Koleksiyonda Zamanı Biriktirmek

Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2 ayda bir yayımladığı ANKARA Eğitim, Kültüt ve Sanat Dergisi’nin “Koleksiyon Özel Sayısı”nda yer alan “Koleksiyonda Zamanı Biriktirmek” başlıklı yazımı, koleksiyonerlerle paylaşmak istedim.

“Önce bazı yapraklar, risaleler halindeydiler.Yıllarca öyle kaldılar. Sonra rulo şeklinde taşınır,saklanır oldular. Çok ama çok değerliydiler. Gözbebeği gibi korunur, göz atılır oldular. Hükümdarlar, sultanlar,krallar dışında sahip olanlar da yalnızca bir kaç kişiydiler. Seçkin ve asilzadeydiler.Din adamıydılar. Sinagoglarında, kiliselerinde, camiilerinde barındırdılar. Kalanların bir kısmı  vezir, kimi kont, kimi hekimbaşı, kimi de müneccim başıydılar.

 Sonra ceplere girmeye başladı, küçüldüler.Uzun süre “ cep” sıfatıyla tanındılar. Boyutları küçülürken sayfaları alabildiğine arttı. Bu zamanda bile kutsallıklarından, değerlerinden bir şey yitirmediler.Aksine zamanın ustalarının maharetleri işledi kapaklarını, sayfalarını. Renklendiler, altınsularıyla can,resimlerle renk buldular.

 Ustalarıyla anılır, sanatkarlarıyla aranılır oldular.Toplumu düzenlediler, kutlamaları, anmaları, iş-güç vakitlerini, ibadet anlarını, bayramları bildirdiler, yönlendirdiler.Tarlayı sürmenin en yararlı zamanını, ekin toplamının vaktini ayarladılar. Rüzgara, yağmura, sıcağa, soğuğa el verdiler.Fırtınayı okudular,geceyi, gündüzü düzenlediler. Kimi zamanki  ağrılar-sızılar da ilaç oldular. Akla gelebilecek her konuda ders verdiler. Yılbaşlarını kutladılar.

Sonra bir imkan, bir mekan, bir makina  bulundu ki, ceplerden adeta fırladılar.Artık yalnızca “yazma” değil, çokca “basma” oldular. Dünyayı yeniden keşfettiler,saygın insanların ceplerindeki tutsaklıklarına son verdiler.Duvarları süslediler. Evlerin, fakirhanelerin en güzel duvarları onların oldu. Yalnızca duvar süsü olmadılar ama; hergün defalarca yüzüne bakılır, el değilir oldu. Ülkenin en güzel diyarlarına, dünyanın bilinmedik mekanlarına sergi oldular. Yetmedi; bazan öğüt verdiler, bazan yol gösterdiler. Güldürdüler, eğlendirdiler.Kah küçük bir kır evindeki ahşap duvardaydılar yılbaşlarında, kah balo salonlarının dedikodu koridorlarında.Her yerdeydiler, yeni yıldaydılar.Yıllar onlarla başlardı, onlarla biterdi.

Duvarlarda zaman içinde yeniden şekillendiler. Yüzlerce sayfası da, tek sayfası da aynı işe yaradı hep. Her sabah ilk bakılan yüz, onun dünden kalan yüzü oldu. İlk el değmesiyle yeni bir yüze kavuşuldu.Kimi zaman çocuk odalarının kapılarının ardında yer buldular, yataklarını örttüler çocukların. Kim zaman bekar odalarının en manidar resimleriydiler. Okullarda sınıfları süsledi her biri. Sınav günlerini beklediler ,üzerindeki yazılarıyla. Ya Mehmetçikler “şafağı” görmek için her gün tek tek çarpılamadılar mı?

Önceleri yalnızca kağıt türevinden iken, sonra bezden oldu, tenekeden, tahtadan, metalden, plastikten, camdan oldu.

Sonraları masalara taşındılar.En değişiveren şekline  de bu mekanda kavuştular. Kalemlik, küllük, sigaralık, mühürdanlık oldu. Cetvel oldu masada, defter-kitap oldu. Gün geldi masayı olabildiğince kapladı, sümen oldu. Çerçeve, kutu oldu.Kart oldu, kartvizitlik oldu.

Ne olmadı ki?

Herşey oldu.

Gazeteler, dergiler, mecmualar benzersizini yapmak  adına, ona her defasında  binbir şekil ve biçim seçti. Kırlangıç oldu, bebek oldu, çanta, gelin oldu.Oldu da oldu.

Sonra yeni bir imkan, yeni bir mekan buldu kendine ; dijital oldu. Hem de akla gelmeyecek hallere girdi bu şekliyle.

Yine duvarda oldu, yine masada oldu.Bilgisayarda, televiyonda, arabada, yolda oldu. Şimdilerde yine en çok ceplerde. Zamanımızda ceplere olan küskünlüklerinin, acısını çıkartır gibiler. Ne var ki o ilk “cep” olmanın gururu, mutluluğu, sevinci, asilliği yok gibi üzerlerinde.

Nerde  1800’lü yılların “ Yeni Osmanlı Cep Takvimi”, nerde takvimi kendinden menkul  cep telefonları!

Neden bahsediyorum ki?

Her halde takvimlerden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Tarihi boyunca kılıktan kılığa giren, üzerine her türlü kıyafeti sorgulamadan giyen takvimlerden bahsettiğimi.

Her türlü kılığa girse de o takvimler bize yanılmaz bilgileriyle, onca zamandır hep zamanı, günü, anı gösterdiler. Şaşmadılar. Şaşırmadılar.Hep “takvim”oldular.

Basit kullanım anlamıyla Takvim; zamanı değerlendirmek için düzenlenmiş, yılları, mevsimleri, ayları, günleri, vakitleri göstermek üzere hazırlanan cetveller ve bu cetvellerle birlikte çeşitli muhtelif bilgilerin de yer aldığı kataloglardır. Geniş anlamda ise “ zamana bir milat koymanın hesabı” olarak değerlendirilirler.

Takvim, Arapça bir masdar olup, doğrultmak, kıvamına getirmek, olması gerektiği gibi yapmak, kıymet verip değerlendirmek anlamlarına gelir. Kıyam, kıymet, kâim, makam, kaymakam, ikamet, istikamet, müstakım, mukîm, kayyım/kayyûm, kıvam, kıyamet, kavim gibi dilimiz de kullanılan pek çok kelime aynı kökten türemiştir. Çeşitli ölçütlere göre zamanı dilimlere ayırıp değerlendirdiği için de zaman ölçütlerine takvîm denmiştir.

Bilinen şudur ki; 1987’de yapılan bir arastırmaya göre halen yeryüzünde kullanılan yaklaşık 40 farklı takvim -ve dolayısıyla “yılbaşı” vardır. Bu takvimlerin temellerinin üç aşağı beş yukarı aynı oldukları varsayılsa da, asıl olarak,  yansıttıkları kültürel tercihlerin farklılıkları ve çeşitliklileri sebebiyle  bir anlam ve ifade taşırlar. Bu yönüyle bu inceleme ve değerlendirme farklı ilgi alanlarının ve disiplin dallarının konusu ve muhtevası olabilir.

Ancak,belirttiğimiz bu yaklaşık 40 farklı takvimin tarih içinde yol aldığı süreç, büründüğü şekil ve kisve, kullanılan malzemenin farklılığı, bu iş için kullanılan materyal ve bu esnada kullanılıp değerlendirilen alet ve edavat ve elbette takvimin kendisi de biz koleksiyoncuların ilgi alanı içinde bulunmaktadır.

 Koleksiyoncular, ulaşabildikleri en eski takvimden günümüze kadar uzanan süreçte toplayabildikleri en nadide örnekleri toplamaya özen gösterirler. Hele çağımızın artık her esnasında her türlü kisveye girmiş takvimlerini toplamak onlardan bir koleksiyon yapmak kolay ve basit görünse de hedeflenen başka bir şeydir. Hedef bir koleksiyon bütünlüğü yaratabilmektir. Yılları, dönemleri, toplumları ve onların özelliklerine  ait takvimleri toplayabilmek esastır. Dönemin yaşanmışlığına damga vurmuş takvimleri toplayabilmek, onlardan bir koleksiyon yaratmak esastır.

Bu yönüyle yaklaşık 15-17 yıldır büyük bir heves ile yürüttüğüm bu çalışmaların içinde binlerce takvime ve belki onbinlerce takvim sayfasına ulaşmış olmak tek başına yeterli bir örnek teşkil etmeyebilir.Ne  var ki bu örneklerden de belli bir birikime ulaşmak pekala mümkündür.

 Örneğin 1876 yılına ait bir “Takvim-i Sal”, 1900 yılına ait bir Ermeni Cep Takvimi, 1912 yılına ait “ Sultan Abdülhamit resimli” takvim yaprağı, 1924 yılına ait “ Mütekaid Askerler Cemiyeti’nin Atatürk resimli Cep Takvimi” ,İsmail Hakkı Tonguç’un ilk eseri olan 1929 Yılına ait “Muallim Almanağı” , muhtemelen 1939 yılı cep takvimi hazırlanırken Ata’nın 10 Kasım 1938 yılında vefatı üzerine matbaa baskısına sonradan müdahale edilerek düzeltilen 1940 Yılı Takvim-i Ragıp Cep takvimi, üzerinde J.F. Kenndy resmi bulunan 1964 tarihli bir ABD Firmasına ait duvar takvimi, başka hiç bir basılı nüshada görülmemiş renkli bir Zafer Meydanı gösteren 1965 tarihli Halk Bankası Duvar Takvimi, çok şey söylemez mi? Çok şey anlatmaz mı?

Ya doğum günlerinizin takvim yaprakları?

15 Haziran 1957 tarihli Sönmez takvimi yaprağı?

Ya 19.9 1999 tarihli Saatli Maarif takvimi yaprağı?

Hangisini istersiniz?

Örneklerini çoğaltmak mümkün olan Koleksiyonumuz içinde olması gerekenler de var tabii! Niye 1875 yılına ait bir takvimimiz olmasın? Niye Rum Çocuk Cemiyeti’nin takvimi olmasın? Ya da Hilal-i Ahmer Cemiyetinin karton kapaklı takvimleri? Niye olmasın?

İşte bu eksiklikleri bilme ve bulup araştırma adına devam ediyor biz koleksiyoncuların serüveni. Hep yeni bir ürün bulma adına. Bulup sevme adına……Bulup saklama, gelecek kuşaklara aktarma adına…

 

 

 

One thought on “Koleksiyonda Zamanı Biriktirmek

  1. Haldun Bey,
    Yazıda bahsettiğiniz 1939 yılı cep ajandası (üzerinde “Reisicumhurumuz Mustafa Kemal Atatürk” yazan) bende mevcuttur. Bunu nasıl değerlendirebilirim?

Bir Cevap Yazın