16 Mart

 

16 Mart

Öğretmen Okullarının Kuruluşu’nun 163’üncü Yıl Dönümü

Bazı tarihler vardır ki, sizi takip eder. Bazı tarihleri de siz takip edersiniz. Ama bazan de  öyle tarihlerle yüzleşirsiniz ki hayatta , karşılıklı birbirinizi takip eder durumuna gelir,bağlanır kalırsınız.

İşte 16 Mart tarihi bu ülkede binlerce insanın, yıllardır takip ettiği ve takip edildiği günlerden biridir. Eğer siz de bir zamanlar, Öğretmen olmanın bir okulundan geçmiş iseniz, 16 Mart’ın ne olduğunu gayet iyi bilirdiniz.

 En görkemli günlerin 16 Mart’lar olduğunu yaşardınız. En güzel müsamere’lerin o güne denk getirildiğini hatırlardınız. Şiir yarışmalarının sonucunun o gün açıklandığını bilirdiniz. Bugün uluslararası şova dönüşen Oscar, Nobel törenleri gibi şatafatlı ve elbetteki muhteşem ödüllerin yanında, o okul müsamerelerinde yaşanan sevinçlerin   benzerliğini ve ortaklığını hissederdiniz. Heyecanınızdan yerinizde oturamaz, tahta iskemlelerde değişik oturma pozisyonlarının hepsini denerdiniz. Arada sırada sınıf arkadaşlarınızın size hayranlık dolu bakışlarını görür ve onları da bir bozguna uğratabileceğinizin korkusunu yaşardınız. Çünkü bilirdiniz ki, ödül belki sizin şahsınızındır, ama gurur bütün sınıfındır. O sınıf ki, en büyük coşkuyu ve heyacanı yaşamayı kendine layık görmüş , o güne mahsus öğretmenlerden izinli bir feryat  ve gürültü koparmaya çoktan heveslidir. Ön sıralar, iskemleler çoktan tutulmuş, sınıflarından tescilli bir şair çıkmanın beklentisi tüm Okul Müsamere Salonu’nu sarmıştır.

Bu vakitten sonra, kayda alınmış Okul Müdürünün hitabının, izlenmiş piyeslerin, dinlenmiş şiir ve türkülerin pek hükmü kalmamış gibidir. Bütün davetli, öğrenci ve kalabalık  gecenin bu vaktinde açıklanacak Şiir Yarışması sonuçlarını bekler hale gelmiştir.

Sunucu, o tahta merdivenleri adımlıyarak  son kez sahneye çıkmakta, elindeki kağıttan okuyarak programı şekillendirmektedir. (Muhtemeldir ki) , 30 Ocak tarihine kadar başvuran öğrenciler arasında  yapılan şiir yarışması sonucunda  ödül kazanan öğrenciler açıklanacaktır. Malum bu tür yarışmaların  açıklanma süreci dahilinde, önce “Okul 3’üncüsü”, sonra ” Okul 2’incisi” ve nihayetinde de Okul 1’incisi açıklanır. Pek güçlü olmayan alkışlar ve zaman zaman da şaşkınlık yaratan bu ilk iki  açıklamalar sonucunda, heyecan zirveye ulaşmıştır.

Ne oldu bu millete? Neden herkes bana bakmaktadır. Ne oldu, açıklandı da duymadım mı?

 Bazı gözler ararsın o esnada salonda. Bakarsın, yok bulamazsın. Kızarsın kendi kendine. Nerde bu dersin, nerde? Oysa deli gibi uzanmış bir el, senin aradığın bir gözden fazlasıdır aslında da, farkedemezsin. Uzanırsın, nafile tutamazsın.

Bir kaç öğretmenin de dönüp geriye seninle gözgöze gelmeye, seni heyecanlandırmaya çalışırlar, destek olurlar. Utanırsın. Hele sana uzanan o eli tutmaya yönelik davranışının başkalarınca görülmüş olması  başka bir utancın sebebi olur ansızın.

Elin iki de bir kravatına gider, gereksiz yere bin kez düzeltmiş olduğunu hatırlarsın. Omuzuna değişik eller çoktan uzanmış, sana destek olmanın işaretini yaşatırlar. Sen, senin gibi favori olarak adlandırılan yarışmacıların, senden önce isimlerinin okunmuş olmasına belli belirsiz sevinirsin. Kimseye belli etmeden. Yıllar gibi süren şu bir kaç saniyenin içinde yaşanan tüm bu enstantaneler,belki de bu belli belirsiz sevinmenin hediyesidir.

Sunucu gülümsemeye başlar.Sahnedeki son sözlerine, son sunumlarına başlamış olmanın, işi bitirmiş olmanın rehavetidir belki de ama, sen onu öyle algılamazsın. Bitti dersin her şey.Bitti. Bu saatte yaşanacak iki büyük yıkım vardır artık bir yarışmacı için.

“Birinciye layık eser bulunamadığı için, Birinciye ödül verilmeyecektir” denmesidir ilki. Yıkılırsın. Sana uzanan eller, atılan bakışlar, omuza konulan destekler biter, gider. Öğretmenlerinin geriye dönüp bakışları, destek gülümsemeleri hep gider. Futbol müsabakaları dışında başka hiç bir yerde bu kadar kalabalık göremeyeceğin sınıfın, yıkılır, yok olur.

Yok olursun bir 16 Mart Günü.

16 Mart azap olur, dert olur. Kaygı olur, yıkım olur.

Ancak, sunucunun ” Gecemizin son anında Okul Şiir Yarışması için 1’incilik ödülünü vermek üzere….” lafını duymak seni yeniden yorar. Az önce bunalmış ve ezilmiş hücrelerin, zihnin ayağa kalkmakta zorlanır. Okul Müdürü’nün merdivenleri adımlaması, sana yeni bir güç yaratır. “Bu sen olabilirsin” dersin. ” Bu sensin”.

Artık koskoca salon şimdi sessizdir. Tek gürültü, patırtı yoktur. Herkes dikkat kesilmiş, Okul Müdürünü dinlemektedir. Ağır, ağır konuşur. Yarışmalardan, faziletlerden, erdemlerden,başarılardan söz der. Öğretmenlikten, öğretmenden söz eder. “Son söz şiirindir. Şimdi şiir konuşacaktır” der.

İşte bu söz üzerine elin, ceketinin cebine uzanır. Son kez bir daha yoklarsın şiirini. Yerindedir. Buruş buruş olmuş bir kağıdın dizelerindedir şiir. O da cebindedir.

Söz şiirindir. Sen ödülü kazanmamış olsan bile o şiir, senindir. Söz, senindir.  

Artık dayanılmaz bir hal alır her şey: O an sana kimse bakmaz, sen de kimseye bakamazsın. Herkesin kulağı duymak istediğine odaklanmış gibidir. Okul Müdürü eline tutuşturulmuş, hediye paketini adeta yeniden sarmalamaktadır. Dağılmamasını istemektedir.

İşte bu andır; şair olmanın vaktidir. Şair olmanın zamanıdır.

Adınızı bile duymazsınız. Şiirinizin adı, sizin adınız olmuştur. Adınız, “Köyde Ağlayan Var” olmuştur. Bir bağırış kopar yanıbaşınızda, sınıf arkadaşlarınızın hepsi ayaktadır.Hepsi sizinledir, hepsi bağırmaktadır. Aralardan, ortalardan kalkıp sahneye yürümeye çalışırsınız, geçemezsiniz. Yol bulmak, mümkün olmaz, sıkılırsınız. Omuzlara, başlara uzanan eller, önünüzü kapatır, göremezsiniz. Bağırışlar, çağırışlar artar, duyamazsınız. Alkışların hepsini kendinize saysanız, şımarır kalırsınız. O an kendinize bakarsınız. Kravat dersiniz, şiir dersiniz, paça-gömlek dersiniz yürümeye devam edersiniz.

Ve merdivenler.

Okulun müsamere salonunun bu merdivenleri. Hatırladığım kadarıyla topu topu 5 veya 6 basamaktır. Ama bazı günlerde çık çık bitmez. Hayat gibidir aslında; yakın ve kolay sanırsınız lakin bazı günlerde hiç bitmez.

Bitmedi zaten.

 Hatta okul müdürü, bu kadar alkış,  feryad ve gürültünün boşa gitemesine gönlü razı olmaz bir eda ile bir eliyle de çıkmaya yardım edecek mizansen bir sahneye zemin olur.

Çıktım. Okul Müdürü mikrofona yöneldi yeniden. Yine şiir üzerine konuştu. Güzel bir şiir olduğundan söz etti. Duymadığım bir şeylerden daha söz etti, sonra iki yanağımdan öperek, elindeki paketi uzattı. Yere düşecekmiydim bilmiyorum. Ama bir başka serüvenin içindeydim. Salon bir kez daha ayağa kalktı. Ayağa kalkan salon muydu, yoksa senin sınıfın mıydı bilinmez ama gürültü her yerden geliyordu.

Her yer mutluydu. Sanırım Öğretmen Okullarının Kuruluşunun 125 veya 126’ıncı Yıl Dönümleriydi. O sahne, yıllarca öğrencisi olduğum Demirci İlk Öğretmen Okulu’nun müsamere salonundaydı. Muhteşem bir salon idi. Beni şair ilan eden bir salondu. O salon, bazılarımızı yazar, bazılarımızı oyuncu, bazılarımızı sanatçı ilan etmişti. Ama her şeyden çok ve önemlisi de hepimizi Öğretmen etmişti. Adam etmişti.

Bugün Öğretmen Okullarının Kuruluşunun 163’üncü Yıl Dönümü. “Köyde Ağlayan var” adlı o şiir, hala benim son ödül kazanmış şiirimdir. Eminim hala, son oyununu o sahnede oynamış, son şarkısını  o sahnede söylemiş, son mandolinini  o sahnede çalmış  nice arkadaşım vardır.

Bu heyecanı benim gibi binlerce öğrenciye yaşatmış Öğretmen Okullarını saygıyla, minnetle anıyorum. 163 Yıllık bir geleneği geride bırakan bu Kurumları özlemle anıyorum, özlemle..