Köy Enstitüleri Müzesi

Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 70’inci Yılı, çeşitli etkinliklerle bu yıl ülkemizin çeşitli zemin ve mekanlarında doyasıya anıldı. Sempozyumlar, paneller, toplantılar, resitaller, tartışmalar,sergiler birbirini izledi. Coşku ve heyecan bir çok insanı yeniden sardı.

 Bunun bir benzerini 2000 Yılında Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 60.Yılında izlemiştik.

Sanırım 65. Yıl Kutlamaları çoğu kişiye cazip gelmemişti ki, o yılın kutlamaları ne 2000 Yılı Kutlamaları kadar otantik, ne de bu yılki kadar akademik olabilmişti.

Sanırım 75. Yıl Kutlamaları, ülke olarak 75 sayısına verdiğimiz öneme atfen, daha bir görkemli olabilecektir.Ancak bu kez de törenlerde görebileceğimiz “aksaçlı öğretmenlerimiz”in daha da azalmış olduklarını farkedeceğiz.

Oysa asıl görkem, onların henüz bir kısmı hayattayken bu duyguya ortak edebilmek, onları sayıların ( 0) ve ( 5) kutsiyetinden kurtarıp, asıl kutsiyetin onların kendilerinin ve emeklerinin varlığı olduğunu gösterebilmektir.

Kim beş yıl daha bekleyebilir ki?

Kim beş yıl daha beklemeli?

Onları görmüyor musunuz, nasıl heyecanlanıyorlar, nasıl coşuyorlar kendilerine ait bir şeyler olduklarında. Konserleri, konferansları, sempozyumları, sergileri dolduranlar onlar değil mi?

Her beş yılı beklemek zorundalar mı?

Elbette değil ve olmamalılar.Ne yazık ki hergün, her akıllarına geldiklerinde mezun oldukları okullara gidemiyorlar. O nefesi koklayamıyorlar. Gitseler de okullarını bulamıyorlar zaten.

Ne onları hatırlayan var, ne de onları soran.

Binaları çökmüş kalmış. Sıralar zaten yok.

Yemekhaneler salonlara döndürülmüş, yemek kokusu yerine anlamsız kokular dolmuş.

İşlikler kapatılmış, herbiri depoya dönmüş.metal yığını sarmış her yeri.

Ya o ağaçlar! Kimi sökülmüş atılmış çoktan. Yerine başka bir şey konmuş.

Kitaplar! Hiçbiri yok şimdi kütüphanelerinde. Fotoğraflar kaybolmuş.

Yok olmuş herşeyleri. Her şey yaşlarına dolmuş.

Siz hiç yıllarca emek verdikten sonra, yaşından dolayı fabrikasından ayrı tutulan bir emeklinin, sabahları her gün o fabrika kenarına giderek uzaktan  baca dumanlarına hayran kaldığını biliyor musunuz?

Siz hiç emekli bir öğretmenin okul kenarlarında dolaşıp durduğunu? En azından köşede bir kırtasiye dükkanı açtığını.

Düşüm o’dur: Köy Enstitülerinin havasını yaşatabilecek en nadide yerdir, Köy Enstitüsü Müzesi.

Kitapları, fotoğraflarıyla. Dertleri tasalarıyla.

Defterleri, kalemleriyle. Anıları, kahkahalarıyla.

Şapkaları,elbiseleriyle. Kaderleri,kederleriyle.

Resimleri, çizgileriyle. Eşleriyle, dostlarıyla.

Aletleri, edavatlarıyla. Çoluk, çocuklarıyla.

Bavulları, çantalarıyla. Gurbet ve sılalarıyla.

Mandolinleri, kemanlarıyla. Şarkıları, türküleriyle.

Düşüm O’dur: Köy Enstitüsü Müzesidir.

Bu düşün gerçekleşmesi adına, ortak düşler kuran var mıdır ki?

Bir Cevap Yazın