Demirci Telefon Rehberi 1958

Meğerse o yıllar ne yıllarmış. Meğerse o yıllar ne zor yıllarmış. Bizim bebekliğimiz, çocukluğumuz, ülkenin ise yokluk, fakirlik yıllarıymış. Anamın dediği laflar şimdi birbiri ardına diziliyor. “ Nerde biberon? Babanın rakı şişelerinin ağzına emzik takardım sana” “ Hiç emmedin ana sütünü.” “ Soğuk olur içmezsin, sıcak olur yanarsın, öyle zordur ki sana süt içirmek! Keşke emseydin de ne sen, ne ben zorluk çekseydim”

 Sonra da takılmak bana düşerdi; “ Dua et babam içermiş de şişe bulurmuşsun!”

 Zor yıllarmış gerçekten. Bu anlatılanlar, bu hatıralar zaman zaman akıldan akıp gidiyor, yerinde hiç durmuyor. Lakin o yılların zorluklarına dem vuran bazı belgeler ortaya çıkınca, insan daha çok şaşırıyor ve yalın bir gerçekle yüz yüze kalıveriyor. Çaresiz kalıveriyor.

 İşte bugün bir belgeyle öğrendim; doğduğumda evimizde telefon olmadığını. Çok şaştım. Oysa şimdiye değin bu konuyu hiç sorgulamamış, hiç merak etmemiştim. Bu yazıyı yazarken hafızamda yeni yeni bir şeyler kımıldadı; sanki evimize telefonun ilk geldiği günün heyecanını yaşar gibi oldum, belli belirsiz. Ama ne kadarı doğru, ne kadarı hayal bilmiyorum.

Ama bir doğru var ki; değil benim doğduğum yıl 1957’de,  1958 yılında bile evimizde telefon yokmuş. Nasıl olur değil mi? Ama yokmuş. Yokmuş işte!

Henüz belge elime gelmediği için son iki haftadır, eşimi dostumu arıyor, onların hafızlarındaki kırıntılardan istifade etmeye çalışıyordum. Bilgiler birbirini tutmuyor, yanılıyor, şaşırıyorduk. İlginç değil mi; evinizin ilk telefon numarasının hatırlanmaması, bilinmemesi? Yanlış numaralar üzerinden hayal kurulup, yanılsamalarda bulunulması. Olmadık telefon numaraları üzerine hikâyeler yaratılıverilmesi!  Bunu olmadık sohbetlerin delilleriyle kuvvetlendirilmeye çalışılması!

 Haydi diyelim, evinize telefonun ilk hangi yıl geldiğini bilmeyebilirsiniz; ama numarası da hatırlanmaz mı?

 Sonunda yine bir belge imdadımıza yetişmiş, babamın 42-45 yıl öncesine ait kartvizitine yansımıştı  aradığımız telefon numarası. Bu bilgiye ulaşınca, iz sürmeye devam etmeli, küçücük de olsa, bir ilçenin saygın, sevilen ve mahalli bir bürokratının yaşadığı, eşiyle birlikte 3 çocuğu yetiştirdikleri bu evin, hangi yılda bir telefona sahip oldukları araştırılmalıydı.

 Üstüme düşen görev üzerine yaptığım çalışmaların ilk aşaması sona erdi ve  tümüne değil ama, bazı bilinmezlere cevap oluşturacak ve bazı şaşırtıcı bilgilere yol açacak belge elime bugün ulaştı.

 Postadan gelen zarftan çıkan belge; “PTT Demirci Telefon Rehberi- 1958” adlı bir kitapçık. Toplam 16 sayfa, bununda ilk 3 ve son 4 sayfası bilgi, uyarı ve özel telefon listesine ayrılmış olunca geriye yalnızca 9 sayfa kalıyor. Bu dokuz sayfanın, 5 sayfası da, REKLAMLAR!

 Anlayacağınız, PTT Genel Müdürlüğü’nün o yıla mahsus, bütün aboneleri için İl ve İlçe bazında bastırdığı Telefon rehberiyle karşı karşıyayız. Diğerlerini bilmem ama bu rehber, İzmir TCDD Matbaasında, 1958 yılında basılmış.

 Rehberin kapağını süsleyen siyah ahize, bizlere hala nostaljik gelebilir, ancak gençlerimiz, bu büyüklükte ahizenin kapakta kullanılmış olmasına bir anlam veremeyebilirler.

 Ön kapak içi, “ Sayın Abonelerimizden Ricalar” a ayrılmış ve şöyle bir girizgâhta bulunulmuş: “ Telefonlarınızın mükemmel çalışmasını sağlamak için müessesemizce sarf edilen gayretlere muvazi olarak sizlerin de riayet etmek lütfünde bulunmanız icap eden hususları bilhassa dikkatinize arz ediyoruz”

 Sonra da altına 7 madde olarak bu ricalar sıralanmış. Sanırım Rehberin basılma gayesini de ortaya koyan, 7. Madde çok anlamlı.

 “ Lüzumsuz yere bir konuşma parası ve vaktinizi ziyan etmemek ve sizinle ilgisi olmayan tanımadığınız bir aboneyi rahatsız etmemiş olmak için, konuşmak istediğiniz kimsenin numarasına yeni Telefon rehberinden dikkatle bakılması”

 Gerçekten ilginç yıllarmış. Yokluk, fakirlik yıllarıymış ama nezaket ve letafetin olduğu yıllarmış.

 İç kapağa gelince başka bazı izler bulmaktayız. Önce söylemeliyiz ki; sayfanın yarısı Rehberin adı ve ait olduğu tarihe ayrılmış, kapak altında yukarıda belirttiğim baskı yılı ve matbaa bilgileri derc edilmiş, kapağın ortası ise “Lüzumlu Telefonlar” diye kocaman bölünmüş.

Neymiş bu Lüzumlu Telefonlar derseniz?

İtfaiye: 1

Sağlık Merkezi: 19 numara.

 Beni şaşırtan başka bir iz ise; şimdi elimde olan söz konusu bu telefon rehberinin, bir zamanlar,  İstanbul Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı’nın envanterinde yer almış olmasıdır. Kütüphanenin 167076 no’lu kaydını taşımaktadır. Yazık, İstanbul Üniversitesi bizi kayıttan düşmüş! Kim bilir daha neler kayıttan düşülmüştür?

 Olsun, sanırım bu rehber artık bizim kaydımızda olacak ve  “HC Koleksiyon”  kodu taşıyacaktır.

Baştaki enformasyon bilgiler ihtiva eden sayfaları geçince, Demirci Telefon Rehberi, Alfabetik Kısım”a intikal ediyoruz ki; ilk isim, Akarsu Mehmet, Ev, Mithat Paşa Mahallesi, Kültür Sokak, Tel no: 66.

Rahmetli babamın da çok yakın dostu ve arkadaşı olan Tüm Demircililerin sevdiği, saydığı, hürmet ve minnettarlık gösterdiği bir aydın insan. Doktorumuz. Mehmet doktorumuz. Demek ki yıllarca, tüm Demircili onun 66 nolu telefonunu çaldırmış. Gece-gündüz demeden bu telefondan ona ulaşmaya çalışmış. Doğumda aramış, gazı sıkışmış aramış, elini kesmiş aramış, başı ağrımış, aramış.

Kimler yok ki ardından, Akdemir Ali’ler, Akdemir Hasan’lar, Akın Naci’ler, Akın Edip’ler?

Sayfa altları da ticari reklamlara ayrılmış doğal olarak; Nurettin Tüfekçi, Mehmet Kuru, İsmail – Mustafa Çilingir ile Sadık Özkuyumcu’nun reklamları var bu sayfada.

 Sayfalar devam ettikçe, isimlerini tek tek hatırladığım ancak çoğunun yüzlerini çıkaramadığım simalar ile de karşılaşmıyor değilim. Ama hatırladıklarım daha çok. İşte bildiklerim; Babayiğit Ahmet, Bilaçeroğlu Hüseyin, Bozyiğit Hulusi, Çakmakoğlu Memduh, Dede Hakkı, Dede Mehmet, Doğruel Nurullah, Emetli Hulusi, Ertüfekçi Ahmet, Gümrükçü Muammer,  İzmirlioğlu Ekrem, Kahraman Fahri, Kelem Nurettin, Kalaycıoğlu Ahmet Osman, Odabaşı Ali Rıza, Orhun Mehmet Mustafa, Önder Hasan, Özkul Sadık, Özkul Ziyaettin, Özpoyraz İbrahim, Tortamış Hamdi, Uyar Rıza, Yaman Sabri.

  Ne isimler ama? O Demirci, nasıl bir Demirci idi?

 Çoğunun şimdi yaşamadığı bu isimlersiz Demirci, nasıl bir Demirci’dir acep?

 Telefon numarası 49 olan Hulusi Emetli’siz bir Demirci bakkaliye dünyası, telefon numarası 102 olan Hulusi Bozyiğit’siz bir halıcılık piyasası, telefon numarası 110 olan Hasan Akdemir’siz bir kırtasiye dükkânı, telefon numarası 113 olan Hüseyin Bilaçeroğlu’suz bir manifatura çeşitliliği düşünülebilinir mi?

 Yukarıda isimlerini tek tek yazdığım ve yazamadığım insanların sahip oldukları telefon numaraları da belirtmeliyim ki, işyeri telefonlarıdır. Ev telefonu kaydı ise 10 âdeti geçmez. Henüz Nazmi Özkul’un 169 nolu iş telefonu ve kendi üstüne işlenmemiş 82 nolu ev telefonu da kayıtta değildir. Nazmi Özkul’suz bir İstanbul hayatı yaşanabilir mi?

 Evet, isimler büyük ama bebekliğimizin, çocukluğumuzun Demirci’si küçükmüş doğrusu, söylemeliyiz. 1 Nolu telefonun İtfaiye’ye ait olduğunu bildiğimiz rehberde, 2 no Kaymakam Makamına verilmiş, 3 no ise Müddeiumumî Makamına ait. PTT Müdürlüğünün telefon numarası ise 4. Belediye Reisine 11 numara, Elektrik santraline ise 12 numara tahsis edilmiş. Milli Eğitim Memurluğu 10 numara ile temsil edilirken, yıllarca koridorlarında ve bahçesinde koşturduğum, sonrasında da kent bilincinden yoksun fakirler tarafından eski tarihi binası yıkılarak yerine ucube dikilen, muhteşem okulum Ziya Gökalp İlkokulu’nun telefon numarası ise 101’dir. Orta Okul’u mu sordunuz? Numarası: 9.

 Peki Tarzan Otobüslerinin yazıhanesini mi arayacaksınız; 23’ü çevireceksiniz..

 Yavaş yavaş sadede gelmek istiyorum: Toplam 125 adet telefon abonesi ve numarası var bu rehberde. Demek ki hat kapasitesi anca o kadarmış. O yıllar hatsız, kapasitesiz yıllar ya! Son abone olan 125 nolu telefon abonesi de Doğan Ticaret ve sanayi Limited Şirketine ait gözüküyor. “ Halı alım ve yeni boyahane tesisleriyle daima müşterilerinin emrinde “ olan şirket, İzmir Caddesi, No 20 adresindedir.

 Oturup tek tek sayıp gözden geçirdim. Defalarca kontrol ettim, 2 numara bu kayıtta yer almamaktadır. Haydi, 100 numara, adına yakışmayan sakıncaları sebebiyle böylesine rehberlere eklenmez, biliyoruz. Peki, 123 numara niçin yoktur?  120, 121, 122, 124 ve de 125 var iken, niçin 123 numaralı telefon rehbere eklenmemiştir? Niçin?

 Cevap verecek kimsenin olduğunu sanmıyorum, bilmekteyim ama sorgulamaya ve yoruma devam etmeliyim.

 123 numaralı telefon, babam Ahmet Cezayirlioğlu’nun iş telefonuydu. Masasında bulunan siyah renkli klasik resmi telefon cihazının üzerindeki numarasıydı.  Bu numara, cihazın üzerindeki en alttaki plaket yerinde dolmakalem ile yazılmış bir kağıtta yazılıydı. Kim bilir kaç kez bu numarayı aramışımdır. Kim bilir kaç kez bu telefonlu masaya özlem duymuşumdur. Kim bilir kaç kez!

 Maliye Gelir Servis Şefi olan babamın bu resmi iş yeri telefonu niçin kayıtlarda yer almamış bilemiyorum. Tahminim şudur ki, son telefon hattının 125 olduğu bir santralde bazı hatlar, bu rehberin basımı esnasında yeni verilmiş ve dağıtılmış olmalıdır. Resmi daireye tahsis edilen bu numara ise söz konusu esnada sahibine tahsis edilmemiş olabileceğinden rehberde kaydına rastlamamak mümkündür. Belki de dağıtımı ve sahipliği konusunda bazı tartışmalara da mahal yaratmış olabilir. Ama bu konu,  benim için ilginç ve başka yorumlara da muhtaç bir konudur.

 Evet, o yıllar farklı yıllarmış. Gerçekten zor yıllarmış.

 Çocukluğumuzun ve evimizin ilk telefonu ise 310 numaralıydı. Kayıtlar böyle söylüyor. Bilmem hangi yılda bu telefon evimize geldi. Hangi gün başladık insanları aramaya, hal hatır sormaya? Onun kayıtlarını da bir gün bulup çıkartacağım. Tahminim, 125 hatlı santrallerden 3’üncüsünün İlçemize monte edilmiş olduğu yıl olmalı. İnsanların evlerine telefon almayı bir ihtiyaç gördüğü yıl olmalı. Evine telefon almanın, bir görgü ve kültür sebebi sayıldığı yıl olmalı.

 Bu kayıtlara elbette ulaşılacaktır. Ayrıca, bu kayıtlar, bu çabalar elbette şahsi kayıtlarımız, şahsi faydalarımız değildir, farkında olmadan Demirci Tarihine de satır araları düşmekteyiz.

 Telefon numaralarının ve telefonlu hayatın ne kadar önemli bir kültür olduğunu belirtmeye çalışıyoruz. Ev telefonuna sahip olmanın kıymetini aktarmaya çalışıyoruz. Bunun bir kültür olduğunu belirtmek istiyoruz. Aslında basit bir telefon rehberini anlatırken, koskoca bir dünya çizmeye çalışıyoruz. O dünyada Demirci’ye bir telefon kadar yakın olmak istiyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9 thoughts on “Demirci Telefon Rehberi 1958

  1. Mən də telefon kitabçalarını ən maraqlı kitablardan hesab edirəm. Bu kitabçalar yaxşı təəssüratlarla doludur. Vərəqlədikcə kim isə yada düşür.XIX əsrin axırlarında Tiflisdə “Kabkazskiy kalendarь” adlı illik təqvim çox populyar olmuşdur. Buradakı telefon nömrələri ünvanlar qədər maraqlı görünür. Telefon nömrəsi bəzən xasiyyətə uyğun gəlir. 21-12….Bu Azərbaycanın 100 yaşlı “Məktəb” jurnalının nömrəsidir. 37-40!!!! Azərbaycanda bu,zarafatla molla nömrəsi sayılır . 3–mərhumun üçü, 7- yeddisi, 40- qırxıncı günü. Hüzr yerində yeməyə can atan adamları da bəziləri 37-40 adlandırırlar.Məsələn, 37-40 gəlir…(yəni filankəs gəlir).
    Mənim kitabçamda çərçiyəyə alınmış bir neçə telefon nömrəsi var. Bu nömrə sahiblərinin bəziləri həyatdan köçüb.(Allah rəhmət eləsin), bəziləri ilə münasibətim pozulub. Hər ikisi xatirədir, nostajji hislərlə, duyğularla bağlıdır. Allah ikincidən saxlasın: sildiyim nömrəni ikinci dəfə kitabçama yazmıram.
    Əziz dost, çox sağ ol ki , bu mövzuda yazı yazmısan. Özü də elə yazı ki hələ heç kəsin yadına düşməyib.
    Bakı, 19.01.2012. s.11:05.

  2. Avukat Haluk Metin GENÇTUĞ’dan alıntıdır:

    Sevgili Haldun,
    Telefonla başladın,beni nerelere götürdün biliyormusun. Doğduğun yer değil,doyduğun yer derler ama pekde kulak asma.Demircimiz başka,en azından benim için.Gidemediğin,bakamadığın yer senin değildir sözünden hareketle orada ki ev bağ zorunlu olarak elden çıkarıldı ama,gönülden hiçbir zaman Demirci çıkmadı
    Rehberden hareketle pek çok ismi saymışsın, ben de ekleyeyim. Önce arkadaşlardan. Cumbazın kalaycı Mehmet (mamet), terzi Yaşar, berber Mehmet,İrfan Kesici, rahmetli Mustafa Akoğlan ve Koninin Mehmet, Muzaffer Gümüş,Mehmet Karaca, Hakkı Argun.Sağ olanları gördükçe hep kucaklaşırız. Aşa okul,yuka okul (Demircice),orta okul,öğretmenlerimiz unutulur mu ? Yaş farkımız çok olmasaydı da onları da konuşsaydık. Demircili olup da Demirci dışında olan arkadaşlar.İzmirdekilerle sık sık birlikte oluruz ama Caro Ahmet,Necati Aksoy, Mehmet Oğuztekin,Yılmaz Kahraman ,Yücel Ercan,Akın Türkmen …unutulur mu hiç. Birde her zaman anıp
    konuştuğumuz Demircideki ağabeylerimiz. Zinnur Barışık, Rafet Evrensel,Cahit Üner,Mustafa Orhun….unutulur mu? Geçelim.
    Gelelim yine senin telefon rehberine. Hatırlıyormusun bilmem.Evlerde telefon zaten yok.Olan telefonlerı da hemen çevirip karşı tarafa ulaşmak mümküm değildi.Önce santralı arayacaksın,aradığın numarayı söyleyip onun santral tarafından bağlanmasını bekleyeceksin.
    Malum Demirci küçük yer,herkes birbirini tanıyor.Eviyle konuşmak isteyenlerin ” kızım bizim evi
    bağlayıver ” dedikleri çok anlatılr.Hele şehirlerarası konuşmak büyük eziyet.Birde karşı tarafın
    adresinde telefon yoksa ızdırabın en büyüğü.Çünkü adresi vereceksin,oradaki memur gidecek haber verecek, o kişi P.T.T ye gelecek,tekrar bağlantı için orada beklenecek,bağlantı kurulduktan sonra ancak konuşulabilirdi. Bunların hepsi tarih oldu ama,şimdide tam tersi bir durum doğdu .Evdeki her kişide bir cep telefonu,herkesin elinden düşmüyor,vapurda otobüste veya
    bulunduğun yerde karşındakini rahatsız edermiyim düşüncesi yok.İsraf çabası
    İki gözüm.Senin 58 rehberi bize biraz Demirci turu yaptırdı.Senin bu yazını Ağabeyime,kardeşim Düriye’ye ve İstanbul da ablama gönderdim,sevineceklerdir.Dilerim biraraya
    geliriz.O zaman annenden,babandan,amcalarından,aşağı yukarı carlardan bol bol söz ederiz.
    Şimdilik hoşçakal., öpüyorum.
    Haluk M.Gençtuğ.

  3. Haluk Recai CEZAYİRLİOĞLU’ndan Alıntıdır:

    Haldun merhaba,

    Güzel yazını okudum. O yılların ruhunu çok iyi özetlemiş.. Tebrikler.Yeni belgeler beklediğini öğreniyorum. Belki sende mevcuttur ama, yine de, bir belge gönderiyorum. Üzerinde hem iş hem de ev telefonu olan bir kartvizit. Babamın kartviziti..

    Sevgi ve selamlarımla

    Haluk R. Cezayirlioğlu

  4. Beyim müthiş.gene döktürmüşsün.Eve alınan telefonla ilk aramayı ben yaptım.Tabbi ilk aramayı kontrol amaçlı telefonu bağlayan abi yapmıştırda ondan sonra ki ilk konuşmayı ben yaptım.Valla siz ev de yoktunuz.Galiba okuldaydınız.Babam bana 169′ u arattırdı.Nazmi eniştemleri.iyi hatırlıyorum.Önce santralı aramıştım.Vay be ne günler.Bu eski telefon dünyasıyla ilgili ne hatıralarım var beyim bir bilsen…Gittik gene 40-45 sene geriye.Valla sen böyle eskilere daldıkça biz önümüzü göremiyecez.Selam.ve sevgi..

  5. Tesadüfen okuduğum bu yazınızdan sonra ben de o günlere geri döndüm.1965-1969 Demirci Öğretmen okulunda yatılı okuduğum o yıllarda Bursa’da oturan ailemin bana ulaşması saatler alıyordu.Biz öğrencilerin memleketlerimizdeki ailelerimize ulaşması ise tam bir işkenceydi.İzin günümüz olan cumartesi öğleden sonra Demirci postanesinden yazdırdığımz telefon görüşmesini yapabilmek için akşama kadar beklediğimiz,görüşme yapamadan üzgün bir şekilde okula döndüğümüz günleri hatırlıyorum.Mart 69 depreminden sonraki günlerde de memleketlerimizle günlerce görüşememiştik.Konunuzla direk ilgisi olmamasına rağmen bunlar aklıma geldi.Bende kendimi biraz Demirci’li hissettiğim için sizlerle paylaşmak istedim.SAYGILARIMLA.

  6. HALDUN, İnternette gezinirken yazına rastladım.Seninle gurur duydum. Özlemlerini dile getirmiş duygu tellerine dokunduğunu gördüm. Ben de emekli olunca Demirci’ye dönerim diye iddialı konuşuyordum. Hayat gerçekten çok kısa. Tek başına dönmek imkansız gibi bir şey…. Keşke zamanı geriye sarıp öğretmenlik yıllarına dönebilsem… O yıllara dönersek sizin son sınıf arkadaşlarınız çok başarılı idi. İstediğim neticeye ulaştım kanısındayım.

  7. ALINTI

    Haldun bey meraba ben hulusi emetli ama sizin tanidiginiz kisi degil torunyum lütfi emetlinin ogluyum babamla ayni yaslardasiniz taniyorsunuzdur 1958 demirci telefon rehberi icin yazdiklarinizi okudum yaziniz cok guzeldi dedeminde isminin gecmesi beni gururlandirdi ama eski demirci yok artik saydiginiz isimler hic yok bu yaziniz icin tesekkürler calismalarinizda basarilar dilerim saygilarimla

    Hulusi EMETLİ

  8. Sevgili Haldun,
    1958 Demirci Telefon Rehberinin fotoğrafını görünce çocukluk günlerime gittim. Ben o sene ilkokula başladım. O rehber bizim evimizde vardı. Gayet iyi hatırlıyorum. Ben yazıda adı geçen Mustafa Orhun’un oğluyum. Sen de sanırım Haluk’un kardeşisin. Eğer öyle ise ve kendisini görüyorsan selamlarımı ilet lütfen.
    Ben ne kadar şanslıymışım ki o tarihte bizim evimizde telefon vardı. 62 numaralı telefon bizimdi. Dedem, babaannem, babam, iki amcam, eşleri ve her birinin 3 çocuğu aynı evde yaşardık. Sofraya 15-16 kişi otururduk.
    Daha sonraki yıllarda (1970-1975) İstanbul’da üniversite öğrencisi iken Harbiye postanesine gider Demirci’deki anne babamızla konuşmak için telefon yazdırırdık. Sonra başlardık beklemeye. Yarım saate konuşabildiğimiz zaman çok sevinirdik. Genelde 1-1.5 saat sürerdi beklemelerimiz, bazen daha da fazla. Tabii “ödemeli” arardık. Yani telefon parasını arayan değil aranan öderdi. Bunları hatırlayınca şimdi neleri beğenmediğimize, nelerden şikayetçi olduğumuza şaşıyorum. İnsanoğlu rahata çok çabuk alışıyor ve çok çabuk şımarıyor.
    Bu yazın için sana çok teşekkür ederim. Ellerine ve kalemine sağlık.
    Şeref Orhun

  9. 60lı yılların Demirci’sini anlatan güzel bir yazı.Bizim doğduğumuz yıl basılan bir telefon rehberi.O yıllarda telefonu olan isimler herkesin bildiği tanıdığı isimler. Bizim bakkal dükkanımızın telefonu 68 yılında bağlandı hatırlayabildiğim kadarıyla.İzmir toptancılarına telefon yazdırırdık eksiklerimiz için en az bir saat.Bazan sabah yazdırırdık Ptt ye öğleye doğru bağlanırdı.Telefon yazdırılınca başında beklenirdi.Ev telefonumuz 73 lerde bağlandı.Önemli olaylarda telefon kullanılırdı.Telefonun zili çalarsa biz çocuklar için büyüklerimize ciddi haberler var demekti.
    Bu yazı vesilesiyle 60 lı yıllarımızı andık ellerinize sağlık,herkese selamlar

Bir Cevap Yazın