Van

Bir yaz mevsimi 1o gün boyunca işsiz- güçsüz kalıp doyasıya gezdiğim bir kentti Van. Sabahın erken saatlerinden akşamın karanlığına dek kayıtsız-kuyutsuz dolaştığım kent. Van’a gelişim Ağrı’dan olduğu için Erciş üzerinden gelmiş ve ilk gözüme çarpan da; yolun hemen sağında tabelasını gördüğüm ” İsmail Hakkı Tonguç İlk Öğretim Okulu” olmuştu.

Çok arzulamıştım ilk günden itibaren o Okulu görmeyi. Ancak dediğim üzere, yaz mevsimiydi ve okullar kapalıydı.Kaldığım yer ile, okulun arasının da çok uzak oluşu sebebiyle de, her saatte okulun açık olmayacağını göze alarak gitmemiştim. 

Sabah kahvaltılarımı, o şehir merkezindeki, ünlü kahvaltıcılarda yapar, peynir ve sebze çarşılarını dolaşır, o güne mahsus yaptığım program dahilinde ya bir müze , ya bir kütüphane gezisi yapar, ya da eski kitap satıcılarının peşine düşerdim. Adını şimdi hatırlayamadığım bir çok eski camileri dolaştığımı, eski sokak aralarında kaybolduğumu, öğle yemeğinde illaki bir başka ciğerci de olduğumu da belirtmeliyim.

Bütün bir günümü Van Kalesinde geçirdiğimi, sonunda da kale dibinde o zamanlar için yeni açılmış olan Van Evi’nin bahçesinde  oturup, uzun bir vakit geçirdiğimi de iyi hatırlıyorum. Hatta küçük çay semaverimin biteceğini düşünerek her defasında, çay bardaklarımı azar azar doldurduğumu da.Akşama doğru şehre dönmek  için minibüse binmek gayesiyle bir dünya koşturduğumu, ancak aynı minibüsün bir süre sonra oradan geçtiğini de.

Nasıl güzel bir gündü!

Peki Edremit sahillerinde koca bir günü geçirerek, o günün akşamında  nasıl yandığımı fark etttiğimde yaşadığım şaşkınlık? Yüzümün birden kapkara kesilmesi.

Söylenenlere kulak asmayışımın bedelini, iki büyük gece, uykusuzluk çekerek ödememiş miydim?

Nasıl çok beğenmiştim Edremit sahillerini. Suyun içine sandalye ile oturuşumun fotoğrafı yok belki ama bir daha hiç yaşanamayacak taze anılar çok var. Neydi o balığın adı İnci Kefali mi? Yerken ayaklarım suyun içinde değil di belki ama; o kefalin tadı, suyun özlemini gideriyordu zaten.

Sonrasında tek başıma patikaları izleyerek o dağa nasıl çıkmıştım peki? Edremit ve tüm Van, ayaklarımın altındaydı sanki. Nasıl yeşillik ve güzellikti her yer. Bütün sular Göle akıyor, yanında da hep bir şeyler büyütüyordu. Çok sevmiştim bu yöreleri.

Ve yine tam bir günümü geçirdiğim Akdamar Kilisesi. Adanın adını unuttum şimdi. Bir yerlere bakıp öğrenmenin de bir keyif katmayacağını biliyorum. Küçücük o adada geçirdiğim o uzun saatlerin anlamını bulmakta güçlük çekiyorum. Öyle ya, Kilise restorasyonda idi, kimse içeriye alınmıyor ancak dışardan çevresinin gezilmesine müsaade ediliyordu.

Ancak yine durmamıştım, cebimde taşıdığım bir kartın avantajını kullanarak ve Ankara’dan geldiğimi beyan ederek şahsıma gezme imkanı tanıtmış, üstelik bir uzmanın da refakati eşliğinde kilise hakkında tüm detayları bana sıralanmıştı. 

Sonradan kalabalıktan bazılarının şahsımı gösterek hak iddia ettiklerine şahit olmuştum. Öyle ya, Kilise ziyaretinden sonra adadan ayrılmayan ve bütün gününü yine adadan geçiren kişinin “önceliği” ne olabilir di ki?

Doyumsuz manzarayı ve ücra koylar oluşturmuş sahilinde suya girenleri izleyerek gün geçirmek çok hoş gelmişti. Hatta şimdi adlarını unuttuğum 3 Diyarbakırlı genç ile yaptığım söyleşi de işin cabasıydı. Onlar da gezme ve ziyaret için Van’a gelmişler, yolları da bugün Akdamar’a düşmüştü. Çenç ve tecrübesiz oluşlarına verdiğim radikal söylemlerine rağmen gün boyu oturup konuşmuştuk. Elbette mümkün olmamıştı birbirimizi değiştirmek, yenilemek, ama bir soru işareti bırakabilmiştik birbirlerimize. Bugün hatırladığım soru işareti, o günün sıcaklığından kalmaktadır. Umarım benim bıraktığım soru işaretleri de, özellikle bugün o gençlerin hafızalarında canlanmıştır. 

Van’ın değeri, yalnızca ” Deniz-Göl değildir.

Göl olmasa da Van, bizler için hep Van’dır.

Kimseye bu kısa cümleleri açmaya, açıklamaya mecbur değilimdir. Eğer o 3 genç, bugün bu cümleleri hatırlasalar çoktan yeter.

Benim bisküvit ikramlarının yanında, onların yanlarında getirdikleri bazlamalar ile devam eden söyleşilerin bitiş anı ise ne yazık ki, yine Deniz-Göl olmuştur. Adadan ayrılacak tekneye binmesi gereken 2 kişiden biri olmak bana düşmüştü. Hızlı bir vedalaşma olmuştu gençlerle. Sanırım onlarla bir daha görüşmek asla mümkün olamayacaktır. Ama Deniz- Göl, hep olacaktır.

Sonrasında yine bugün yine adını unuttuğum bir İlçe ziyareti vardı sırada. Filmin adını bile zor hatırladım şimdi; Vizontele Filminin çekildiği sahneleri, setleri gezmiştim.

O bölgenin esnafının söylediği şu sözler ise hafızamdan hiç silinmeyecek. ” Beyim siz, o yıllar gelecektiniz ki buralar kamp çadırlarından geçilmez,binlerce insan suya girer çıkardı. Ne su yeterdi insanlara , ne ekmek; öldürdüler” 

Van: bugün karalar bağlıyor. Analar ağlıyor.

Sevdiğim, geç tanıdığım ama çok alıştığım Van; şimdi ağlıyor. Göl de ağlıyor.

Yetmiyor; 75 milyon insan ağlıyor.

Bir Cevap Yazın