Köy Enstitüsü Kültürü Üzerine Küçük Notlar 4:

Köy Enstitüleri, İzmir İktisat Kongresinin bir eseri midir? Köy Enstitüleri, İzmir İktasat Kongresinde dile getirilen “yatılı bölge okulları” fikrinin yıllar sonra hayata geçirilmiş bir hali midir?

 İzmir İktisat Kongresi, (I. İktisat Kongresi)  zorlu bir Kurtuluş savaşı veren bir halkın, silahı bırakan kahraman temsilcilerinin, Lozan Barışı görüşmeleri yapılırken, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihinde “ Kazım Karabekir Paşa Hazretleri “ başkanlığında başardıkları, katıksız bir sivil kitle hareketidir.  Öyle ki Lozan Konferansı henüz 3 ay önce başlamış, Andlaşmanın imzalanmasına ise daha  5 ay vardır ancak, Lozan Barışı sonrasında uluslar arası kimlik kazanacak olan Devletin, “toplumsal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel yapıları bu Kongre ile  belirlenmiş, dünya kamuoyuna ilan edilmiştir.

 Devletin bu temel yapılarından biri, Devletin insan unsurunun hangi esas ve ilkeler esas olmak üzere eğitileceği, aileden başlayarak yaygın ve örgün eğitim – öğretim kurumlarının niteliklerinin ne olacağı hususudur.

Bütün Türkiyenin  Ziraat, Sanayi, Ticaret ve İşçi zümrelerinden seçilmiş bin yüz otuz beş temsilcinin katılımı ile  toplanan Kongrede,  “Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları” adı altında, “Köyde Ziraat ve Maarif Meselesi” tartışılmış, bu konuda “ Büyük Millet Meclisi Hükümetine” sunulacak olan “ulusal ilkeler” saptanmıştır.

“ Köyde Ziraat ve  Maarif Meselesi” başlığı altındaki 4’üncü Maddede ; Köylülere ve çiftçilere tarımın çeşitli dallarını “ ameli olarak öğretecek” kitap ve mecmuaların bastırılarak bedava dağıtılması kararlaştırılmıştır.Mevcut tüm okullarda, ileri ülkelerde olduğu gibi, sanayi ve tarımın “ameli olarak gösterilmesi” kabul edilmiştir.

Mevcut bu okullar  da yeterli görülmemiş, her “ Livada” birbirine yakın köyler için yeterli arazisi olan yatılı birer  ilkokul açılması kararlaştırılmıştır. Bu okullarda temel derslerle yanında basit uygulamalı ve kuramsal tarım derlerinin yer alması kabul edilmiştir.

O günkü bu düşünce, ileriki yıllarda,  bir kanunla kurulan Yatılı Bölge İlkokullarının temelini oluşturmuştur. Gerçekten de  İzmir İktisat Kongresinden yıllarca sonra, ülkenin birçok yerinde Yatılı Bölge Okulları kurulmuş, köy çocuklarının kitlesel olarak  iyi bir eğitim almaları, kentli insan olmaları sağlanmış, onların isteklerine ve yeteneklerine uygun kent okullarına devamlarının yolu açılmıştır.

Ziraat ve Maarif Meselesinin 6. maddesinde ise,  köyün ihtiyaçlarından çıkan, bize has, yani taklit olmayan, özgün olan bir “Köy İlkokulu” tipi, ayrıntılı olarak tanımlanmıştır.

Gerçekten, sanayii temsilcilerinin çekimser ama diğer gurupların oybirliği ile,  “ Köylerdeki iptidai mekteplerin mutlaka beş dönümlük bir bahçesi ve iki inekli fenni bir ahır ve kümesi yeni usul bir arılığı ve muallimler için iki odalı bir evi olması ve arazinin bir kısmı sebze ve bir kısmı çiçek bir kısmı da fidanlığa tahsis edilerek muallimlerin nezareti altında bizzat talebe tarafından idare edilerek masraf ve hasılatının köy muallimlerine ait olması ve bu suretle çocuklara amelî olarak çiftçiliğin öğretilmesi ve münevver zevatın köylerde yerleşmelerinin teşviki” kabul edilmiştir.

Kuşkusuz bu okulların tanımına uygun öğretmen ihtiyacı da  bulunmaktadır. Ancak, ülkede, bu tanımı sağlayan köy ilkokul öğretmenler yetiştirilmiş değildir; hiç yoktur. Ziraat ve Maarif Meselesi’nin 7. maddesinin getirdiği mecburiyet, yani “ Türkiye ve Ecnebi Darülfünûn, Âlî ve Talî mektepler mezunları ve mezunelerinin ve medreseleri ikmal ederek icazetname alanların en az bir sene müddetle 6. maddeyi tatbik eden köy muallimliklerinde istihdamı” nın zaten ileriki yıllarda sorunu çözmede yeterli olmadığı görülmüştür.

Gerçekten, her şeyden önce, ihtiyacı karşılayacak sayıda öğretmen bulunamamıştır. Öte yandan, bulunan öğretmenlerin de,  6. maddede belirtilen tipte bir eğitim-öğretim programını gerçekleştirecek niteliklere sahip olmadıklarının gözlenmesinin yanında,  köy koşullarına uyamadıkları, köylülerle bütünleşemedikleri, hatta köylüleri beğenmedikleri, gününü doldurup gitmenin ötesinde başka bir şey düşünmedikleri  görülmüştür.

 Kongre sonrası bu kararlar ışığında ve Lozan Andlaşması’nın getirdiği özgüvenle yıllar ilerlemiş, Cumhuriyet Döneminin bu en yapılanmacı dönemi içinde tüm ülke, toplumsal, ekonomik, siyasi ve hukuki bakımdan, tümden ve  yeniden yapılandırılmıştır.

Bu dönemde “Yeni nesil öğretmenlerin eseri olacaktır” denmektedir. Ancak, okul ve öğretmen ihtiyacı, tüm yurtta ama özellikle köylerde had safhadadır.

 “Ziraat ve Maarif Meselesinin” 6. maddesinde nitelikleri saptanan “Köy İlkokuluna” öğretmen yetiştirmek, “münevver zevatın köyde yerleşmelerini”  sağlamak, asayişi tesis etmek zorunluluğu, ileriki yıllarda Köy Enstitülerini doğurmuş olabilir mi?

 Türk halkının bu iradesi, 17 yıl sonra büyük tartışmalar sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul görmüş de; özgün bir eğitim-öğretim kurumu olan Köy Enstitüleri Kanun’u 17 Nisan 1940 yılında mı yasallaşarak, ancak o zaman hayat bulmuş olabilir mi?