B. TOVEN TAKVİMİ 1946

B. TOVEN TAKVİMİ 1946 ( Baha Toven Takvimi-1946)

 Takvimlerimin arasında uzun zamandır duruyordu bu takvim. Vakit bulup inceleyemediğim nice takvimlerim gibi. Bir başka olay sebep olunca yeniden elime alıp incelemek istedim. O yılların klasik duvar takvimiydi aslında. 365 günlük duvar takvimi yani. Kartonu koleksiyonumda yoktu ama 365 sayfalık takvim, Ocak ayı yaprakları hariç tamamdı.Farklılığı üzerine bir şeyler yapmak istedim. Önce bilinmeyen şifreleri sökmeliydim.

Niçin “B. Toven Takvimi” yazıyordu? Kim di bu B. Toven?

 Bu konuda Sayın Armağan Ekici’nin Blog’unda yer alan bilgiler kaynağımı teşkil etti.

 Mehmet Bahaeddin Toven, ülkemizin yetiştirdiği nice aydınlardan biriydi. Dilbilimciydi. Sir James Jeans’in Gökyüzü: Bugünkü Astronomi adlı kitabının (İstanbul: İkbal Kitabevi, 1939) çevirmeni olarak; Yeni Türkçe Lügat‘in (1912, 1924), ve Noktalama: Yazıda Kullanılan İşaretler‘in (1946) yazarı olarak imzası vardı. Ayrıca,asker kökenli oluşunun da teyidi alınıyordu Türkiye Yazarlar Birliği’nin bir açıklmasında: “Ülkemizde sözlük hazırlayanlardan ilk akla gelenlere bakıldığında M. N. Özön’ün edebiyat fakültesi mezunu olduğu görülür. Mehmet Ali Ağakay, askerî doktor; Kemal Demiray, eğitim enstitüsü mezunu; Pars Tuğlacı, İngilizce öğretmeni; Mehmet Bahaeddin Toven, emekli binbaşı; Ferit Devellioğlu lise mezunudur.” Deniliyordu.

Baha Toven, Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği de yapmıştı. Talat Sait Halman, “Journal of American Studies of Turkey”de yayımlanmış bir  söyleşisinde , Toven’den övgüyle bahsediyordu: “Türkçe gramer, üslup, şiir ve edebiyat konusunda gerçekten de muhteşem bir hocaydı; bize tarihten gelen bilgelikler ve kâinatın sırları üzerine bir şeyler de öğretmişti. Bundan çok daha önemli olarak, bize düşünsel merakı, vicdan özgürlüğünü, analitik ve eleştirel düşünceyi aşılamıştı”. Ben olsam kâinatın sırlarını daha önemli bulurdum, ama önemli olan bu değil, konu giderek dallanıp budaklanıyordu.”

 Armağan Ekici, işini yapıp B. Toven’in izini iyi sürüyor:“Soyadı kanunundan önceki imzası olan Mehmed Bahaeddin’i takip edince, sabitfikir.com kitapçısında Yeni Türkçe Lügat’in yakın tarihli bir tıpkıbasımına ulaşılabiliyor. Kitabın tanıtım notu şöyle: “Asker, maarifçi, mecmua naşiri, gramerci, lugatçi, müellif, mütercim ve takvimci Mehmed Bahaeddin veya tanındığı imzasıyla B. Toven son devrin dikkate değer meşahir-i meçhulesindendir.”

Bu “meçhul meşhur”u artık biraz daha yakından tanımak gerekiyordu. Bir hafta sonra, Yeni Türkçe Lügat’in 1924 tarihli ikinci basımının Akçağ kitabevi tarafından 1997’de hazırlanmış tıpkıbasımı elimdeydi. Kitabın Ali Birinci imzalı önsözünü burada özetleyeceğim – Baha bey 1881’de, Mora Yenişehir’inde doğmuş, Bursa’da Askeri Rüştiye ve İdadi’de okumuş, mezuniyetinden kısa süre sonra Bursa Askeri İdadisinde “Lisan-ı Osmani muallimliği”ne başlamış ve ömrünün sonuna kadar öğretmenlik mesleğinde kalmış. Görevleri onu Beyrut’a, İstanbul’a ve Yemen’e götürmüş, Yemen’i en son terk eden Osmanlı görevlileri arasında yer almış, 1919’da beş ay boyunca savaş esiri olarak tutuklu kalmış, sonra İstanbul’a dönmüş; Vakit’te, Tanin’de gazetecilik ve yukarıda andığım öğretmenlik yılları başlamış. Baha bey şu anda Ankara’da, Cebeci Asri Mezarlığı’nda.”

 Ali Birinci, Baha beyin başka eserlerini de anıyor: İspiritizma adını taşıyan “ulûm-u ruhiyyeye aid taharriyat-ı tecrübiye ve intikadiye” mecmuası (1910-1911); Sir William Crooks’un La Force Psychique ( Ruh Kuvveti )  adlı eserinin çevirisi; yukarıda andığım Gökyüzü; Dönemin önemli başvuru kitapları arasında sayılan Arapça gramer ve okuma kitapları, Türkçe gramer kitapları (Yeni Türkçe Gramer (1930) ; hazırlanan fakat bir anlaşmazlık yüzünden toplatılan “B. Toven Takvim 1946”, Türkçe Lügat; yine hazırlanan ama yayımlanamayan İngilizce ve Fransızca sözlükler: Asıl mühim ve son büyük eseri ise gece-gündüz tam oniki sene çalışarak bitirebildiği B. Toven Lûgati-Fransızcadan Türkçeye adını taşıyan lûgatidir. Sonunda “Bitti-Fatih, 29.11.1951 gece saat 1.15 Perşembe” kaydı bulunan ve türünde en muhteşem ve en mükemmel bir çalışma olan bu lûgat, devrin Fazıl Ahmet Aykaç ve İbrahim Alâettin Gövsa gibi yazarları ve DTC Fakültesi’nden Georges Bonneau ve Bedrettin Tuncel gibi Fransız Dili ve Edebiyatı profesörleri tarafından büyük bir sevinç ve takdirle karşılanmıştır. Baha Bey’in ve O’nun ölümünden sonra da refikası Nimet Hanım’ın (23 Haziran 1907-23 Mart 1989) büyük çırpınışlarına rağmen, bugüne kadar, basılmadan kalmıştır”.

 “Ali Birinci, Dil Encümeni azası olup dilde özleşmeye karşı olan Baha bey hakkında, ölümünden sonra Türk Dil Kurumu dergisinde tek satırlık bir yazı çıkmamasının büyük bir vefasızlık ve talihsizlik olduğunu anarak önsözünü bitiriyor.”

 Armağan Ekici, B. Toven hakkındaki çalışmasını, kendi çabasıyla kattığı yeni ilavelerle sonlandırıyor: (Amatörce yaptığım çevriyazıda beceriksizlik, dikkatsizlik varsa affınıza sığınarak), Yeni Türkçe Lügat’e Mehmed Baha’nın yazdığı önsözü buraya aktarırken, birçok açıdan bana alabildiğine uzak, birçok açıdan tuhaf bir ruh birliği hissettiğim bu insanın sözlerinin biraz daha dolaşıma çıkmasını, biraz daha yaygınlaşmasını sağlamak istiyorum – hazırladığı sözlük bugün burada okunuyor, bıraktığı izlerden hâlâ birileri yararlanıyor, bilinsin.

Mukaddime
Türkçede mükemmel bir lügate olan ihtiyacımız o derece aşikârdır ki artık bunu hissetmeyen okuryazar hemen hiçbir fert yok gibidir. Senelerden beri hepimiz bu eserin zuhuruna muntazırız. Herhalde bir gün – ama bakalım hangi gün! – bu beklediğimiz eser meydana çıkacak, bizim de elimize bütün arzularımızı tatmin edecek mükemmel bir lügat kitabı elbette geçecektir.

Lakin biz bu intizar devresini yaşarken ötede ilim ve fen durmuyor, nura ve hakikate doğru muttasıl koşuyor. Bu koşulan medeniyet yollarında ise bir düziye yeni ihtiyaçlar, yeni fikirler doğuyor, bunları ifade eden yepyeni kelimeler ortaya çıkıyor, ve su kara hudut, milliyet nedir bilmeyen bu yeni şeyler döne dolaşa bilatekellüf garptan ayağımıza kadar geliyor, ister istemez dilimize giriyor; hatta, maalesef, bize hiç lüzumu olmayanlarına da yol açıyor. Böylelikle hemen her gün gazete ve kitaplarda önümüze çıkan ve henüz hiçbir Türkçe lügate girmemiş olan bu kelimelerin adedi bugün aşağı yukarı iki üç bini buluyor.

İşte on iki sene evvel basılan bu kitabı adeta yeniden yazarcasına birçok yeni kelimeler, misaller ve mecaz tabirlerle tevsî ederek ve hacmini de bir hayli büyülterek tekrar neşretmekten maksadımız bittabi hepimizin beklediğimiz o muazzam eseri meydana getirmek değil ancak dillerimizde dolaşan şu yeni kelimeleri hem bir yere kaydetmek, hem lisanımızda bulunan yerli yabancı bütün kelimâtı ihtiva eden bir az işe yarar bir kitapcağıza vücut vermek ve gittikçe sadeleşerek güzelleşen Türkçemize de bu suretle olsun pek naçiz bir hıdmet görmekten ibarettir.  M. Bahâ”

 Evet, bu B. Toven yazısı, imzasını “ B.Toven” diye atabilmek için özellikle bu soyadı kendine yar ettiği ifade olunan Mehmet Bahaeddin Bey’in hikayesidir. Acaba hafızalara yerleştirilmek istenen, Mehmet Bach’a Toven miy di? Bir dilbilimci bunu düşünebilir miy di? Beethowen, bu kadar merak uyandırmış mıydı?

Bunun cevabını Özdemir Nutku’yla yapılan bir söyleşide aramak gerekmektedir. Özdemir Nutku, kendisine yöneltilen, “

Çocuk tiyatrosundan yetişkin oyunlarına geçişiniz nasıl oldu?” sorusuna verdiği cevapta şu cevabı vermektedir: Zaten ben beşinci sınıfı bitirdikten sonra Robert Koleje girdim. Kolejde, kendi aramızda hocalarla birlikte İngilizcemiz ilerlesin diye bize tiyatro oyunları oynatıyorlardı. Ondan sonra, sekiz yıl boyunca devam etti. Liseye geçtikten sonra, çok sayıda oyunda rol aldım. Mesela Ahmet Muhip Dranas’ın, John Steinbeck’in, Refik Erduran’ın “Kahraman” isimli oyunuyla William Shakespeare’in oyunlarında oynadım. Kolejde tiyatroya çok önem verilirdi. Tiyatroya asıl sevgim, Türkçe öğretmenlerimizle başladı. Mesela Ekrem Yirmibeşin vardı. Türkçe hocamız Keramet Nigar Bey vardı. Kendisi Şair Nigar Hanım’ın oğullarından biriydi ve104 yaşında öldü. Çok iyi de Türkçe öğretirdi. Bizi şehir tiyatrosundaki oyunlara götürürdü. Sonra, başka bir Türkçe hocamız Baha Toven vardı. İmzasını Beethoven diye atardı. B. Toven diye atardı. Beethoven olurdu. Çok özel bir insandı, gerçek bir Beethoven aşığıydı. Dersleri hep klasik müzik dinleterek geçerdi. O da bize müzik sevgisi aşıladı. Annem ve babam bizi, kardeşimi ve beni çok küçük yaşlarda piyanoya başlatmışlardı. Klasik müziği çok sevdiğim için Baha Toven’in derslerini çok severdim, çok güzel geçerdi. Bütün bu hocalardan biz çok iyi Türkçe öğrendik. İşte bütün bu hocaların hepsi beni tiyatro konusunda çok kamçıladılar” 

 Keza benzer ifadeleri Şakir Eczacıbaşı’nın anılarında da bulmak mümkündür. Şakir Eczacıbaşı’nın Remzi Kitabevi’nden yayımlanan “Çağrışımlar Tanıklıklar Dostluklar”’da bu kez Robert Kolej’in 40’lı yıllarını izliyoruz. Koleje 1941’de başlayan Eczacıbaşı’nın anılarında en çok yer tutan bölümleri ise öğretmenlerine dair anekdotlar oluşturuyor. “Robert Kolej’in ayrıcalığı, ne eşsiz güzellikteki yeri, ne görkemli yapıları ne de iyi dil öğretmesiydi. Kolejin ayrıcalığı, öğretmenleriydi: Yaratıcılığı, girişimciliği, hoşgörüyü, özgürlüğü, dürüstlüğü, sorumluluk bilincini aşılayan öğretmenler… Çağdaş insan olmayı öğreten öğretmenler. …Beethoven’e olan büyük sevgisi nedeniyle soyadı kanunu çıkınca soyadını Toven olarak alan ve ön adını kısaltınca B. Toven diye okunmasını sağlayan Türkçe öğretmeni Baha Toven, bu renkli isimlerden yalnızca bazılarını oluşturuyor.

 Osman Akkuşak ise “Harf İnkılabını Hazırlayanlar” adlı yazısında da şu ifadelere yer vermektedir: “Yeni harflerin kabulünden sonra da Dil Heyeti dağılmamış, yeni üyeleri arasına Ahmet Rasim, Reşad Nuri, Celâl Sahir, Veled Çelebi, İsmail Hikmet, Besim Atalay, İbrahim Necmi, Hamid Zübeyir, Hasan Fehmi Turgal, Ishak Refet, Baha Toven, Yaşar Özey, Etnografya Müzesi Md. Gyula Musgaros, Mehmed Emin Erişirgil gibi isimler katılmıştır.”

 Diğer taraftan Şair Cevat Çapan ise Robert Kolejdeki anılarını anlatırken, Türkçe öğretmeni  Baha Toven’in Fazıl Hüsnü  Dağlarca’nın Ağır Hasta adlı şiirini okuyup duygulandığı anları ve bu anların kendi sanatçı kişiliğinin oluşması üzerindeki etkilerini dile getiriyor.Bu anlarla, Cevat Çapan da belki daha da yaklaşıyor şiire.

Altemur Kılıç, okul ve arkadaşlarını anlatığı bir yazısında “ Noktalama konusunda titiz ve Beethowen hayranı olduğu için soyadını “Toven” olarak alan, imzasını B. Toven diye atan Baha Bey” diye söz eder hocası hakkında. 

İnternet kanalıyla yaptığımız çeşitli taramalar sonucu başka ifadelere de ulaşmak mümkün oluyordu, B. Toven hakkında. Doğruluğunun teyidini yapmadan yazmanın eksikliği var elbette. Ancak bu yazı aslında bir Takvim yazısı olacakken ve henüz oraya da henüz gelememişken, bu nüansın da atlanmaması önem taşıyabilirdi. Bu yazılarda B. Toven’in bir “misyoner” olduğundan bahsolunarak şöyle denmektedir:

 Misyonerler; özellikle Hilafetin merkezi olan İstanbul’da bu projeyi uygulamak için, II Meşrutiyet sonrası aktif bir faaliyet içine girmişlerdi Bu kapsamda, 1910’larda İstanbul’da kurulan Hıristiyan Gençler Cemiyeti(YMCA); başta Abdullah Cevdet, Baha Toven, Sabiye Zekeriya Sertel, Cenap Şahabettin vb olmak üzere birçok Türk aydınına konferanslar verdirerek; ateist hale getirmeye çalışmışlardı Çünkü onlara göre ateist Türkleri Hıristiyan yapmak, Müslüman Türkleri Hıristiyan yapmaktan çok daha kolaydı ”

 Sanırım, bugünün nesilleri pek iyi bilmese de bu topraklarda bir zamanlar B.Toven gerçeği yaşanmıştı. Bazı kareler eksik ve parçalı olsa da 6 Ocak  1959 yılında 78 yaşında vefat eden Mehmet Bahaeddin  Toven’in kendisi tam bir resim karesiydi.

 Bizim asıl yazmayı düşündüğümüz konu ise, Sayın Armağan Ekici’nin  yazısında belirttiği “hazırlanan fakat bir anlaşmazlık yüzünden toplatıldığı iddaa olunan “B. Toven Takvim 1946” tır.

 Takvim 1946 yılına ait kartonlu duvar takvimi türündendir. 365 gün yapraklı olup, standart duvar takvimleri boyutunda, saman kağıda basılı ve siyah beyaz hurufatlı ve baskılıdır.

 Takvimin ön kapağında yer alan ifade, takvimin bizzat  Baha Toven tarafından hazırlanıp- yayınlandığını ortaya koymaktadır:

 “ Bu takvim merhum Ebüzziya  zade Velid ile müştereken “ Ebüzziya Takvimi” ni kuran şeriki Baha Toven tarafından çıkarılmıştır”

 Buradaki sihirli sözün “şerik” ifadesi olduğunu ve bunun da “ortak” anlamına geldiğini belirterek, yorumlarımıza başlayabiliriz sanırım.

 Anlaşılıyor ki, Türk Takvim Tarihinde önemli bir milad olan Ebüzziya Takvimlerinin hazırlanışı ve yayınlanmasında hep Baha Toven’in de bir katkısı ve imzası vardır. Belki de Ebüzziya Takvimlerinin kendi türünde döneminin en saygın takvimi olmasında, yayıncı Ebüzziya ailesi kadar, mutfağında yer alan Baha Toven’in de etkisi büyüktür.

 Yine bu takvimin ön kapağında yer alan “İçindekiler” başlığının altındaki konu başlıklarını okuduğunuzda bu etkinin nasıl bir etki olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü burada yer alan başlıklar, Ebüzziya Takvimini benzerlerinden ayıran farklılıkları ortaya koymaktadır. Örneğin duvar takvimi tarihimizde,  batı kökenli fen , fizik ve astronomik deyim ve terimlerin açıklanmasını, büyük kaşifler ve keşifler gibi alıntıları ilk kez Ebüzziya Duvar Takviminde görebilmekteyiz.

 Baha Toven Takviminde de bu konu başlıklarını ağırlıklı olarak görmek, takvimciliğimize, bu terimlerin ve tanımların girmesinin öncüsü olarak, Baha Toven’i işaret etmektedir.

 “ İçindekiler” başlığı altında çok daha özgün konularla karşılaşmıyor değiliz. Örneğin : İspiritizma adını taşıyan “ulûm-u ruhiyyeye aid taharriyat-ı tecrübiye ve intikadiye” mecmuasındaki yazılarını ve Sir William Crooks’un La Force Psychique ( Ruh Kuvveti )  adlı eserinin çevirisini bildiğimiz Baha Toven, takvim yapraklarında “ ispirtizme” ye yer vermeyecek miydi?

 Bu konu fazlasıyla takvim yapraklarını süslemiş, uzun tefrikalara konu olmuştur. Baha Toven bu konudaki engin deneyim ve bilgisini takvim okurlarına yansıtmıştır.

 “Ölülerin Hayalleri” konusunda yazılan tefrikalar da takvimciliğimize ilk kez Baha Toven takvimiyle girmiş gibidir. Daha öncesi bu konuya ilişkin yazılanlar ise, bu kadar cüretli ifadeler taşımayan, muhtemeldir ki yine Baha Toven’in iddiasız yazılardır.

 Bizi şaşırtmayan ise, gerek “İçindekiler” başlığı altındaki konular içinde yer alan, gerekse de takvimin çok sayıda yaprağında yer bulmuş olan “ Musuki sevenlere sualler ve cevaplar” başlıklı yazılardır. Dahası, “Beethoven’in hayatı” başlıklı konuya hem “İçindekiler” başlığında hem de yapraklarda fazlasıyla yer  verilmesidir. Doğrusu hiç şaşırmamış bulunmaktayız.

 Kendisinin ifadelerine şahit olmadığımız/ olamadığımız için hakkında söylenenler ile yetinmek zorunda kaldıklarımızın ifadeleriyle “ bir Beethoven hayranı ve tutkunu” için bunlar hiç de fazla değildir.

 Takvim okurlarına sorulan 18 adet Beethoven sorusu ve akabinde de bir kaç gün sonra da olsa devam eden yapraklarda verilen 18 adet cevap anlamsız değildir. Üstelik bu soru ve cevap kısmı, takvim yapraklarının önyüzüne taşınırken, diğer taraftan da arka yüzlerinde ayrıca “ Beethoven’ın hayatı” nın tefrikaya dönüştürülmesi, anlamsız değildir.

 Çok anlamlıdır.

 Karşımızda,  entellektüel bir insan bulunmaktadır. Çalışkandır, yaratıcıdır, ufuk açıcıdır. Üstelik müzik bilgisi ve sevgisi çok derindir.

Evet, bir iddiayı yazımıza taşımıştık; “toplatılan takvim” diye söz etmiştik 1946 B. Toven takviminden. Bu konuda bilgim mevcut değildir. Neden, niçin topatılmıştır. Ancak toplatılan bir takvim, koleksiyon için daha büyük bir önem taşır. Öyle değil mi?

 1946 B. Toven takvimim olduğu için çok şanslıyım. Mehmet Bahaeddin Toven’ı tanıdığım için de.