23 Haziran

Dün 23 Hazirandı.

Aslında da benim kağıt üzerindeki doğum günümdür. Onun içinYapı Kredi olsun, Türkcell olsun, Boyner Grup olsun, Türksat A.Ş olsun, Gittigidiyor. Com olsun bilumum tüketiciliğine alışık olduğum kurumlar boşuna mesaj bırakmıyorlar. Ne yazık ki sadece kağıt üzerindedir, yani Nüfus Kağıdım öyle yazar. Malumunuz tüketiciliğine alışık olduğum kurumlar da hep kağıt üzerine bakarlar.

Bu ayrı bir konudur; gün gelir hikayesi yazılır elbet.

Ancak düne ait bir anım var ki paylaşmalıyım.

Yaklaşık 10 gün önce bir büyüğüm bana bir vesileyle mesaj yazıp: ” 23 Haziran Perşembe Günü saat 18.30 ile 20.00 arasına kimseye söz verme” diyerek beni uyarmıştı. Detay ve sebeblerini de bilahare açıklayacağını belirterek yazısına son verdi. Aradan onca gün geçti, hiç bir mesaj ve yazı gelmedi. Detay ve sebep öğrenemedik.

Günün önemini bilmekteyim, lakin bir sebep de kendim yaratamadım. Her an çağrılmayı hak edecek bir kıyafetle bekledim. Hatta bir boş vakit yaratıp Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Vakfı’nın İsmail Hakkı Tonguç’u anma toplantısına da iştirak ettim.

Saat 20.00 civarlarına gelince, kendim de bir sebep yaratarak sözünü ettiğim büyüğüme bir mesaj attım.

“Fügen hanım,
 
Vallahi kusura kalmayın, ben de müşkül duruma düşmüş gibi oldum. Ama artık saat 20.00 ‘ i de geçince, beklemenin anlamı kalmadı diye yazıyorum.
 
Bugün için bana bir şey hatırlatacaktınız. Sanırım işlerinizin yoğunluğundan unuttunuz. Ben buna asla gönül koymam, lakin “çağrıldığı halde gelmedi ” konumuna düşmemek için bu yazıyı yazıyorum.
 
Niye telefon etmedin diye sorcak olur iseniz de, sizin durumunuzu bilmediğim için sıkıntıya sokmak istemedim. Ama lütfen biliniz ki, son dakikaya kadar her an uygun bir kıyafetle günü geçirdim. Heran çağrılabilirim diye oyalandım.
 
Lütfen, sorun etmeyin. Umarum sağlıkla ilgili bir sorun yoktur da, yalnızca basit bir ihmale uğramışımdır.
 
 
 Nasıl olsa bir vakit görüşürüz. Ben sorun etmiyorum.
Selamlar, saygılar

Haldun Cezayirlioğlu “ 

Saatler sonrası  ( 24 Haziran 2010 Saat 18.00) çalan telefon da gerçekten üzgün ve yorgun bir ses vardı. Günler boyu sürenyoğunluktan kendi deyimiyle “ölmüş” ve beni unutmuştu. Nerede olduğumu sorup, gelip beni arabasıyla almayı ve bir yere götürmeyi teklif etti. Vaktim uygundu. Ama yine de nereye gideceğimiz bir sır olarak saklanıyordu.

Ufak bir Ankara turu yapıp, muhterem bir hocamı daha arabaya konuk etttik.  Bu arada İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı’nın kurulduğu haberini aldım. Çok mutlu oldum, anlatamam. Üstelik, Vakıf Başkanı da Fügen Hanımdı.

Dakikalar sonrası Cumhuriyet Gazetesi’nin Sergi Salonuna gelebildik.

İnanın uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım. Karşımda dev bir sergi duruyordu. Cumhuriyet Gazetesi’nin o küçücük salonu, nasıl da bu kadar büyümüştü! Nasıl da bu kadar yücelmişti!

Hayran kaldım. Anlatamam. O fotoğraflar, o resimler, o çizgiler. Büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un biyografik fotoğrafları, öğrencilik  ve öğretmenlik hayatıyla, sanatçı kişiliğine ait fotoğraf ve resimleri fevkalade güzel, hayret verici ve muhteşemdi.

Şaşırdım. Heyecanlandım. Kimse duymadı, haykırdım.

Eğer Köy Enstitülerine ait elimizde bugün görsel anlamda fotoğraflar var ise ve de biz Köy Enstitülerini o fotoğraflar üzerinden değerlendiriyor isek, bun da en büyük katkı, İsmail Hakkı Tonguç’un bizzat elde makina çektiği kareler ve enstantanelerdir. Onun o yıllarda kıymet ve değer verdiği fotoğraf makinası ve onun çektikleridir. Her gezisini, her yurt köşesini belgelemeyi amaçlamış bir insan durmaktadır karşımızda. Her okul, onun objektifinde can bulmuş, bu günlere kalmıştır.

Oysa bu sergi, İsmail Hakkı Tonguç’un çektikleri değil, onun poz verdikleri olmuştur.

Doğrusunu söylemek gerekir ki, bu fotoğraflar da en az kendisinin çektikleri kadar güzel, anlamlı, değerli ve tarihidir.

Ya, aslında bir Resim-İş Öğretmeni olan Tonguç’un mesleki çalışmalarına ne demelidir? Yaklaşık 90 yıl önce tuvale, kağıda, karta, deftere  konu olmuş bu çizgilere, bu resimlere, bu tablolara ne demeli?

Şaşmamak mümkün değildir!

Resim-İş Öğretmeni olduğunu zaman zaman gözardı ediverdiğimiz anlara, şamar gibi bir cevap almak bizleri inanın hiç üzmedi. Hatta mutlu bile olduk.

Bu sergiyi çok önemedim. Diyebilirim ki bu sergi, Türk Eğitim Tarihine de yeni bilgiler, yeni kayıtlar ekletecektir. Türk Eğitim tarihinin karanlık noktalarına ışık tutacaktır.

Başta değerli büyüğüm Kadriye Fügen Çetiner olmak üzere, emeği geçen herkesi kutluyorum.

Köy Enstitülü ve İsmail Hakkı Tonguç tutkunu herkesi bu sergiye davet ediyorum. Kaçmamalı,kaçamaz…

Bir heyecan ve  bir coşku yaşamak isterseniz, İsmail Hakkı Tonguç’un bu resimlerinden, fotoğraflarından başka ne arayabilirsiniz ki?

Bir Cevap Yazın