Konuk Yazardan: Duyduklarım, Gördüklerim ve Şahit Olduklarım

DUYDUKLARIM GÖRDÜKLERİM VE ŞAHİT OLDUKLARIM…

     “Ben anılarımı içeren bu yazımda Azerbaycan Türklerinin büyük dostu görkemli Türk komutanı Nuru Paşa hakkında annemden duyduklarımı ve büyük önderimiz Heydar Aliyev hakkında kendi yaşadıklarımı kaleme aldım. Yazıp bitirdikten sonra kendimi çok mutlu hissedeceğim. Annem anlatırdı;

     -Küçük bir çocuktum. Babam sakallı Musa’nın annem Hanife’nin kucağından inmezdim. Topraktan yapılmış evlerin üstüne çıkıp oradan evimizde sıkça söz ettiğimiz Kars istikametine bakardım. Karahaç yaylasında sıralanmış dağlar hiçbir tarafı görmeye müsaade etmiyordu. Delidağ, Karanlıkderenin eteğine kadar katlanarak yayılmıştı. Birden bir ses ‘Nuru Paşa bizi Ermenilerden korumaya geliyor’ diye yankılandı. Haberi getiren adam kamçısını atının ayaklarına vura vura bağırıyordu;

     -‘Gözümüz aydın! Gözümüz aydın! hamilerimiz geliyor!’    

     Halk küme küme Karanlık dereye doğru koşuşuyordu. En önde aşıklar, davulcu ve zurnacılar gidiyordu. Tefçi Haşim davul sopalarını öylesine vuruyordu ki neredeyse etraftaki evler titreyip ağaçlar sallanacaktı. Sonbahar mevsimiydi ve köyde çelenk yapmak için bile  çiçek bulunmuyordu. Karşılamaya atıyla ya da at arabasıyla gelenler de vardı.

     Bir süre sonra atlı birlik göründüğünde halk kimi bağırarak, kimi de şarkı söyleyerek onları şu sözlerle karşıladı;

Nuru paşam,

Yürü paşam,

Tez gel bizi,

Koru paşam.

     Birlik geldi, askerler atlardan inip Osmanlı Türkiye’sinde ali ruhani eğitim almış molla Ali dedeme yaklaştılar, sanki tanıyor gibiydiler ama aklım atlarındaydı. Dizginlerine gümüş konmuş atlar bizim atlara hiç benzemiyordu.

     Askerlerin ise uzun şapkaları vardı püskülleri sallanıyordu. Yüzleri zayıf ve çok ciddiydi. Birlikler Soğukbulak kayalığı üzerinde çadır kurdular. Bir kısmı babam sakallı Musa’nın peynir hazırlamak için yaptırdığı binada, bir kısmı ise köyde tek kiremitli ev olan amcam sarı Ahmet’in evinde misafir oldu. O evde misafir olmayı Molla Ali’nin uzun  isteğinden ricasından sonra Nuru Paşa kararlaştırmıştı bu yüzden gelen misafirlerin çoğu orada ağırlanırdı.

     Biz küçük çocuklar onların ışıltılı parlak düğmelerine merakla bakardık. Birgün babam Sakallı Musanın göğsüne yaslanmıştım. Nuru paşa yüzünü bana çevirerek ‘Yavrum yaklaş bakalım!’ dedi. Utandığım için geriye doğru çekilirken atam ‘Korkma amcandır!’ dedi. Yaklaştım saçlarımı okşayıp adımı sordu. ‘Pürze’ dedim. Sonra yanındaki askerin kulağına bir şeyler fısıldadı. Çok geçmeden geri gelen asker elindeki küçük bohçayı Nuru paşaya uzattı. Paşa yüzünü molla Ali’ye çevirip ‘Bunlar dostumun torunlarına benim hediyem. Gümüş kemer küçük kızımızın, hançer ise erkek torun için’ dedi. Sonra bizi dışarıya çıkarttılar.

     Açık pencereden içerde bir şeyler hakkında konuşulduğunu duyuyorduk. Andranik’in  adı çok sık geçiyordu. Nuru paşa buralarda onun yaptığı vahşetin detaylarını öğrenmeye çalışıyordu. Hacı Musa Andranik’in vahşiliklerine karşılık olarak etraftaki Ermeni köylerinden intikam alınmasını rica ettiğinde Nuru paşa kaşlarını sertçe çatarak ‘Siz Hacı Musa’dan çok, acı Musa’ya benziyorsunuz! Biz buraya günahsız insanları öldürmeye değil, sizi size düşman kesilenlerden korumaya geldik!’

     Nuru paşa dirseğini küçük sedir yastığına dayayıp babam sakallı  Musa’dan yanında oturmasını ve Andranik’in planları hakkında konuşmasını istedi. Babamın söylediklerini hepimiz çok iyi biliyorduk, o olayları biz bizzat yaşamıştık.

     Köye Andranik’in  birliğinin Kars istikametinden Karanlık deresine doğru geldiği haberi geldi. Onların bulundukları yer bir günlük at mesafesiydi. Halk teşvişe düştü. Haber geldiğinde ahırda inek sağan Hanife annemin süt doldurduğu kova devrildi. Halk telaş içindeydi, biz ise yaşlarımız küçük olduğundan bu telaşı o zamanlar çok iyi anlayamıyorduk. Amcamın çocuklarıyla gelen geçenlerin yüzüne bakıyorduk. Amcamın oğlu Tehmeze’ye göre bu her gün oynadıkları tık tık oyunu gibi bir şeydi. Dedem Molla Ali herkesi sakinleştirip köylülerin temkinli olmasını istiyordu. Konuşmalardan anladığımız kadarıyla köyde silah azdı ve gençlerin bir kısmı da kışa odun toplamak için Aran Borçalı’ya meşelik arazilere gitmişti.

     Molla Ali düşman karşısına çıkma emrini Hacı Musa’ya verirken Sarı Ahmet’ten de tüm komşu Türk köylerindeki büyükbaş hayvanları  toplamasını istedi. Sakallı Musa’ya ise Andranik’e yardım etmemeleri için Ermeni’lerin yaşadığı Şah Nazar kentine gidip silahları toplama görevi verilmişti. Ermeniler Hacı Musa’dan korktukları için Andranik’e yardım etmeyeceklerini söyleyip silahlarını verdiler. Aran Borçalısından Meyran ve Mehrap kardeşlere de haber gönderdiler. İyi savaşçı ve nişancı olarak tanınan bu iki kardeş yakın köylerde olduklarından çok çabuk geldiler.

     Andranik’in geçtiği yerlerden gelen bilgilere göre nasıl saf tutulması gerektiği  kararlaştırılmıştı. Bozvelli adı verilen düzlükte  arka saflara büyük baş hayvanları, öne ve yanlara ise eli silah tutanlar yerleştirildi. Burada amaç büyük kalabalık bir ordu görüntüsü vermek ve Andranik’in  gözünü korkutmaktı. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar köyden uzaklaştırıldılar. Molla Ali onlara Armutlu kayasının altındaki mağarada gizlenme emri verdi. Mağara öyle bir yerdi ki etrafında değil düşman bir kuş bile uçamazdı. Mağara kapısı geniş, sonu görünmeyen bir boruya benziyordu. Katlı kaya parçalarından  oluşan duvarlarda değişik işlemeler, resimler vardı. İşlemelerde dans figürleri vardı. Bu eğri raks çizgileri annemin dediğine göre onların çok eski olduğu anlamına geliyordu.

     Bir buçuk gün mağarada kaldık. Kargılardan tüfek yapan delikanlılar onları Karanlık deresine doğru çevirip ‘tık-tık’ diye ses çıkartıyorlardı. Armutlu deresinin üstündeki kar hiçbir zaman erimezdi, kar yağdıkça yenilenirdi. Tadı buruk yabani kuzukulağı bitkileri karın altından çıkardı. Mağaradaki eğri büğrü duvarların üzerinde yürüyen kertenkeleler bile her nasılsa her şeyi hissediyor gibiydiler. Andranik’in ve ordusunun işlediği cinayetleri artık biz çocuklar bile biliyorduk. Korkmamamız için annelerimiz bize kahramanlık hikayeleri anlatıyordu.

     Bazen Andranik’in çok yakında olduğunu unutuyorduk. Kargıdan yaptığımız ata binip Andranik’in olduğu tarafa ateş edip oyunlar oynuyorduk.  Erkek çocuklar annelerin itirazına rağmen kayaların üzerine tırmanıp düşmanın geldiği yöne bakıyorlardı. Ben, kardeşim Ahmet ve amcamın oğlu Tehmez ile birlikte Karanlık deresine doğru bağırdık;

‘’Andranik’in Papağı!

Olup eşek kulağı!’’

(Andranik’in şapkası

Oldu eşek kulağı!)

     Düşman birliklerinin köye girmekten korktukları için fazla yaklaşamadan geçip gittikleri haberi geldi. İnsanların arkasına yerleştirilen büyükbaş hayvanları asker zannetmişlerdi. Karahaç yaylasından başlayıp Karanlık deresine kadar bütün Türk köylerinin delikanlıları silahlanıp Andranik’in peşine düştüler. Andranik’in ordusu Celaloğlu bölgesinden Aran Borçalısına doğru ilerliyordu. Şiddetli çarpışmalar olmuştu. Ermenilerin kendilerine karşı çıkan köyleri yakıp yıktığını, küçücük erkek çocuklarını ayaklarından asarak gövdelerini ortadan iki parçaya ayırdığını, kaynar semaverleri insanların beline bağlayıp kovaladıklarını ve gencecik gelinlerin göğüslerini kestiklerini  duyduk. Karakilse köyünde bir ailenin çoluk çocuk tamamını vahşice katletmişlerdi. Biz kendi köyümüzden de şehitler verdik. Onları Göktepe’nin yamacındaki tek kabrin yanına  defnettiler. Hacı Musa da ayaklarından yaralanmıştı. Sonra İsrafil Ağa’nın adamlarının Aran Borçalısının Kepenekçi civarında meydana gelen şiddetli çatışmalarda Andranik’in bir kulağını kestiklerini duyduk ama bazılarına göre de kaçmayı başaran Andranik’in kulağı  Türkiye’de kesilmişti. Nasıl olduğu pek de önemli değildi sonuçta Andranik artık tek kulaklıydı! Ve tabii artık bir şarkımız daha olmuştu!

‘’ Andranik’in kulağı,

Daha gelmir sorağı!’’

(Andranik’in kulağından,

Haber yok ki konuşalım)

     Nuru Paşa konuşulanları dinledikten sonra şöyle seslendi. ‘Bizim bunlardan haberimiz vardı. Andranik’in ve Ermenilerin nasıl vahşice cinayetler işleyeceğini biliyorduk ama maalesef bazı kayıpları  önleyemedik. Buralardan geçmemizin asıl maksadı ise Azerbaycan’a yardıma gitmektir. Orada kardeşlerimize bazı kötü niyetli eller kaldırılmış, o elleri kesmeliyiz!’’

     Dağlara kar yağdı, rüzgar savurup yolları kapattı. Nuru Paşa ve askerleri üç aya yakın bizim köyde, sonradan duyduğumuza göre  başka Türk birlikleri de başka köylerde  kalmışlardı. Hacı Musa hepsinin erzak ihtiyacını karşılıyordu. Askerlerden biri Zatürreden  öldü ve onu da Göktepe’deki tenha mezarlığa defnettiler. Bahara doğru askerler kar tepelerini temizleyip Azerbaycan sınırındaki köprüye doğru yola çıktılar.   

     Yıllar geçti, Sovyetler geldi. Artık hiçbir şey kendimize ait değildi. Samanlar da toplatılmıştı ve molla Ali dedemi bundan sonra herkese ait olan saman yığınını güya yakmak istediği için Sibirya’ya sürgüne yolladılar ama herkes gerçeği biliyordu ve o Türkiye ile münasebetleri yüzünden sürgün edilmişti. Hacı Musa ailesi ile birlikte diğer tarafa yani Türkiye’ye geçti ve bir süre sonra geri gelip dayıları sakallı Musa ile sarı Ahmet’i de götürmek istedi ancak onlar gitmediler. Daha sonra onun Kars’ın Buğatepe köyünde yaşadığını öğrendik. Nuru Paşa’nın bize verdiği hediyeleri ise KGB üyesi Ermeni Mırkıç gelip evimizden zorla aldı.

İkinci Anı;

     Bu ise, şanslı olduğum için yaşadığım, hayatıma biraz daha  anlam katan ve ömür boyu unutulmayacak olan ebedi bir hatıradır. Hayatta ilerlediğim yolda bana ışık tutan bir çok şey yaşadım. 

     V.İ. Lenin Azerbaycan Devlet Pedagoji Enstitüsünü bitirip batı Azerbaycan’a doğup büyüdüğüm topraklara tayin edildim. Celaloğlu bölgesinin Kalinin şehrinde Azerbaycan dilinde eğitim yapan okulda işe başladım. Ermeni dilinde ya da Rus dilinde eğitim yapan diğer okullara göre bizim okul binamız daha eskiydi ve binanın tamire ihtiyacı vardı. Fedakar öğretmenlerden oluşan okulumuzun müdürü Muhammed Kurbanov Ermenilerin baskısından çekinmeyen, çocuk psikolojisinden anlayan eşsiz bir pedagogdu. Defalarca okulun sekiz yıllık olması için girişimlerde bulunulmuştu. Azerbaycan dilinde eğitim yapan tek ortaokul on kilometreden daha uzakta olan İlmezli köyündeydi. Çocuklarımızın oraya gidip gelmeleri çok zor oluyordu. Ne öğrencilerin ne öğretmenlerin ne de velilerin hiçbir başvurusu kabul edilmiyordu. Bu müracaatlar sırasında itilip kakılıyor ve hatta dövülüyorduk da. Gerçi bizim çocuklardan biri bir defasında ona  ‘Unutmayın ki Ermeniler buraya göç ettikten sonra babamızın kapısında hizmetçilik yapıyorlardı! İnanmıyorsanız kendinizden biri olan koca burunlu Burun Simon’a sorun. Hem Türk’ün Heydar Aliyev gibi dahisi var. Peki sizin kiminiz var?’ diyerek haddini bildirmişti ama valilikte çalışan bir Ermeni memur çocuklarımızı ‘Peki siz okula gitseniz çobanlığı kim yapacak?’ diyerek aşağılamaya çalışmıştı. Heydar Aliyev ile gururlanan çocuktan bu beklemediği cevabı alan memur, çocukları odasından kovmuş, ‘Bak bak, şu Türk’lerin diline bak! Sizin diliniz çok uzadı.’ demişti.

     Okulumuzun lise için Moskova’ya Kremlin’e defalarca müracaat edilmiş ancak hiçbirisinde net, olumlu cevap alınamamıştı. Okul müdürümüz Muhammet Kurbanov’un teklifi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği siyasi büro üyesi Heydar Aliyev’e doğrudan müracaat etmeye karar verdik.           

     İki dilekçe hazırladık. İlki okulumuzun Liseye de  çevrilmesi, ikincisi ise yeni öğretmenlerimize ev verilmesinin kasten geciktirilmesi ile ilgiliydi. Dilekçeleri okulumuzun öğretmenleri Muharrem ve Allahverdi beylerle birlikte ben de imzaladım. Cevap çok çabuk geldi ve bölgede yaşayan Azerbaycanlıların problemlerine dikkatle yaklaşılması isteniyordu.

     Ermeniler resmen mat olmuşlardı! Okulun lise olarak hizmet vermesi kararının Moskova’dan geldiğini de duyduk. İki gün içinde de bize ev verdiler. Ermeni ırkçı Daşnak Partisi üyesi olan eğitim müdürü bizi sinirli bir şekilde karşılayarak, ‘Anlaşıldı, Dayınıza mektup yazdınız!’ dedi.

     Ermeniler Heydar Aliyev’in yetkisini, büyüklüğünü, nüfuzunu ve kim olduğunu biliyorlar ama kendilerinin kim olduklarını bir türlü anlamak istemiyorlardı. Bize açıkça ‘Aliyev olmasaydı etinizi şişlere geçirirdik!’ diyorlardı. Ermeniler bütün batı Azerbaycanlıların hamisi Heydar Aliyev’in her zaman kalbimizde olduğunu da çok iyi biliyorlardı.  

     Biz onunla gurur duyar övünürdük. Hatta Heydar Aliyev’in siyasi büro üyeleri arasında çekildiği fotoğrafı bile bizi korumaya yeterdi.

     O her Azerbaycanlının hamisi, güvencesi ve ilham ateşiydi. Allah   gani gani rahmet eylesin! “

Kerim Ceferli

( Avrupa Azerbaycan Okulu Matematik Öğretmeni

2008 Azerbaycan Yılın Öğretmeni

Türkiye Türkçesi: Metin Teski

Avrupa Azerbaycan Okulu Müdür Yardımcısı )

 

 

YAZAR HAKKINDA

     1952 yılında Batı Azerbaycan’da dünyaya gelen Kerim Ceferli lise eğitimi ve Azerbaycan Devlet Pedagoji Enstitüsünü bitirdikten sonra  doğduğu yere tayin oldu.

     1974-1976 yılları arasında Batı Azerbaycan’da matematik öğretmeni olarak görev yaptı. Ermenistan’da Azerbaycan Türk’lerine karşı başlatılan soykırım ve etnik temizlik hareketi sonunda soydaşlarımız doğdukları topraklardan koparılarak Azerbaycana göç etmek zorunda kaldılar. Kerim Ceferli Bakü’nün Karadağ bölgesinde 1990 dan itibaren 224 numaralı okulda Matematik öğretmeni, 166 numaralı eğitim ocağında müdür yardımcısı, 233 numaralı okul ile Teknik Yaratıcılık Okulunda ise okul müdürü olarak çalıştı. Elitar lisesinde  de matematik öğretmeni olarak çalışan Kerim Ceferli  Azerbaycan’ın geleceği olan çocuklara kapılarını bu yıl açan Azerbaycan’ın en iddialı okullarından Avrupa Azerbaycan Okulunda (The Europe Azerbaijan School) (Avropa Azerbaycan Mektebi) matematik öğretmenliği görevini sürdürmektedir. Birçok alanda diploma, sertifika ve ödülleri bulunmaktadır.

 

 

 

11 thoughts on “Konuk Yazardan: Duyduklarım, Gördüklerim ve Şahit Olduklarım

  1. YAZ ,K”EREM,YAZ! YAZMASAN OLMAZ! YAZ YAZILAN KALIYOR…

    “KÜL OLAYIM kerem kibi
    yana-yana
    Ben yanmasam,
    sen yanmasan,
    biz yanmasak,
    nasıl çıkar
    karanlıklar
    audınlıka?”…

    Nazim Efedı

    Babaşahoğlu

    Baki, 05.12.2011 saat 01:49

  2. Meqaleni chox beyendim.Bu cur meqalelerin chox olmasini arzulayiram.Haldun beye ve yazara teshekkurler!

  3. Haldun bey,meqaleni derc etdirdiyinize gore size derin teshekkurumu bildirirem!
    Hormetle: Kerim Ceferli

  4. Boyuk turk serkerdesi Nuru pasha haqqinda yazilanlari oxudum,memnun qaldim.Biz bir millet iki dovlet olaraq chox gucluyuk.Men TURK milletine mensub olduquma gore fexaret duyuram!

  5. Kerim Hocamızın böyle güzel bir anısının ve dolayısıyla Heydar Aliyev’in her zaman Azerbaycanlı kardeşlerimize nasıl yardım ettiğinin gelecek nesillere aktarılmasına aracılık ettiğim için çok mutluyum.

  6. YAZILANLARI HAYRANLIK VE GÖZYAŞIYLA OKUDUM. HACI MUSA BİZİM AKRABAMIZDI. TÜRKİYEYE GEÇTİĞİ YAZILMIŞ AMA PEK ANLAYAMDIM. AKRABALARI OLARAK BİZLER YEĞENLERİ OLAN ZEKERİYA YAHYA VE ÖMERİ UZUN YILLAR ARADIK FAKAT İZİNE ULAŞAMADIK. YARIN BORÇALIYA GEÇECEĞİM.İZLERİNİ BULMA ÜMİDİYLE SADAKLI, ARAKLI VE SALAHLI KÖYLERİNE GİDECEĞİM.UMARIM YAKINLARI BULURUM. SELAM VE HÜRMETLER

  7. Əhsən, çox gözəl. Bizim ailəmizlə bağlı olan bu tarixi məlumatları daha geniş oxucu kütləsinə çatdırmağı səndən xahiş edirəm.

  8. ŞEHİTLİ AŞİRETİ
    Rahmetli annem biz Şehitliyiz oğlum derdi .Bunun manasını anlayabilmemiz yıllar aldı.
    Malumunuz Türkler orta- asya bozkırlarından kuraklık yüzünden önce Horasan’a oradan da Moğol istilası sebebiyle Rum ili olarak bilinen Anadolu veya Küçük asyaya sekizinci asırda itibaren tam üç yüz yıl yürüyerek göçmüşlerdir.Yörük kelimesi işte bu uzun yürüyüşten kalmıştır.Bu yürüyüş ta Viyana önlerine kadar devam etmiş muhteşem bir medeniyet ve imparotorluk kurarak tarih sahnesinde yerini almıştır.
    Türklerin atası Oğuz Handır.Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugat-ut Türk kitabına göre Oğuz Han’ın sağ tarafında oturan Bozok boyunu temsil eden Gün Han,Ay Han ve Yıldız Han;sol tarafında ise Üçokları temsil eden Gök Han,Dağ Han ve Deniz Han adlarında 6 oğlu bulunmaktaydı.
    Gün Hanın ise;Kayı-Bayat- Kara-ivli-Alkaravlı isminde dört oğlu bulunmakta idi.Her oğlunun dört oğlundan 24 oğuz boyu husule gelmişti.

    Oğuz Han

    Gün Han

    Kayı

    Saçıkaralılar Kurtlu Kızılkeçili Karakeçili

    Atçekenler (Tanrıdağı Türkmenleri) Sarıkeçili Haculu

    Osmanlı Hanedanı

    Bozok ve üçoklar yedinci yüzyılda Ötükende Göktürk devletini kurmuşlar daha sönra Hazar denizinin doğusunda Karahanlılar devletini kurup islamla müşerref oldular.Bir bölümü de orduda onbaşı olan Selçuk bey önderliğinde güneye inerek Irak – Suriye ve İran coğrafyasında Büyük SELÇUKLU devletini kurdular.1040 da Gaznelileri Dandanakan savaşında,1071 de Bizansı Malazgirt’te yenip Anadolu topraklarını yurt edindiler.
    Kayı boyunun ongunu(sembolü) Şahin; damgası iki ok arasında yaya gerilmiş ok idi. Bu damgayı miğferlere,çadırlara at eğerlerine vururlar sancak olarak da kullanırlardı.

    Kayı boyu onbirinci yüzyılda Moğol istilası sebebiyle Horasan ve Merv’den kalkıp dört bin çadırla Bitlis Ahlat’a geldiler.Oradan sürülerine daha iyi otlak bulmak için Halep civarına indiler.Beyleri Gündüz Tekin beyin(Süleyman Şah) vefatıyla 400 çadır Ertuğrul Gazi önderliğinde batıya göçe devam ederken çoğunluk 3600 çadırla Horasan’a geri dönüp Tarih sahnesinden çekildiler.
    Bundan sonrası yakın tarih hepimizin malumudur.Selçuklu sultanı Alaadin Keykubat’a Sivas’ta yardım edip Moğol İlhanlıların saldırısını defetmek suretiyle ödül olarak Söğüt,yaylak olarak Domaniç’e yerleştiler. Uçbeyliği konumunda iki bin kilometre karelik bir alana hükmettiler.İstikamet hep batı ve peygamber efendimizin müjdelediği Konstantiniyye’nin fethi oldu.Dünyaya değer vermediler.Ele geçirdikleri kalelerin hazineleri onlar için cezbedici değildi.Onlar hep fetih peşinde peygamber efendimizin müjdesine mazhar olabilmek için ömürlerinin sonuna kadar cihat ettiler.
    Doğuya dönüp bakmadılar.Diğer beyliklerle cedelleşmediler.Çünkü onların hedefi toprak ve zenginlik değildi.Osman Gazinin bıraktığı şahsi mirasında bir tane dahi altın ve mücevher yoktu.
    Osman Bey babasından dört bin km.kare olarak aldığı beyliği bir devlet yapılanması içinde 16 bin km.kare olarak oğlu Orhan Beye teslim etti.Ona şu nasihatte bulundu;
    Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değildir.Bizim davamız İlay0ı Kelimetullah’tır.
    Şehitliler de kayı boyunu oluşturan Karakeçili aşiretini bir alt boyuydu.Günümüzde Demirci alaybey damları ,kılavuzlar kahvesi dolaylarında şehitli yörüklerine rastlanmaktadır.Google dan bu konuyla ilgili bulabildiklerim şunlardır;

    Yöremizde Karakeçililerin en çok irtibatta olduğu topluluk Kayı boyuna bağlı bir diğer oymak olan Şehitli Yörük Aşireti.Köyümüz çevresinde yer alan Gölcük,Meydançayırı,Karapınar,Hacıahmetpınarı,Gazellidere gibi köyler Dursunbey’e bağlı Şehitli köyleri.Köyümüz halkı bu köylerle yakın ilişkiler içerisinde olmuş ve zaman zaman evlilik bağları da kurmuş.Şehitli Aşireti örf – adet bakımından Karakeçililerle çok benzerlik göstermekte.
    Bazı araştırmacılar Şehitlileri de Karakeçililerden saysa da Şehitliler Karakeçili unsuru değil,başka bir grupturlar.Ne kadar benzerlik olsa da gerek konuşma ağzı gerek bazı yaşantılar Karakeçililerden farklıdır.Kaldı ki Karakeçililer Şehitliler ile çokça akrabalık kurmazlar.Bu da bu farklılığın kanıtı olsa gerek.

    Günümüzde Şehitli Aşireti Manisa,Kütahya,Balıkesir ve Uşak bölgelerinde kurulan köylerde yaşıyor.Manisa’nın Kula ve Selendi ilçelerinde çok sayıda Şehitli köyü var.

    Anadolu’da pek çok yerde dağılmış olan Şehitlü Yörükleri, Dursunbey ve Kepsut kazalarında da dağınık olarak, bir çok köyde bulunmaktadırlar.
    Tarihini ve mahiyetini tespit edemediğimiz sosyal bir hadise neticesinde “Şehidli” ismini almış(Bir rivayete göre Semerkant’ta on iki oğlu bulunan bir alperen bir savaşta şehit düşer.Oğullarına o şehitin oğlu falan derken,o aileden gelenler şehitli olarak anılagelmiştir.)
    olan bu Yörük Aşireti; sadece Karesi Livası(Balıkesir Vilâyeti) dahilinde değil Kütahya, Saruhan(Manisa) Aydın Sancağı, Timurcu Kazası(Manisa-Demirci), Meraş Sancağı(Maraş) arazilerinde konup göçen Yörükân Taifelerinden idiler.
    “Şehid Oba” adını taşıyan bir Yörük Cemaati de Gelibolu Sancağı Firecik Kazası dahilinde idi.
    Şehitlü Yörüklerinin Balıkesir dahilinde bulundukları yerler:
    Kepsut
    Karahaliller Köyü,
    Yağcılar Köyü-Sabahayağı iskânı,
    Edremit köylerinde dağınık olarak
    Dursunbey
    Çakmak Köyü,
    Gazellidere Köyü,
    Çamköy Karapınar iskânı,
    Hacı Ahmet Pınarı Köyü

    Bir Osmanlı kadı fetvasında ise şehitli resmi kayıtlarda şöyle geçmektedir;
    Akza kuzzatü’l-müslimin evla vülatü’-muvahhidin madenü’l-fazl ü vel-yakin hüccetü’l-hakk u alel halk-i ecmain Mevlana Manisa Kadısı zid fezailühü ve mefahir ü kuzat vel-Hukkam Gördus ve Sındırgı ve Simav ve Eğrigöz Kadıları zide fazlühüm tevki-i refi-i Hümayun vasıl olacak malüm ola ki. Haliye yürük taifsinden Cemaat-ı ŞEHÜDLÜ ahalisi der-i saadetime Adem ve arz gönderip biz yürük taifesinden Germiyan evlerinden olup, Adala memlahası tuz
    tarh oluna gelmiş hanelerden olmayup vechen min el-vücuh şimdiye değin memlaha-i mezbureden bize tuz döküle gelmedüğüne Umena ve Ummal müvacehelerimle elimize hüccet verilüb men’ olmağa gelmişler iken hala emin olanlar olagelmişe muhalif tuz tarh iderüz deyu dahl ve rencide ederler hafdır görülüb olagelmişe muhalif dahil ve rencide eylememek babında emr-i şerif rica ederiz,
    Bir şehitli mensubu günümüz örf ve adetleri hakkında şu beyanlarda bulunuyor.
    Köy yörük geleneklerini çok iyi muhafaza edememiştir. Halk oyunları ve konuşulan şive yöreye uymakla beraber, gündelik dilde varolan öz Türkçe kelimeler genellikle korunmuştur. Günümüz Türkiye Türkçesi’nde kullanılmayan ancak tarama sözlüklerinde anlamları bulunabilecek, diğer bölgelerdeki yörüklerce de kullanılan yüzlerce kelime yaygın olarak kullanılmaktadır.
    Halkoyunlarından bazıları kasap, demirağa, ikileme, üçayak horon, dik horon ve telgrafın telleridir. Eski düğünlerde yer alan seğmen seken yaşlımız veya halı dokumayı bilen kişiler kalmamıştır. Köyde hala develer mevcuttur.
    Yemeklerde yörük kültürü kendini göstermektedir. Diğer yemeklerin yanında topalak(topalan), keşkek, yahni, tarhana, övelemeç, ovmaç, bazlama, saç böreği, incir dondurması, höşmerim, saraylı gibi daha ziyade yörüklerin yaptığı ve Karadeniz bölgesinde çok bilinmeyen yemekler yapılmaktadır.
    Yörük olmayan köy sakinlerinin şiveleri, foklörü ve yemekleri geldikleri yörelerden izler taşır. Birçok kültürün bir arada bulunması ile gelenek ve görenekler birbirinden etkilenmiş, kültürler içi içe geçmiştir.
    Yörükler uzun süre kendi içlerinden evlenme geleneğini sıkı bir şekilde korumuşlardır, son 15-20 yıldır bu konuda daha esnek davrandılar. Bu da halkın daha da çok kaynaşmasını sağlayan bir değişim olmuştur.
    xxxx
    Şehitliler şereflerine çok düşkün,onurlu.birbirlerine bağlı ailelerini çok seven dürüst mert insanlardır.Hitabet ve konuşma kabiliyetleri farkedilir.Bulundukları ortamda saygın kişilerdir.
    Örf ve adetlerine bağlı anne ve babalarına düşkünlerdir.Düğün sünnet mevlüt cemiyetlerine önem verip bir bayram havasına dönüştürürler.Son derece cömert misafirine ikram ederler.Dinine bağlı vatanseverdirler.İstişare ile işlerini görür,bilmediklerini ehlinden sorup öğrenirler.
    Bu vesile ile Ertuğrul Gazi,Osman Gazi,Orhan Gazi gibi büyüklerimize Allah’ın rahmet ve bereketini niyaz eder,onların şahsiyetlerinin bize ışık tutmasını dilerim.Nasıl Türklerin atası Oğuz Han ise yörüklerin atası da Ertuğrul Gazidir.

Bir Cevap Yazın