“Eğitimde ve Kültürde Yeni Ufuklar:Köy Enstitülerinden Günümüze” Çalıştay’ı üzerine

 

Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Ankara Şubesi’nin, düzenlediği Çalıştay daveti üzerine katıldığım toplantı sonrası not aldığım hususları, sizlerle paylaşmak isterim.

Aslında katılımcı sayısı ve katılımcı niteliği açısından memnuniyet verici bir ortam yaratılmıştı. Belki Çalıştay düzeneği olan yuvarlak masa etrafında buluşma fikri çok daha yararlı ve verimli olabilirdi. Lakin mekanın fiziksel şartları sanırım pek uygun değildi. Bu  husus bir eleştiri olarak değil de daha sonraki toplantılar için bir öneri olarak değerlendirilmelidir.

Çalıştay Komitesi’nin açıklamalarından öğreniliyor ki; bu Çalıştay sonrasında alınacak karar ve ortaya konacak programlardan, 2011 Yılı 14- 15 Nisan Tarihlerinde Köy Enstitüleri’nin Kuruluşu’nun 71. Yılı Kutlama Etkinlikleri de ortaya çıkacak. Dahası bu program, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ile birlikte gerçekleştirilecek.

Bu yönüyle ümit verici, duygulandırıcı bir çalışma ortamıydı. Lakin, Kuruluşunun üzerinden 70 Yıl, kapanışının üzerinden ise nerdeyse 60 Yıl geçmiş Köy Enstitülerine bakış tarzımız, hiç değişmiyor. Yıllar geçiyor ama bizim onlara bakış tarzımız hiç değişmiyor. Belki bu değişmemişlikten medet ve yarar umanlar olabilir. Ancak, bu değişmemişlik pek de ufuk açıcı, vizyon verici bir uygulama değildir.

En azından bu Çalıştay’da farklı bir bakış açısı bulabilmeli, yeni bir söyleme sahip olabilmeliydik.

Köy Enstitülerine, hala  salt  “Köy Enstitüleri” gözüyle bakıyoruz. Oysa yaklaşık 70 yıldır Köy Enstitüleri hakkında yazılmayan yazı, yapılmayan inceleme, araştırılmayan konu kalmadı.Keza, kendi mecrası içinde yeni araştırmacılar, bilim adamları, tarihçiler yine yazacak, yine konu edinip tezler, kitaplar hazırlanacak. Buna bir itirazımız olamaz ve olmamalıdır. Ancak bu ve benzeri  Çalıştayların konusu ve amacı, yeni bir araştırma ,yeni bir kitap, yeni bir inceleme olmamalıdır. Tarisel süreç içinde bu konuda ne yazılacak ise yazılmaya devam olunacak, tesbitlerim doğrultusunda 80-90 bin sayfaya ulaşmış Köy Enstitüleri külliyatına her gün yeni sayfalar eklenecektir. Ancak Çalıştay’ın öncelikli konusu ve amacı bu değildir ve olmamalıdır.

Diğer yandan, Köy Enstitülerine hala salt “Köy Enstitülüler” gözüyle bakıyoruz. Oysa yaklaşık 70 yıldır Köy Enstitülülerin anıları, hatıraları, hikayeleri, destanları yazılmış ve yazılmaktadır. Köy Enstitülüler tarafından yazılmayan bir hikaye, bir destan kalmadı. Keza, kendi mecrası içinde çeşitli Köy Enstitülüler hala yazacak ve yazmaya devam edecektir. Üstelik yazılan bu anıların, bir çok detay ifade ettiğini ve  bu   detayların Köy Enstitüleri için önemli bilgiler içerdiğini  de bildiğimiz ifade ederek, yazmaya devam olunacaktır. Buna da bir itirazımız olamaz ve olmamalıdır. Ancak bu ve benzeri Çalıştayların konusu ve amacı yeni bir Köy Enstitülünün anılarını derleme, dinleme olmamalıdır. Tarihsel birikimler kapsamında yazılmaya devam olunacak anı ve destanlar ile külliyatın artmasına devam olunacaktır. Ancak yine ifade etmeliyim ki; Çalıştay’ın öncelikli konusu ve amacı bu değildir ve olmamalıdır.

Önemli olan Köy Enstitülerine ve onun mezunlarına  “ Köy Enstitücü” gözüyle bakabilmektir. Köy Enstitülerine ve Köy Enstitülülere sahip çıkabilmek, mirasını koruyabilmektir. Etkin olan, sürdürülebilir olan, yararlı olan bu olmalıdır.

Ne demektir Köy Enstitücü olmak?

Köy Enstitücü, Enstitülere, Enstitülülere sahip çıkandır. Onları yaşadıkları, yazdıklarıyla yetinmeden, onların yaşadıklarına sahip çıkmaktır. Üretmektir. Korumaktır. Saklamaktır. Aramaktır. Biriktirmektir.Yapmaktır.İnşa etmektir.

Köy Enstitücü, karşıya geçip olan biteni dışardan izlemek değildir. Salt yaşananlar ve yazılanlar üzerine kafa yormak değil, adım atmaktır. Yılda bir defa bir araya gelip horon tepmek, anılar depreştirmek değildir.

Köy Enstitücü, yılda bilemediniz iki defa bir panele, sempozyuma katılıp araştırmalardan, yazılanlardan bahsetmek değildir.

Köy Enstitücü, anmak ve hüzünlenmek değildir. Ağlama duvarı önünde yitirdiklerini anmak, arınma adına yılda bir defa hac’a gitmek benzeri, yıkılmış, köhnemiş, kapanmış, çökmüş okul binalarını gezmek değildir.

O binalara, o topraklara, o dersliklere, o yurtlara sahip çıkmak, bilmek, korumak, üzerine yeni bir şey inşa etmektir.

Çalıştay’da Sayın Mustafa Gazalcı’nın “ Eski Köy Enstitüleri yerleşkelerine sahip çıkmalı, onları anıtsal bir mekan olarak korumalıyız” önerisi anlatmak istediğim Köy Enstitücü bakışa bir örnek teşkil etmelidir.

Keza başka bir katılımcının, “ Hasanoğlan  Yüksek Köy Enstitüsü Binaları üzerinde  yalnızca Öğretmen Yetiştiren bir Üniversite’nin kurulması, diğer Köy Enstitüleri Binalarında ise buna bağlı Eğitim Fakültelerinin oluşturulması, böylelikle standart bir eğitim politkasının hayata geçirilebileceği” fikri ve önerisi Köy Enstitücü bakışa başka bir örnek teşkil etmektedir.

Genç bir öğrencinin, “ Hiç bir şey yapılamıyorsa bile bu boş arazilerin ekilip, biçilmesi, yeşertilmesi” önerisi, Köy Enstitücü bakışın narin bir yansımasıdır.

Köy Enstitücü bakış Fotoğraftaki Dicle Köy Enstitüsü eski binalarına bir sergi  evi kondurabilmek, orayı bir sanat yuvası yapabilmektir.

Eğer vakit müsait ve konuşmaya da niyetli olsam, ifade edeceğim öneri de, Köy Enstitücü bakışın bir başka ifadesi olabilirdi. İlk adımda Köy Enstitüleri Belgeliği, ikinci bir adımda Köy Enstitüleri Kütüphanesi, son adımında ise Köy Enstitüsü Müzesi oluşturma amacında çeşitli projelerin hayata geçirilmesi çalışması.

 Köy Enstitücü bakış, zorlu, meşekkatli,yorucu bir çaba demektir.Bunun formülü de Çalıştay esnasında Sayın Figen Kadriye Çetiner tarafından da dile getirilmiş bulunmaktadır. Beyin, kalb ve kas gücümüzü kullanarak bir şeyler yapmak. Şimdiye değin kalbi hislerle davranıp, gözümüzün kalbi damarlarını çalıştırmış bulunmaktayız.

 Sanırım, asıl sorunun bakış tarzımızda olduğunu fark eder, nostalji ve trajikomik seansları yaşamadan, gerçekle yüzleşmeyi becerir, “ Köy Enstitüleri” ve “ Köy Enstitülüler ” i başka bir platformun konusuna bırakarak, bu Çalıştay’da,  Köy Enstitücüleri’nin çaba ve becerilerine imkan tanırız. İnanın bu tercihin en çok sevinenleri de Köy Enstitülüler olacaktır.

 Doğrusu, Köy Enstitülü bir öğretmenimin bana dönüp; “ Haldun, 60 yıldır hiç bir şey yapamadık, ne bir Enstitütüyü yeşertebildik, ne de yanına bir şey inşa edebildik!” demesinden çok korkuyorum.

Hele ki “ Yapamadınız!” demesinden.

2 thoughts on ““Eğitimde ve Kültürde Yeni Ufuklar:Köy Enstitülerinden Günümüze” Çalıştay’ı üzerine

  1. Sevgideğer öğretmenim merhaba.
    Ülkemiz kültür ve sanat hayatına kattığınız değerler ve yoğun emekleriniz için teşekkür ederiz.
    Çalıştaya katılmanız ve engin birikimlerinizin değerlendirilecek olması amaçlananlara çok önemli katkılar sağlayacak inancındayız.
    Çalıştaya ilişkin ilk ve tek değerlendirme yazısı da sizin oldu. Bunun için de ayrıca teşekkür ediyoruz.
    Umudumuz şudur ki, “Yapamadınız” ile yüzleşme korkusunu “dile getirmek” sorumluluk anlayışımızı daha üretken kılabilecek değerler üretmeye dönüştürebilsin ki, Haldun öğretmenimizden bu durumda öğreneceğimiz çok şey de olmuştur, olacaktır da.

    İçtenlikli sevgi ve saygılarımızla.
    Eser Budak
    YAPIDER Y.K.a.

  2. Sayın Cezayirlioğlu,
    Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Ankara Şubesi olarak yaptığımız çağrıya uyarak toplantıya katılımınız ve hemen arkasından yaptığınız duyarlı yorum için teşekkür ederek söze başlamak istiyorum.
    Öncelikle, Çalıştal ilk toplantı yazmanlığında sorumluluk alan genç arkadaşlarımızın özem durumları nedeniyle toplantıya ilişkin bir değerlendirmenin gecikmiş olmasından ötürü şubemizin sorumlusu olduğu bir gecikmeden ötürü hoş görülmemizi isteyeceğiz.
    İlk toplantıda katılımcı sayısı belli olmadığından ötürü, taplantı düzeneği ile ilgili olarak, sizin de saptadığınız bir tersliği yaşadık. Köy Enstitüleri kavramı üzerinden yapılacak bir çalışma için birilerinin konuşmacı ve yazıcı, diğerlerinin dinleyici olduğu bir dizilim elbette ki hoş olmadı. Sonraki toplantılarda herkesin not alıp eşit koşullarda birbirine seslenebileceği bir toplantı dizilimi mutlaka sağlanmalıdır.
    İçerikle ilgili eleştirilerinizde de doğru saptamalarınız var.
    Elbette ki, olayı bir Köy Enstitüsü yinelemesinin ötesine götürmek gerekiyor.
    Bu konuda önceden yaptığımız ve bir yıl öncesinden diğer demokratik kitle örgütleri, meslek odaları ve sendikalara sunduğumuz bir taslağa burada yer verebiliriz.
    İlk toplantıdan başlayarak bizim tasarladığımız ve öncellediğimiz bazı başlıklarının gündeme oturması diğer katılımcılar için engelleyici bir etken olabilirdi.
    Bundan sonrasında daha somut önerilerin tartışılması yerinde olacaktır.
    CANLANDIRILACAK ÜLKE başlığı ile kartışmaya açtığımız aşağıdaki metnin, katılımcılar için yeni bir ufuk açabileceği inancındayım.

    GEREKÇE

    “Canlandırılacak Ülke”den söz ettiğimize göre, birileri, ülkemiz canlı değil mi diye soracaktır…
    Ne yazıktır ki, ülkemiz, insan ve coğrafya kaynaklarını yeterince kullanamamakta, toplum çoğunluğumuz çağın olanaklarından yeterince yararlanamamakta, insanca yaşamın ön koşulu sayılması gereken kendi varoluşunun ayrımına vararak kendini geliştirme, yenileme, içinde yaşadığı evrenle özgür iletişim ve paylaşım içinde bulunabilme koşullarından yoksun bulunmaktadır.
    Söz yerindeyse, Osmanlı çöküş dönemi sırasında olduğu gibi, aydın kesim içinde müthiş bir kafa karışıklığı ve yanılsamaların egemen olduğu politik kutuplaşmalar yaşanırken toplum çoğunluğunun üzerine bir tür ölü toprağı atılmış bulunmaktadır. Bu ölü toprağının kaynağı da çağın iletişim olanaklarını çıkarcı amaçlarla kullanan emperyalist kültür politikalarıdır. Televizyon ve iletişim gereçlerinin istismarcı kullanımı sonucu, insanımız tüketim kültürünün yüzeysel ve yoz sembol-simgeleri ile tekil bakış açılı inanç sistemlerinin ezberci kalıpları içerisine sıkıştırılmış bulunmaktadır. Özellikle kent varoşları ve kırsal bölgelerimiz, inançlı yurttaşlarımızın içtenlikli duygularının politik çıkarlar için kıyasıya kullanıldığı alanlar durumuna getirilmiş bulunmaktadır. Yoğun göçler ve iletişim olanaklarının belli amaçlarla kullanımı sonucu, kendi kültürel değerlerimizin yerini tüketim kültürünün yoz, yüzeysel, görsel öğeleri ile kutsal inançların arkasına sığınılarak yaygınlaştırılan sorgulanamaz ve anlaşılamaz düşünce-davranış kalıpları almaktadır. Her iki kaynak da, deyim yerindeyse, dışalım gösterge sistemleri olarak, bize ait yaşamı öteleyen, gölgeleyen, kendi varoluş bilincimizi gerileten gösterge sistemleri olarak üzerimize yağdırılmaktadır. Saldırgan, kendi dışındaki dünya görüşlerine tahammülsüz, tek bir bakış açısının baştan sona egemen olduğu, neredeyse klonlanmış görünümde yeni kuşaklar yaratılmaktadır
    Bu ikili kültür sağanağı altında “kırk katır mı, kırk satır mı?” seçeneklerinin kısır döngüsü içerisinde bunalmış durumdayız…
    Coğrafyamızı ve insanımızı temellerinden sarsan, geçim ve gelişme yollarını kapatan emperyalist saldırganlık ve gericilikle savaşım için zaman yitirmeden davranışa geçilmelidir.
    Ülkemizin bugün içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal karmaşasının çözümü için yakın tarihimizdeki gelişmeler günümüz bilgi birikimi ışığında bir kez daha gözden geçirilmeli, günümüz koşullarına uygun yöntem ve öneriler üretilmelidir.
    Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun iki önemli öğesi olan “emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı” ile “Ortaçağ gericiliğine karşı başlatılmış eğitim-kültür devrimi”nin hangi temeller üzerinden yükselmiş olduğu açıkça bilinmeden günümüze yönelik girişimlerin başarıya ulaşabilme şansı bulunamaz.
    Günümüz dünyasının ABD ve AB merkezli, kendi içerisinde göreli uzlaşmazlıklar içeren emperyalist sömürü sistemi içerisinde, o sistemin bilimcil ve insancıl birikimlerini yadsımadan, toplumumuzun geleceği ve özellikle çalışan-işsiz yığınlarımızın insancıl yaşam koşullarına ulaşabilmesi için bağımsız bir ekonomik-politik politika izlenmesi, benzer kaygılar ve çabalar içerisindeki uluslar ve halklarla dayanışma içerisinde bulunulması gerekmektedir.
    Ülke ekonomisi, genel siyaseti ile ilgili bu politikanın saptanması siyasal bir eylemliliğin söz ve karar alanına giriyor olmakla birlikte, bu politikanın somut adımlarını oluşturacak girişimlerin örgütlenmesi, bugünkü toplumsal yapı içerisindeki güncel izleklerle, oluşturulacak seçeneklerle olası kılınabilecektir.
    Başka bir deyişle, geleceğin toplumunun hangi ekonomik ve kültürel öğelerle hareket edilerek kurulabileceğinin adım ve işaretlerinin bulunabilmesi için bugünden başlayarak genel bir değişim, yenileşme ve “canlanma” seferberliği başlatılmalıdır. Sorun bir siyasal iktidar sorunu olduğu kadar bugünün seçeneği olacak izlek ve politikaların tasarımlanması ve yaşama geçirilmesiyle de ilgilidir.
    Türkiye Cumhuriyeti kurucu düşüncesinin en önemli kültürel atağı Tonguç’un enstitülerinde “Canlandırılacak Köy” kavramı üzerinden yapılandırılmıştı.
    Bugün, yoğun göçlerle değişen nüfus yapısı, kentsel ve kırsal alanlarda yaşanan değişimler göz önünde bulundurularak, iletişim hız ve genişliğinin getirdiği olanaklarla düşünülmesi, “Canlandırılacak Köy” kavramı yerine “Canlandırılacak Ülke” kavramı üzerinde durulması çok daha akılcıl bir tutum olacaktır.
    Dünün Köy Enstitüleri, bugünün kırsal alanları için de yaşamsal önemde bir değer taşımaktadır. Ancak, ekonomi-kültür-eğitim alanında yapılacak atılımlarda nicel ve nitel olarak ağırlığın kentlere kaydırılması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
    Dünün Köy Enstitüleri gerçeği bugün için de özellikle kırsal alanlarımızda yararlanılabilecek önemli bir kalıt olarak bize yol gösterebilecektir. Kentsel alanda yapılacak olanlar konusundaysa, yararlanılabilecek öznel bir deneyim bulunmamaktadır. Köy Enstitüleri yanında Kent Enstitüleri kurulması bir zorunluluk olarak görülmektedir.

    ÖRGÜTLENME
    Dünün Köy Ensitüsü atağını gerçekleştiren güç, iktidardaki Kemalist yönetim idi. Köy Enstitüleri girişimi, Maarif Vekaleti ve İlköğretim Genel Müdürlüğü içerisinden örgütlenmiş, İçişleri, Ekonomi, Bayındırlık, Tarım ve Sağlık Bakanlıkları ile değişik boyutta birliktelikler ve ortak hareket alanları oluşturulmuştu. Diğer bakanlıkların ve bürokrasi içinde yer alan birçok kurumun, çoğu kez, kuruluş aşamasında amaçlandığı ölçüde Maarif Vekaleti ve özellikle de yürütücü konumdaki İlköğretim Genel Müdürlüğü ile işbirliği yapmaktan kaçındıkları, hatta kimi kez çalışmalara engel olmaya çalıştıkları, Maarif Vekaleti ve özellikle de Talim Terbiye Kurulu içinde de Köy Enstitüsü karşıtlarının önemli etki ve etkinliklerinin bulunduğu bilinen bir gerçekliktir. Her şeye karşın, Köy Enstitüleri girişiminin iktidar olanakları kullanılarak gerçekleştirilmiş olduğu açıktır.
    Bugün, ülke canlanması için düşünülen Köy ve Kent Enstitüleri çalışmasının iktidar olanaklarından yararlanma olasılığıysa, oldukça düşük olacaktır. Buna karşın, yapılacak çalışmalarda özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarıyla, Üniversitelerle, Tarım, Kültür ve Çevre Bakanlıkları ile işbirliği olanakları zorlanmalı, merkezde olmasa da çevre uygulamalarında güç ve eylem birliğinin yolları aranmalıdır.
    Üniversite ilişkilerinde üniversite öğrencileri toplulukları ile sıcak ilişkiler geliştirilmesi, üniversite çalışmalarında birlikte davranmanın yolları aranmalıdır.
    Kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerde bu kurum çalışanlarının yığın örgütlenmeleriyle yönetimsel ilişkiler dışında, dolaysız bağlar oluşturulmalıdır.
    Bugün düşünülen “Canlandırılacak Ülke” etkinliği, iktidar olanaklarından fazlaca yararlanamayacak olsa da, dünkü Köy Enstitüleri deneyiminde bulunmayan başka kurum ayaklarının varlığı açıkça görülebilmektedir. Bu bağlamda, Yerel Yönetimler, Üniversiteler, Sendikalar, Demokratik Kitle Örgütleri (Odalar ve Dernekler), Üretici Birlikleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Halkevleri benzeri yarı politik, yarı kitlesel kuruluşlar, mutlaka dayanışılması ve güçbirliği yapılması gereken öğeler olarak görülmelidir. Bu dernekler arasında kendi yöre kültürünü yaşatma ve geliştirme amacıyla kurulmuş yöre derneklerini de anmak gerekir.
    Ülke çapında yapılacak tüm girişimlerde bu kurum ve kuruluşlarla başlangıç ve yöntem belirleme aşamasından itibaren birlikte davranmanın yolları aranmalıdır.
    Kentlerde kurulacak Kent Enstitüleri’nin temelleri için kimi yerel yönetimlerin başlattığı bazı çalışmalardan da yararlanılabilecektir. Sözgelimi, Ankara’da Çankaya Belediyesi’nin uygulama alanına soktuğu TODAM çalışmaları böyle bir çalışma için hareket noktası oluşturacak ipuçlarını barındırabilmektedir. Ancak, “Canlandırılacak Ülke” girişimi için, bu çalışmaların salt bir eğitim, eğitsel uygulama alanı olmaktan ileriye götürülmesi, tiyatro, oyun ve müzik grupları oluşturulması, el becerisini geliştirecek kurslardan üretim ve tüketim kooperatiflerine varıncaya kadar ekonomik alanda toplumu tümden kucaklayacak yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerekmektedir.

    KÖY ENSTİTÜLERİ ve KIRSAL ALAN ÇALIŞMALARI

    Geçmişteki Köy Enstitüsü uygulamasının bugün olduğu gibi tekrarlanması düşünülemez. Değişen ekonomik ve sosyal koşullar ışığında yeni bir yapılanma sağlanmalıdır.
    Kırsal bölgelerde yapılacak çalışmalarda geçmişte olduğu gibi iki ayrı görev alanı seçilmektedir:
    1. Eğitim-Kültür Çalışmaları,
    2. Ekonomik Yapılanma

    Eğitim-Kültür:
    Eğitim alanında yapılacak çalışmalarda ilkeler belirlenirken, kaç haneden oluşursa oluşsun, “her köye bir öğretmen” parolasının mutlaka yaşama geçirilmesi düşünülmelidir. Köy Enstitüleri dışında yetişmiş öğretmenler de en kısa zamanda kurs izleklerine alınıp “Canlandırılacak Ülke” kavramının gerektirdiği eğitsel ve kültürel donanıma kavuşturulmalıdır.
    Eğitimin ilk ayağından, okul öncesi eğitimden başlayarak bilgisayar kullanımı yaygınlaştırılmalı, dünyayı tanımaya başlayacak çocuklarımız iletişim çağının olanaklarıyla erken yaşta tanışmalıdır.
    Her enstitünün kendi yöresi için bir halkbilim merkezi olması ve yöresindeki tüm yerleşim birimleriyle sıcak ilişkiler içinde bulunması sağlanmalıdır.
    Enstitü öğrencilerinin önderliğiyle çevredeki tüm yerleşim birimlerinde evrensel sanat-kültürle ilgili gösteriler düzenlenmeli, yerel kültürle evrensel kültürün kaynaşması sağlanmalı, ritüeller ve geleneksel oyun öğelerinin canlı kalması yolunda çaba gösterilmelidir. Tüm etkinliklerde katılımcılık ve paylaşma ana ilke olarak benimsenmelidir.
    Yapılacak eğitim-Kültür çalışmaları ekonomik alanda yapılacak kuramsal, bilimsel ve üretime yönelik çalışmalarla iç içe yürütülmelidir. Enstitülerde, “Tarımda teknoloji kullanımı” ile ilgili geniş uygulama alanları kurulmalı, ARGE (araştırma-geliştirme) çalışmaları ile kultürel dersler birlikte yapılmalıdır. Her enstitü kendi bölgesindeki tarım, hayvancılık, arıcılık, turizm hareketleriyle ilgili özel tasarımlar geliştirmekle, bir dalda olabildiğince uzmanlaşma ile yükümlü olmalıdır.

    Ekonomik Yapılanma
    Kırsal alandaki ekonomik yapılanmada Üretici Örgütlenmesi ana ilke olarak belirlenecektir. Bu alanda meslek örgütleriyle de yakın bir işbirliği içinde olunmalıdır.
    Üretici örgütlenmelerinde, hızla, kooperatifler, üretici birlikleri, pazarlama-tanıtım ve dışsatım kuruluşları kurulmalı, var olanlar demokratik ve katılımcı bir işleyişe kavuşturulmalıdır.
    Üretici örgütlerinin tarımda teknoloji kullanımı yolundaki çabaları enstitüler tarafından desteklenmeli ve bilimcil temellere oturtulması sağlanmalıdır.
    Üretici örgütleri ile kentlerde kurulacak tüketici örgütleri ilişkilendirilmesi, üreticinin tarlasından alınan ürünün bir aracı fiyat eklenmesine uğramadan tüketiciye ulaşmasının yolları aranmalıdır.
    Üretici örgütlerinin ürün denetleme, toplama, değerlendirme, paketleme dışında, dış ülkelerde temsilcilikler oluşturma, dışsatıma yönelik çalışma içinde olmaları da mutlaka sağlanmalıdır.

    KENT ENSTİTÜLERİ
    “Canlandırılacak Ülke” çalışmalarının kent ayaklarında merkez, Kent Enstitüleri olacaktır. Kentsel alanda kurulacak enstitülerde de kırsal alandakinde olduğu gibi
    1. Eğitsel-Kültürel Çalışmalar,
    2. Ekonomik Çalışmalar olarak iki başlık altında toplanmalıdır.
    Eğitsel-Kültürel çalışmalar için kent çevrelerinde oluşturulacak enstitülerde A) Yatılı, B) Gündüzcü, C) Gezici birimler oluşturulmalıdır.
    Kent Enstitüleri, eğitim-kültür çalışmalarında okulöncesi eğitimden başlayarak yüksek lisans ve doktoraya kadar uzanan bir yelpaze içinde değişik bilim alanlarına eğiticiler yetiştirme amacı gütmeli, benzer işlevi olan üniversiteler için de tasarımlar hazırlayabilmelidir.
    Kentlerde kurulacak enstitülerin, büyük sanayi bölgelerine yakınlığı sağlanmalı, ünivesiteler, meslek odaları, işveren ve işçi sendikaları ile işbirliği içinde hareket edilmelidir. Sanayileşmiş yörelerde Kent Enstitüleri’ne bağlı “İş Enstitüleri” kurulmalıdır.
    “Canlandırılacak Ülke” çalışmasının kent ayağında, tüketici örgütlenmeleri ile hem tüketiciye ucuz ve kaliteli ürün sunumu hem de çalışmalara ekonomik destek olanağı sağlanmış olacaktır.
    Kent çalışmalarında belirli bölgelerde el becerisi geliştirmenin yanında tüketim kooperatiflerine ve genel tüketimi karşılamaya yönelik yaygın üretim işliklerinin kurulması bugünden düşünülmelidir.
    Kent Enstitüleri, çevre semtlerde birer Kültürevi kurarak semt yerleşikleriyle yakın ilişki içinde olmalıdır. Kalabalık nüfus alanları göz önüne alındığında, yalnızca enstitü merkezlerinde yapılacak bir çalışmayla yetişkin eğitimi ve kültürel etkinliklerin yaygınlaştırılması, katılımcı bir nitelik kazandırılabilmesi olası değildir.
    Kültürevleri de birer enstitü gibi çalışmalıdır.

    Bugünün Adımları
    Bugünkü koşullarda Kent Enstitüleri kuruluşu olanaklı görülmüyor olsa da yerel yönetimler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ile güçbirliği yapılarak Tonguç Kültürevi adı altında birer kültürevi kurulmasının yolları aranmalıdır.
    Kent enstitülerine gidecek yolu semt kültürevleri girişimi aydınlatacaktır.
    Semt kültürevlerinde hem bugünün resmi eğitim politikalarının eksik ve yanlışını giderecek bir eğitim izleği oluşturulmalı, hem de ağırlıkla kültürel çalışmalara, el becerisi geliştirmeye, eğitimde laboratuvar koşullarının oluşturulmasına yönelik bir kültürel geliştirme izleği gerçekleştirilmelidir.
    Kültürel çalışmalar içinde serbest okumalar üzerinden geliştirilecek edebiyat söyleşileri, tiyatro oyunları, hafta sonu katılımcı semt eğlenceleri düzenlenmelidir.
    Her kültürevinde üretime yönelik işlik çalışmaları yapılmalıdır. Bu işliklerde, el becerisini geliştirecek, üretime yönelmiş kurslardan başlayarak geniş yeniden üretimi hedefleyen üretim çalışmalarına geçiş amaç olarak benimsenmelidir.
    Saygılarımla…

    alperakcam@gmail.com

Bir Cevap Yazın