nın bir numaralı eğlence merkezi olarak kullanılmıştır.

Günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün hizmet binası olarak kullanılan zamanında Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası olarak açılan ve “Etibank Binası” olarak bilinen yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü mimarlarından Sami Arsev tarafından tasarlananarak, 1935-1936 yılında inşa edilmiştir.

Günümüzde artık kullanılmamakla birlikte Atatürk Bulvarı Eski Bankalar Caddesi üzerinde bulunan “Emlak Eytam (Emlak Kredi-Etibank) Bankası” Binası Mimar Clemens Holzmeister tarafından 1933-1934 yılları arasında inşa olunmuştur.

Günümüzde İller Bankası olarak kullanılan Opera Meydanındaki “Belediyeler Bankası Binası”, Mimar Seyfi Arkan tarafından tasarlananarak, 1937 yılında inşaa edilmiştir.

Ulus’taki Ziraat Bankası Merkez İdare Binası, Mimar Giulio Mongeri’nin tasarısı olarak 1926-1929 yıllarında inşa edilmiştir. Bina, 1981 tarihinden günümüze de Türkiye’de açılan ilk banka müzesi olma özelliğini taşımaktadır.

Halen, Merkez Bankası Binası olarak kullanımına devam olunan bina, Avusturyalı Mimar Clemens Holzmeister tarafından tasarlanarak, 1931-1933 tarihleri arasında yapılmıştır.

Atatürk Bulvarı ile Baruthane Caddesinin kesiştiği köşede yer alan “Osmanlı Bankası Binası”, günümüzde de başka bir adla aynı işlevle kullanılmaktadır. Bina, 1926’da İtalyan Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanarak yapılmıştır.

Cumhuriyet Öncesi ve Millli Mücadele Dönemi Ankara’nın en büyük simgelerinden biri olan Taşhan – Angora Hotel’in yıkılması üzerine bu alan üzerine inşa olunan Ulus’taki “Sümerbank Binası”, Mimar Martin Elsaesser tarafından tasarlanmıştır. “Beykoz Ürünü” mamuller görmeye aşina olunan mekan üzerinde, şimdi yabancı mamuller satan, yabancı logolu bir firma görmeye pek ses çıkarmadığımız bina, 1937-1938 yıllarında inşa edilmiştir.

Ankara’da yapıldığı ilk günden beri, yapılış gayesine uygun olarak aynı amaçla hizmet vermeye devam eden ender binalardan biri; Ulus Türkiye İş Bankası binasıdır. Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanarak 1929 yılında inşa edilen bina, aynı zamanda en eski yapılardan bir olma özelliğini de korumaktadır.

Anlatmak istediğimiz paradoks ise son iki paragrafımız içinde saklı bulunmaktadır; yıllar öncesi çocuklarımla bir bayram arefesinde Sümerbank ürünü bir bot almak için sıraya girdiğim mekanının yerinde bugün başka yellerin esiyor olmasıyla, hemen 30 metre ötesindeki İşbankası Binasının ise hala aynı binada ve aynı şekilde bankacılık faaliyetine devam ediyor olmasıdır. Hangisinin “Ankara” olduğunun takdirini, okurlarımıza bırakmalıyız.

Bu yazımızda mimarı, müellifi, müteahhiti belli olan, Cumhuriyet Dönemi Türkiyesinin, Başkentine , Ankarasına layık bazı mimari yapılardan bahsettik. Amacımız, bu yapıları anmak ve hatırlamaktan çok, bu yapılara imzalarını atan isimleri anmak ve onları hatırlamaktı. Hala hiçbirinin ( haydi diyelim bir çoğunun) adları, hiç bir sokak , cadde , bulvar levhasında yer almaz. Hiç birinin adı, ayakta dimdik duran yapılarındaki,eserlerindeki, evlatlarındaki küçücük bir yerinde plaket üzerinde yazmaz.

Onları saygıyla anmak, bıraktıkları eserlerin kıymetini anlamaktan geçmektedir. Günümüzde bu eserlerin fotoğrafını çeken insanları görmek, aynı zamanda onları “anmak” ve “anlamak” anlamına gelmekte, bizim yüzlerimizde de buruk bir gülümsemeye neden olmaktadır.

 

Bir Cevap Yazın