Ankara’daki Müzayedelerin Ardından

Ankara’da son 2 hafta sonunda iki müzayede gerçekleştirildi.Üstelik bu arada Ayrancı Antika Pazarı’da yapıldı. Kısacası Ankaralılar dolu dolu bir kültürel hafta içinde yaşadılar. İlk müzayede daha çok obje ve tablo müzayedesi olmakla birlikte ihtiva ettiği efemera ve kitaplar ile de ilgi çekici idi. Bu müzayede satışa çıkarılan bir kitaba “pey” vermekle yetinmiş, çok arzuladığım bir kitaba sahip olmayı arzulamıştım. Olmadı. Arzu ettiğim kitap satış fiyatının nerede ise 6 katına ulaşmış 1000 Liraya alıcı bulmuştu.Çok güzel bir eser, tanımadığım bir koleksiyonerin koleksiyonuna dahil oldu. Yine de umarım o kitap Ankara’da kalmıştır.

Aynı gün yapılan Antika Pazarı’ında ise İzmir’den geldiği söylenen bir kütüphanenin çeşitli kitaplarına ilgi duydum. Yaklaşık 20-25 adet efemera ve kitabı ayırıp seçmeme rağmen, satıcının afaki fiyat istemesi sebebiyle hiçbirini almadan ayrıldım.

Bu hafta sonunda yapılan bir kitap müzayedesin ise durum çok daha farklıydı. Koleksiyonum için elzem olan iki adet efemeraya ilgi duymuş, adeta o iki parça malzemeyi çok istemiştim.

Olmadı. O iki parça eser açılış fiyatının 12 katına kadar yükselerek beni yalnız bıraktı.

Koleksiyonculuk, her zaman ilgi, sevgi ve meşakkattir. Ancak çoğu zaman da paradır. Parayı ayırabilmek, kıyabilmektir.

Ancak bir söz var camiamızda; ” döner gelir”. O kitapların dönüp gelmesini bekleyeceğim. Yapacağım bir şey yok. Diliyorum; döner gelir.

Alamadığım kitaplara sahip olanlara da ” hayırlı olsun” demekten başka bir şey gelmez elimden. Gerçekten hayırlı olsun. Yerine, sahibine gittiğine yüzdeyüz eminim.

Benim burada ufacık bir sitemim olacak. Sözüm kimi bulacak bilmem ama, bu sitemi yapmak zorundayım. Ankara’daki sahaf ve müzayede yapan arkadaşların ilk müşterileri, çeşitli alanlarda koleksiyon yapan biz koleksiyonerlerizdir. En fazla alımı, en fazla vakti ve zamanını ayıran bizleriz.Ayrıca bu arkadaşlar, kimin ne alıp topladığını da yakınen bilir ve takip ederler. Kimin koleksiyonunda ne eksik olabileceğini dahi tahmin ederler. İş böyle iken, koleksiyoncuları paralarıyla yarıştırmanın içine girmemeliler, fazladan kazanılacak üç-beş yüz liralar için bizi paralarımızla sınamamalılar.

Demek istediğim şudur; ellerine geçen muhtelif malzemeler için bizleri arayıp ” sende var mı?” diye soranlar, ellerine geçen nadir malzemeler için de, en azından ” sende olmayabilir mi?” demeyi öğrenmeliler.Meslek ilkesi edinmeliler.

Kısacası bu camia, her ne kadar bir ucu ticari ilişkilere kadar uzanıyor ise de, diğer ucu ve asıl ucu, karşılıklı anlaşmaya dayanan medeni alıcı-satıcı ilişkilerinde son bulmaktadır. Merak edilen husus, koleksiyoncuların olduğu sürece, malzemelerin değer kazanıp, kazanmadığıdır. Bunun cevabı, kısa zamanda elde edilecek, küçük karlar ile ne kadar cevaplanabilir?

Aslında her üç etkinliğin de Ankaramıza bir renk ve ses kattığına inanıyorum. Hatta birinin mekanının son derece tarihi bir binada gerçekleştirilmesinde  katkımın ve payımın olması  ayrıca önem taşımaktadır. Yeni ve güzel bir geleneğin başlangıcı olmasını dilerim.

Ankara’daki bir başka müzayedede olmak dileğiyle.

Bir Cevap Yazın