Köy Enstitülü Anne ve Babanın Çocukları

Yolum, çeşitli vesilelerle Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerimizin çocukarıyla çok sık olarak kesişmektedir. Ya bir sergim esnasında , sergiyi gezenlerin en çoğu bu kesimden oluşuyor, ya da  konuya olan ilgim sebebiyle beklenmedik insanlar anne- babalarının Köy Enstitüsü mezunu olduklarını söyleyiveriyorlar. Ya da bir kitap almak için evlere gittiğimde bu insanların anne babaları Köy Enstitülü çıkıyor. Tabii ki en çok da, bu sayfalardaki yazılarımı okuyan insanların mesaj ve maillerinden bu bilgilere sahip olabiliyorum.

Ne yazık ki, Köy Enstitüsü öğretmenlerim ile bu tür ilişkilerle rastlaşmam pek ender mümkün olabilmektedir. Ancak bir kaç öğretmenim sergimlerime eşlik edebiliyor, ziyeret edebiliyor. O kadar!

Nedeni gayet basit; Köy Enstitülerinin açılış tarihini 1940 olarak bildikten sonra bazı basit hesaplamalara gitmemiz gerekmektedir. Köy Enstitülerine 1940 yılından itibaren, Köy Okullarının ilk üç sınıfını bitiren öğrenciler alındığına göre, bu çocuklar en küçük 8-9 yaşında olmalılar. Yani en küçüğü, 1931- 1932 doğumlu olmalı. Dikkatinizi çekmesi gereken husus,en küçüğünün bu yıllarda doğmuş olması gerçeğidir. O yılların ve o koşulların amansız koşulları altında herhangi bir köydeki  ilk okulun o dönemini kayıpsız olarak, o yaşlarda tamamlamak veya okula hemencecik 6 yaş bitince başlamış olmak da pek mümkün değildir. 

Dolayısıyla 1940 yılında Köy Enstitüsüne başlayanların genellikle  1929 veya 1930 doğumlu olmalarını kabul etmek daha gerçekçidir. Böyle bakınca da; 1940 ile 1950 yılları arasındaki Köy Enstitüsü eğitim sürecinden geçen öğretmenlerimizin 1929 ila 1939 yılları arası doğumlulardan oluşması pek mümkündür.

İşte bu kuşak, bugün yaklaşık  72-82 yaş aralığını oluşturmaktadır.

Bu bilgiler bize,  bu kuşağın 18-19 yaşında evlenmiş olabilecekleri öngörüsüyle, çocuklarının da  1948-1958  yılları arasında olabileceğini ortaya çıkarmaktadır.

Köy Enstitülü Anne ve Babanın çocukları bugün, 53 ile 63 yaş arasında bulunmaktadırlar.

Aslında kocaman (!)  bir kuşağı oluşturmaktadırlar. Hepsinin taşıdıkları kocaman bir gururları vardır. Yüzleri, anneleri ve babaları anıldığında  mutlu bir tebessüme bürünebilmekte, sesleri biraz daha yüksek çıkabilmektedir.

Hayatta en büyük onurları, anne- babalarının yaşadığı eğitim mücadeleridir. Onlarla dolaşmışlardır köyleri, yoksullukları, yoklukları. Köyde anne- babaları kadar mücadele vermişlerdir. Ne yazık ki henüz onların hikayeleri yazılmamıştır. Henüz, söz onlara düşmemiştir. Oysa, anlatacakları o kadar çok şeyleri vardır ki onların da. Niçin kararmıştır “o gün” hayatları? Niçin ” o gün” eşyalar toplanıp gidilmiştir? Niçin anne- baba  ” o gün” eve gelmemiştir? Niçin “o gün” anne-babayı bir sevinç, bir mutluluk sarmıştır? Niçin ” o gün” anne- baba o kadar şık giyinmiştir. Niçin ” o gün”ü andıkça gözleri nemlenir anne- babanın?

işte ” o gün” ün hikayeleri henüz yazılmamış, Köy Enstitüleri gerçeğinde başka bir gözün gördükleri anlatılamamıştır. Başka bir bakış tarifi yapılamamıştır.  Anlatılacak, yorumlanacak, yansıtılacak çok şey olmalıdır. Çok şey bulunabilmelidir.

Henüz anne- babasını anlatan bir hikaye yoktur. Henüz anne- babanın yaşadıklarını dile getiren yoktur. Henüz Köy Enstitülü bir anne- babanın çocuğu olarak, Köy Enstitüleri gerçeğine bakan bir göz yoktur.

Aslında kendime çok hayıflanıyorum; diyorum ki, bu iş senin işinmiş. Ancak, bizde de Köy Enstitülü bir anne- baba bulamıyorum. Ya da bu hikayeleri yaşamış bir insan!

Bir Cevap Yazın